ANASAYFA
RAMAZAN
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Afrika'nın yeni dönemi ve Türkiye

21.yüzyılın ikinci çeyreğine girerken kendi kaderini tayin etme iradesini gösteren Afrika kıtası, yeni mücadele alanlarından birine dönüşmüş durumda. İşte tam bu noktada, Türkiye'nin Afrika ile geliştirdiği çok boyutlu ilişkiler, klasik sömürgeci reflekslerden ayrılan yeni bir model olarak öne çıkıyor.

Son yıllarda, özellikle Batı Afrika'da yaşanan siyasi gelişmeler, eski sömürge düzeninin çözülmeye başladığını açıkça ortaya koyuyor. Hatırlayın, Mali, 2022'de Fransız askerlerinin ülkeden çekilmesini istedi. Burkina Faso, aynı yolu izleyerek Fransız askeri varlığına son verdi. Nijer, 2023 darbesi sonrası Fransız güçlerini ülkeden çıkardı. Orta Afrika Cumhuriyeti, güvenlik alanında Fransa yerine yeni ortaklara yöneldi. Çad, Fransız etkisinin sorgulandığı yeni bir siyasi sürece girdi. Dolayısı ile, bu gelişmeleri yalnızca askeri çekilme olarak değil, aynı zamanda eski sömürge düzeni-Françafrique'e karşı toplumsal ve siyasi bir başkaldırı olarak da okumak mümkün.

Öte yandan, Fransa son dönemde Afrika'da askeri ve siyasi varlığı en görünür şekilde gerileyen ülke olsa da, sömürge geçmişi bulunan diğer Avrupa güçleri de kıtadaki eski etkilerini büyük ölçüde kaybetmiş durumda. İngiltere, özellikle Doğu ve Güney Afrika'daki eski kolonilerinde artık doğrudan askeri varlık yerine diplomatik ve ticari ilişkilerle sınırlı bir rol oynuyor. Belçika, Kongo'daki tarihsel nüfuzunu 2000'li yıllardan sonra ciddi biçimde yitirdi ve sahada belirleyici bir aktör olmaktan çıktı. Hollanda ise eski sömürge ağını çok daha önce tasfiye ederek Afrika'da askeri ya da siyasi nüfuz kurma iddiasından vazgeçti. Buna karşılık da son yıllarda sahaya yeni oyuncular indi. Mesela Rusya, Çin...

Rusya, özellikle Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Nijer gibi ülkelerde güvenlik anlaşmaları, askeri danışmanlık ve paralı askeri yapılar üzerinden etkisini artırmaya çalışıyor.

Çin ise askeri değil, ekonomik ve altyapı odaklı bir strateji izliyor, limanlar, demiryolları, enerji projeleri ve kredi paketleriyle Afrika'nın en büyük ticaret ortaklarından biri haline geldi. Bu tablo, kıtanın Batı merkezli eski sömürge düzeninden çıkarak, Türkiye, Çin, Rusya ve Körfez ülkelerinin de dahil olduğu çok kutuplu bir rekabet alanına dönüştüğünü gösteriyor.

Türkiye'nin Afrika Açılımı: "Kazan-Kazan" Stratejisi

Bilindiği üzere, geniş bir tarihsel süreçte Batılı ülkelerin Afrika politikaları, doğal kaynaklara mesela Uranyum, altın, petrol ve nadir metallere erişim, bu erişim içinde, yerel yönetimlerin güvenlik politikalarının dış güçlere bağlanması (askeri üsler, güvenlik anlaşmaları) ve ekonomik bağımlılık yaratmak gibi emperyalist hedefler gözetiyordu. Türkiye'nin Afrika politikası ise çok farklı, bambaşka bir zemine oturuyor.

2005 yılında ilan edilen "Afrika Yılı" ile başlayan süreç, bugün çok boyutlu bir işbirliği ağına dönmüş durumda. 2002'de 12 olan büyükelçilik sayısı, bugün 40'ın üzerine çıkmış durumda. THY, Afrika'da en fazla noktaya uçan yabancı hava yolu. Türkiye'nin Afrika ile ticaret hacmi 2000'lerin başındaki birkaç milyar dolardan 40 milyar dolar bandına yaklaştı. Türkiye nasıl mı, başardı? Şöyle:

Türkiye modelinin temel yaklaşımı şu, altyapı kur, hastane yap, okul aç, yerel ekonomiyi güçlendir, güvenlikte ortaklık kur. Bu model, Afrika liderleri tarafından eşit ortaklık olarak tanımlanıyor. Somali semalarında görülen Türk F-16'ları da tam bu yaklaşımın sembolü. Bilindiği üzere, Türkiye'nin Afrika'daki en stratejik ortaklarından biri Somali. Türkiye'nin Somali hava sahasında F-16 savaş uçaklarıyla görünürlük sağlaması, analizciler tarafından , Ankara'nın kıtadaki askeri caydırıcılığını ve güvenlik taahhüdünün sembolü olarak görülüyor. Dolayısı ile, Türkiye'nin Mogadişu'da denizaşırı askeri eğitim üssünün bulunması, Somali ordusunun yeniden yapılandırılmasındaki kilit rolü, terörle mücadele ve deniz güvenliği alanlarındaki ortak operasyonları, Ankara'nın Afrika vizyonunun başarısını gözler önüne seriyor. Üstelik bu tablo, Türkiye'nin Afrika'daki varlığının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik ve güvenlik temelli olduğunu da gösteriyor.

