Avrupa'da sokak ayakta, siyaset çıkmazda
Paris'te yükselen öğrenci isyanı, Avrupa'ya yayılan protestolar, grevler, kırılgan hükümetler ve liderlik boşluğu...
Ne dersiniz, Avrupa yalnızca ekonomik ve siyasi bir kriz mi yaşıyor, yoksa küresel güç denklemindeki yerini mi kaybediyor? Öyleyse, bu dönüşüm Türkiye'ye nasıl bir stratejik alan açıyor?
Önce şunun altını çizelim: Avrupa sokaklarında yükselen ses, yalnızca gençlerin öfkesi değil, Avrupa'nın uzun bir süredir biriktirdiği toplumsal, siyasi ve daha da önemlisi ekonomik sorunların görünür hale gelmesi. Bir zamanlar refahın, demokrasinin ve istikrarın merkezi olan Avrupa, bugün kendi geleceğine ilişkin sorulara cevaplar arıyor. Dolayısı ile, asıl mesele sokakların neden karıştığı değil, Avrupa'yı yönetenlerin neden çözüm üretemediği...
PARİS'TE BAŞLAYAN DALGA: YENİ BİR 1968 Mİ?
Fransa'da eylülde eğitim koşullarına tepkiyle başlayan protestolar kısa sürede ülke geneline yayıldı ve artık ekonomik gelecek kaygısıyla da birleşmiş görünüyor.
Resmi açıklamalara göre, 6 ekimdeki protestolara 266 bin, öncü protestoculara göre 450 bin kişi katıldı. ACLED verileri ise 28 Eylül - 2 Ekim arasında binden fazla öğrenci öncülüğündeki kritik gösterilere işaret ediyor.
Dolayısı ile, tarihsel hafıza ister istemez 1968 Paris olaylarını hatırlatıyor. O dönemde üniversitelerden yükselen isyan, milyonlarca işçinin katıldığı grevlerle Fransa'yı sarsmış, Charles de Gaulle yönetimini siyasi bir sınavla karşı karşıya bırakmıştı. Ancak, elbette bugün ki protestocularla arada önemli bir fark var: 1968 kuşağı mevcut düzeni değiştirmek istiyordu, bugünün gençleri ise mevcut düzenin kendilerine iyi bir gelecek sunup sunamayacağını sorguluyor.
Öte yandan, Avrupa Öğrenci Birliği de, 2026 Mart ve Mayıs ayları arasında, 22 ülkede 54 ayrı protesto gerçekleştiğini açıkladı. Daha önceki dönemde bu sayı 13 ülkede 31'di. Bu dikkat çekici artış, Avrupa genelinde ortak huzursuzluğu ortaya koyuyor. Yani artık, Avrupa yeni kuşağı, geçmiş nesillerden daha iyi yaşayacağına eskisi kadar inanmıyor.
REFAH DEVLETİNDEN BORÇ DEVLETİNE
Bildiğiniz üzere, Avrupa'nın toplumsal sözleşmesi basit bir vaade dayanıyordu: Yüksek vergi karşılığında, güçlü eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve istikrarlı yaşam. Şimdi değişen koşullara uyumsuzluk nedeniyle bu denklem zorlanıyor. Mesela, Fransa'nın 2027 bütçe hazırlıkları kapsamında, 54 milyar euro tasarruf hedefi tartışılırken, kamu hizmetleri ve eğitim yatırımlarına yönelik sert protestolar da büyüyor.
Üstelik Avrupa'da sorun sadece bütçe açığı da değil. Yaşlanan nüfus, enerji maliyetleri, sanayide rekabet kaybı, göçün toplumsal etkileri ve Çin karşısındaki teknolojik gerileme Avrupa'nın ekonomik kapasitesini hızla sınırlıyor.
Dahası, bir tarafta vatandaşların refah beklentisi, diğer tarafta Ukrayna savaşı nedeniyle, hızla artan savunma harcamaları var. Yani, Avrupa artık aynı bütçeyle hem eski refahını korumak hem de yeni güvenlik düzenini finanse etmek zorunda. Peki kıta, sosyal devletinden vazgeçmeden askeri gücünü artırabilecek mi?
HÜKÜMETLER VAR, LİDERLİK NEREDE?
Avrupa'nın bir diğer önemli krizi de, siyasi temsil ve yönetilebilirlik.
