Savaş İran'da Değil, Dünya Ekonomisinin Damarlarında
Ortadoğu'daki son gelişmeler, ABD-İran savaşının yalnızca yeniden şiddetlenmediğini, coğrafyasını, yöntemini ve hedefini değiştirdiğini gösteriyor. Çatışma artık sadece İran'ın füze üslerinde, Amerikan üslerinde ya da Hürmüz Boğazı'nda yaşanmıyor. Kızıldeniz'e, Babülmendep'e ve küresel enerji ticaretinin ana damarlarına yayılıyor. Bu nedenle önce en temel soruya cevap vermek gerekiyor: Ateşkes tamamen ortadan kalktı mı?
Askeri açıdan evet. Öte yandan, geçen ay ABD ile İran arasında varılan geçici mutabakat zaten ciddi bir güven üretmemişti. Çünkü, Hürmüz'den geçişler, İran'ın denizlerdeki yetkisi ve ticari gemilerin güvenliği gibi, savaşın merkezindeki meseleler, çözümsüz kalmıştı. Sonuçta, Trump'ın ateşkesin sona erdiğini açıkça ilanı ile çatışmalar tekrar başlamış oldu. Peki, diplomasi kapısı tümüyle kapanmış durumda mı ? Şimdilik hayır. Çünkü, Washington hala müzakere edilebileceğini söylüyor, arabulucular da yeni bir geçici duraklama zemini arıyor. Ama sahadaki bu durumu ateşkes arayışı olarak değil, savaş sürerken yürütülen pazarlık olarak okumakta mümkün.
İran cephesi Kızıldeniz'e açıldı
20 Temmuz'da çok kritik bir gelişme yaşandı: Husiler Suudi Arabistan'a karşı deniz ablukası ilan etti. Bu hamle, savaşın Hürmüz'le sınırlı kalmayacağının en açık işareti. Çünkü, İran Körfez'den çıkışı baskı altına alırken, İran'la bağlantılı Husiler de Babülmendep'i tehdit etmeye başladı. Böylece Basra Körfezi ile Kızıldeniz, aynı stratejik kuşatmanın iki ucuna dönüştü. Konuyu biraz daha açayım: Bildiğiniz üzere, S. Arabistan, Hürmüz'deki sıkışmayı aşmak için, bir süredir, petrolünün bir bölümünü ülkenin doğusundan, batıdaki Yanbu Limanı'na taşıyor. Ve buradan da, Kızıldeniz üzerinden, petrolünü dünya pazarlarına çıkarıyor. İşte, Husilerin hedefi tam da bu alternatif güzergah. Dolayısı ile, son gelişmeler ışığı altında, şurası net söylenebilir: İran cephesi yalnızca genişlemiyor, Hürmüz'e alternatif olarak kullanılan çıkış kapısı da tehdit altında. Kısaca, 21 Temmuz'da iki petrol tankerinin Husi tehdidi üzerine Kızıldeniz'de rotasını değiştirmesi, ilan edilen ablukanın yalnızca propaganda olmadığını da göstermiş oluyor. Dahası, aynı gün ABD'nin İran savaşındaki maliyetinin 37,5 milyar dolara ulaştığının açıklanması da başka bir kırılmaya işaret ediyor. Yani, Washington üstün hava gücüne sahip olabilir ama savaş uzadıkça maliyet, askeri başarıdan daha görünür hale geliyor. Bu Trump yönetimi için oldukça riskli. İşte bu yüzden, İran'ın hesabı zaten Amerikan ordusunu savaş meydanında yenmek değil. Tahran, savaşın süresini, petrol fiyatını ve siyasi maliyetini yükselterek ABD'nin askeri üstünlüğünü stratejik bir yüke çevirmeye çalışıyor.
Şöyle devam edelim: ABD geçtiğimiz günlerde gemilere yönelik saldırılar sürerse İran'ın köprülerinin, enerji tesislerinin ve diğer kritik altyapısının vurulabileceği tehdidinde bulundu. İran ise misillemelerini sürdüreceğini açıkladı. İşte bu son derece kritik salvolar, savaşın niteliğinde önemli bir değişim olarak okunabilir. Neden mi? Şöyle: Başlangıçta hedefler füze bataryaları, hava savunma sistemleri ve askeri komuta merkezleri olarak tanımlanıyordu. Şimdi ise enerji, ulaşım ve sivil yaşamı ayakta tutan altyapılar daha açık biçimde hedef listesine giriyor... İşte bu tehlikeli eşik aşılırsa çatışma, İran'ın askeri kapasitesini sınırlama operasyonu olmaktan çıkar; devletlerin ve toplumların dayanma gücünü kırmayı amaçlayan çok daha geniş bir yıpratma savaşına döner.