Öte yandan, Türkiye'nin Somali semalarındaki F-16'ları Batı başkentlerinde yalnızca askeri bir hamle olarak değil, Afrika'daki güç dengelerinin değiştiğinin işareti olarak yorumlandı. Fransız basınında yer alan "Afrika Boynuzu'na Türk yumruğu" gibi ifadeler, aslında Türkiye'nin, klasik sömürgeci- emperyalist aktörlerin boşalttığı- kovulduğu alanlara, farklı bir modelle girdiğine dair, kaygılarını yansıtıyordu. Washington ve Brüksel çevrelerinde ise bu adım, NATO üyesi bir ülkenin, Kızıldeniz-Hint Okyanusu hattında artan askeri varlığı üzerinden deniz yolları güvenliği, enerji koridorları ve Çin-Rusya etkisine karşı yeni bir denge unsuru olarak değerlendirildi. Ancak aynı çevrelerde, Türkiye'nin Afrika'da askeri, ekonomik ve diplomatik araçları birlikte kullanarak bağımsız bir jeopolitik hat kurmasının, Batı'nın kıta üzerindeki geleneksel nüfuzunu daha da zayıflatabileceği yönünde dikkat çekici analizler de yapıldı. Bu nedenle küresel masada Türkiye'nin Somali hamlesi, bir askeri gösteriden çok, çok kutuplu dünyanın Afrika'daki yeni oyuncularından birinin sahaya indiğinin ilanı olarak okundu

İsrail'in Somaliland hamlesi ve Türkiye'nin tavrı

Doğu Afrika'da jeopolitik rekabetin yeni başlıklarından biri de Somaliland meselesi. Somali'den tek taraflı bağımsızlığını ilan eden ancak uluslararası tanınırlığı olmayan Somaliland, son yıllarda bazı aktörlerin radarına girdi.

İsrail'in bölgeyle diplomatik temas arayışları ve bölgenin liman-lojistik hatlarına ilgisi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi jeopolitiğini daha da hassas hale getirdi. Türkiye ise bu konuda net bir tutum sergiliyor. Somali'nin toprak bütünlüğünü savunan Türkiye, Somaliland'ın tek taraflı bağımsızlığını tanımıyor, tüm çözümlerin Mogadişu merkezli, siyasi bir süreçle yürütülmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşım, Türkiye'nin kendi bölgesinde olduğu gibi, Afrika politikalarınında devlet egemenliği ve toprak bütünlüğü ilkesi üzerine kurulu olduğunu gösteriyor.

Afrika neden küresel masanın yeni merkezi?

Afrika'nın yükselen önemi birkaç temel faktöre dayanıyor. İlki, demografik gücü. 2050'de dünya nüfus artışının büyük bölümü Afrika'dan gelecek. İkincisi sahip olduğu kritik madenler. Afrika, mesela elektrikli araçlar ve yüksek teknoloji için gerekli olan kobalt, lityum gibi zengin madenlere ve nadir toprak elementlerine sahip. Yeni petrol ve doğalgaz keşifleri, özellikle Mozambik, Nijerya, Senegal ve Tanzanya çevresinde oldukça yoğun gerçekleşiyor. Deniz yolları ve lojistik konumu, mesela Kızıldeniz, Süveyş ve Hint Okyanusu hatları küresel ticaretin tam da kalbi.

Çok kutuplu dünyada Afrika'nın rolü

Afrika artık sadece Batı'nın değil, Çin'in, Rusya'nın, Hindistan'ın, Körfez ülkelerinin de vs vs stratejik rekabet alanı. Ancak, kıta liderleri artık eski model ilişkileri reddediyor. Yeni dönemin anahtar kavramı: Eşit ortaklık.

Toparlarsak, Afrika'daki dönüşüm, aslında küresel düzenin değişiminin bir yansıması. Eski sömürge güçlerinin askeri üslerinin birer birer kapanması, yerini yeni ortaklık modellerine bırakıyor. Türkiye bu tabloda, geçmişin bagajını taşımayan, karşılıklı çıkar temelinde ilişki kuran bir aktör olarak öne çıkıyor. Bugün Somali semalarında uçan Türk jetleri, yalnızca askeri bir varlığı değil; aynı zamanda yeni bir diplomatik dilin, yeni bir işbirliği anlayışının sembolü. Afrika artık yardım alan fakir bir kıta değil, küresel dengeleri belirleyen yeni güç havzası. Ve Türkiye, bu yeni denklemde yalnızca masada oturan değil, masayı kuran aktörlerden biri olma iddiasını taşıyor. Kısaca denklem şöyle; Türkiye için Afrika, Afrika için Türkiye....


Yazarın diğer yazıları