Almanya'da koalisyon siyasetinin sınırları, Fransa'da Macron'un parlamento çoğunluğu sorunu, Avrupa genelinde merkez partilerin oy kaybı ve radikal siyasi hareketlerin yükselişi aynı soruya işaret ediyor: Seçimi kazanmak neden giderek yönetmeye yetmiyor?
Mesela, Fransa'da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, Le Pen'in güvenlik ve düzen söylemi ile Luc Melenchon'un protestolara verdiği destek, toplumsal krizlerin, günümüzde nasıl siyasi rekabete dönüştüğünü de gösteriyor.
Toparlarsak... Görünen o ki, 2. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'nın yeniden inşasına yön veren Adenauer, De Gasperi, Schuman gibi isimlerin temsil ettiği uzun vadeli siyasi vizyonun yerini, günümüzde çoğu zaman seçim takvimine sıkışmış yönetimler alıyor. Bu durum güçlü lider arayışını artırırken demokratik denge ve denetim mekanizmalarının zayıflaması riskini de beraberinde getiriyor. Yani, sorun güçlü lider eksikliğinden de ibaret değil, sorun daha büyük: ortak hedef üretebilen siyasi irade eksikliği.
AVRUPA'NIN GÜVENLİK PARADOKSU
Avrupa iç politikada parçalanırken dışarıda giderek daha tehlikeli bir jeopolitik ortamla karşı karşıya. Ukrayna savaşı, ABD'nin Avrupa güvenliğine yaklaşımındaki sert değişim, Çin'in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Avrupa Birliği'ni stratejik özerklik arayışına itiyor.
Ancak Avrupa'nın iki lokomotifi Fransa ve Almanya arasında bile, mesela savunma sanayiinin geleceği konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor. Paris, Avrupa merkezli üretimi öne çıkarırken, Berlin daha açık tedarik modellerine sıcak bakıyor.
Yani, buradaki temel çelişki şu: Avrupa, evet.. daha fazla silah satın alabilir. Fakat bu, otomatik olarak ortak bir strateji geliştirebildikleri anlamına gelmiyor. Çünkü, askeri kapasite kadar siyasi karar alma hızı, istihbarat paylaşımı, ortak komuta ve kriz anında irade birliği de ortak stratejik hedefler açısından belirleyici.
Dolayısı ile, Avrupa'nın önümüzdeki yıllardaki gerçek sınavı yalnızca Rusya'yı caydırmak değil, kendi içindeki siyasi kırılganlıkların, ortak güvenlik kararlarını felce uğratmasını önlemek olacak.
AVRUPA'NIN ÜÇ İHTİMALİ
Önümüzde üç olası senaryo bulunuyor. Birincisi, merkez siyasetin reformlarla yeniden güç kazanması ve Avrupa'nın ekonomik, sosyal ve askeri kapasitesini ortak bir stratejide buluşturması.
İkincisi, koalisyon krizleri, siyasi kutuplaşma ve grevlerin kalıcılaşması. Yani, Avrupa'nın küresel gelişmelere yön veren değil, gelişmelere tepki gösteren bir aktöre dönüşmesi.
Üçüncüsü ise güvenlik kaygılarının siyaseti yeniden şekillendirmesi ve milliyetçi, egemenlikçi hareketlerin güçlenmesi. Böyle bir sonuç, Avrupa bütünleşmesinin tamamen farklı bir yöne evrilmesi anlamına gelir...
Elbette, bu senaryoların hangisinin gerçekleşeceğine sadece seçim sonuçları değil, Avrupa'nın genç kuşakları belirleyecek. Çünkü Avrupa'ya tarihin öğrettiği önemli bir gerçek var: En büyük siyasi dönüşümler çoğu zaman parlamentolarda değil sokaklarda hissedilir. Dolayısı ile, bugün Paris'te öğrencilerin, Avrupa kentlerinde işçilerin ve seçmenlerin sorduğu sorulara çözüm şart. Zaten sorularda aynı noktada birleşiyor: Bizi kim nasıl yönetecek ve bizi nasıl bir gelecek bekliyor?
Yazarın diğer yazıları
Trump: İran savaşı yakında sona erecek, benzin fiyatları düşecek
Maltepe'de İETT otobüsü yolda oluşan çukura düştü
Yerli ve millî silahlar sahada... Mehmetçik, "Ateş Serbest"te hedefleri tam isabetle vuruyor
Riva'da kritik toplantı sona erdi! TFF'de 5 yönetici istifa etti