Toparlarsak, 23 Temmuz'da Husilerin iki Suudi petrol tankerini füze ve insansız hava araçlarıyla hedef aldığını açıklamasıyla Kızıldeniz cephesi fiilen açıldı. Saldırıların Babülmendep yakınında gerçekleşmesi, küresel enerji sistemi açısından son derece kritik. Çünkü artık aynı anda iki geçiş noktası risk altında: Doğuda Hürmüz, batıda Babülmendep.
Petrolünün bir hafta içinde yaklaşık 84 dolardan 98 dolar seviyesine çıkması, piyasaların tehlikeyi artık geçici bir bölgesel gerilim olarak görmediğini ortaya koyuyor.
Financial Times'ın askeri değerlendirmesi de Washington'ın önündeki açmazı gösteriyor: ABD, Hürmüz'ü zor kullanarak yeniden açmak istese bile İran'ın dağınık füze sistemlerini, insansız araçlarını, küçük teknelerini ve kıyı gözetleme kapasitesini bastırmak haftalar sürebilir. Dahası, askeri hedeflerin vurulması gemileri geri getirmeye yetmeyebilir. Denizcilik şirketleri yalnızca Amerikan savaş uçaklarını değil, kalıcı siyasi güvenceyi görmek ister.
İran'ın yeni savaş doktrini
Son gelişmelerin gösterdiği temel gerçek şu: İran, ABD'ye aynı güçle karşılık vermeye çalışmıyor. Savaş alanını genişleterek Amerikan gücünün maliyetini artırıyor. Yani, Washington gökyüzüne hakim olabilir. Ama Tahran boğazları, enerji rotalarını, sigorta şirketlerini ve petrol fiyatlarını savaşın parçası haline getiriyor. Bu tüm dünya için büyük maliyet.. Foreign Policy'deki değerlendirmelerde uzun süredir vurgulanan İran stratejisinin özü de bu. Tahran klasik bir askeri zaferden çok, caydırıcılığını yeniden kurmaya çalışıyor. ABD'nin ve İsrail'in İran'a saldırmasının bedelinin yalnızca İran topraklarında değil, bütün bölge ve dünya ekonomisinde hissedileceğini göstermek istiyor.
Bu nedenle Husi saldırılarını sadece, İran'ın vekil gücü harekete geçti diye okumak eksik kalır. Yani Kızıldeniz cephesi, İran'ın asimetrik savaş stratejisinin mantıksal devamıdır: Hürmüz baskı altındaysa, alternatif güzergah da güvenli bırakılmayacaktır.
Savaş nereye gidiyor?
Kısa vadede ne kesin bir Amerikan zaferi ne de kalıcı bir ateşkes görünüyor. ABD İran'ın askeri altyapısını ağır biçimde yıpratabilir, ancak hava saldırılarıyla İran'ın bütün füze ağını, coğrafi derinliğini ve bölgesel bağlantılarını ortadan kaldıramaz.
İran da ABD'yi askeri olarak yenemez. Fakat petrolü pahalılaştırabilir, gemileri rotalarından çevirebilir, Körfez ülkelerinin güvenlik algısını sarsabilir ve Amerikan kamuoyuna savaşın faturasını büyütebilir. Bu nedenle savaşın gidişatı ile ilgili en muhtemel tablo, zaman zaman diplomatik molalar verilen fakat coğrafi olarak genişleyen bir yıpratma savaşı.
Ama asıl tehlike, tarafların savaşı istemesi değil, kontrol edilemeyen bir olayın savaşı büyütmesi. Bir tankerin batması, Amerikan askerlerinin toplu kaybı, Suudi enerji tesislerinin vurulması veya İran'ın elektrik ve su altyapısına ağır bir saldırı, misilleme zincirini geri döndürülemez hale getirebilir. Anlayacağınız, Ortadoğu yalnızca yeniden ısınmıyor. Savaş, cephe de değiştiriyor. Artık hedef sadece İran ya da Amerikan üsleri değil, dünya ekonomisinin dolaşım sistemi: Hürmüz, Babülmendep, Kızıldeniz ve Süveyş.
İran'ın mesajı şu: Benim petrolüm güvenle taşınamayacaksa, hiç kimsenin petrolü güvenle taşınamaz. Washington'ın cevabı ise aynı ölçüde sert: Dünya ticaretinin kurallarını İran belirleyemez. Sorun şu ki iki taraf da geri adım atmanın caydırıcılığını yok edeceğine inanıyor.
Ve uzun savaşlar çoğu zaman böyle başlar: Kimse topyekün savaşı istemez, ama kimse ilk geri çekilen de olmak istemez. Kısaca bindik bir alamete, inşallah gitmeyiz kıyamete ...
Yazarın diğer yazıları
İstanbul'da yasa dışı bahis reklamı yapan 4 şüpheli tutuklandı
Katil İsrail Gazze'de 21 bin 500'den fazla çocuğu öldürdü
Sahte polisler 62 yaşındaki kadını kandırdı, ekipler son anda yetişti
DMM'den "toplumsal birliği ve huzur iklimini hedef alan girişimlere" ilişkin açıklama: