ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


2025: Zihinsel kırılmalar yılı

Tarihte bazı yıllar, sadece olaylarıyla değil, yarattığı zihinsel kırılmalarla da hatırlanır. İşte 2025 tam da böyle bir yıl. Savaşların sürdüğü, diplomasinin yorulduğu, ittifakların sorgulandığı ve küresel düzen kavramının ilk kez bu kadar açık biçimde boşlukta asılı kaldığı tarihi bir eşik..

2025'in ardından...

2025, dünyanın hızla gittiğini fark edip frene bastığı yıldı. Hatırlayın, 2020'lerin başında dünya, krizlerin üstünden hızlanarak geçmeye çalışırken, daha fazla silahlanma, daha sert bloklaşma, daha agresif ticaret hamleleri, daha keskin propaganda, daha hızlı teknoloji yarışı hamlelerini tercih ediyordu. 2025'te ise bu hızın nihai bedeli bariz görünür hale geldi. Çünkü birçok aktör devletler, piyasalar, kurumlar, toplumlar aynı anda şunu fark etti: Bu hız, bizi hedefe götürmüyor, direksiyonu kilitliyor, ve eğer fren yapmazsak kaza büyüyecek. Peki, buradaki fren ne anlama geliyor? Buradaki fren elbette her şey durdu demek değil. Hızlanma refleksinin yerine, risk azaltma, maliyeti yönetme, kontrol arayışı geçti demek. Yani fren, maksimalist hedeflerin törpülenmesi, daha çok denge, daha çok arabuluculuk arayışı, daha çok müzakere kanalı açık kalsın kaygısı demek. Gelin bu noktayı birlikte biraz daha açalım:

Jeopolitikte fren: 2025'de zafer dilinden, hasar kontrolü diline geçildi...

2025'e gelindiğinde, 2020'lerin başında başlayan tüm çatışma ve gerilimler sürüyordu ama birçok cephede amaç 2025'de değişti. Artık kesin sonuç alalım yerine daha fazla yayılmasın, rakibi çökertelim yerine kendi iç dayanıklılığımızı koruyalım, yeni bir adım atalım yerine yanlış adımın faturası çok büyük anlayışı geldi. Elbette, bu hedef değişikliği, barış isteniyor anlamına gelmiyor, savaşların, büyük siyasi maliyet ve toplumsal yorgunluk üretmeye başladığı anlamına geliyor. Görünen o ki, 2025'te dünya, gerilimi yönetmenin gerilimi artırmaktan daha akıllıca olabileceğini yeniden hatırladı.

Ekonomide fren: 2025'de büyüme iştahından kırılganlık korkusuna geçiş.

2025'te pek çok ülkede enflasyon / borç /enerji fiyatı/ tedarik zinciri kırılması vs vs gibi sorunlar baş göstermiş durumda. Dolayısı ile ekonomistler, hızlı büyümeyi değil ani çöküş riskini konuşuyorlar. Bu yüzden ekonomide ki frenin sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz: Her şeyi küreselden alırız yerine tedariği yakınlaştırma ve çeşitlendirme, en ucuz neresi yerine en güvenli neresi, serbest piyasa her şeyi çözer yerine devletin stratejik alanlara daha çok girmesi mantığı. Kısaca, dünya 2025'te şunu fark etti, ekonominin en büyük düşmanı yavaşlık değil, öngörülemez hız.

İttifaklarda fren: 2025'de sabit bloklar yerine esnek denge

2025'te ülkeler şu ikilemli soru ile daha sık karşılaştı, bir blokta net durmak mı, yoksa her kriz için ayrı denge kurmak mı? Malum bildik ittifaklarda fren tam burada devreye girdi. 2025'de bir çok aktör topyekün saflaşma yerine, kriz bazlı işbirliği denemeye başladı. Bunun anlamı şu, dünya kesin çizgilerle ayrılmış iki kutup olmaya zorlanırken, aynı anda birçok ülke tek kutup seçmek yerine manevra alanı aradı. İşte bu arayış, ittifaklarda fren etkisi yarattı, bloklaşma hızı yavaşladı, pazarlıklar arttı, ara formüller çoğaldı.

Teknolojide fren: 2025'de de yarış sürdü ama korku da büyüdü

2025 yılı, özellikle yapay zeka, siber güvenlik ve veri alanında, ne kadar hızlıyız sorusundan ne kadar kontrol edebiliyoruz sorusuna geçişin belirginleştiği bir eşik oldu. Teknolojide fren burada şu anlama geliyor, ilk çıkan kazanır mantığı sürerken, aynı anda kontrol kaybı, dezenformasyon, güvenlik, iş gücü etkisi gibi başlıklarda düzenleme ve güvenlik kaygıları hızla artıyor. Yani teknolojide gaz pedalı hala basılı, ama bir ayak frende. Kısaca, evet hız var, fakat kazayı önleme refleksi de büyüyor.

Toplum psikolojisinde fren: 2025'de sürekli acil durum yorgunluğu

2025'in asıl kırılmalarından biri de toplumsal düzeyde. Sürekli kriz, sürekli alarm, sürekli mobilizasyon hali toplumlarda tükenmişlik hissi yarattı. Bu tükenmişlik iki sonuç doğurdu. Birincisi, devletler istikrarı en kıymetli siyasal ürün gibi sunmaya başladı. İkincisi, toplumlar radikal sıçrama vaatlerinden çok, düzeni koruma- güvenlik vaatlerine kulak kabartıyorlar. Bu da doğal olarak siyasetin hızını düşürüyor. Yani büyük devrimci cümleler! yerine idare edelim, kontrollü gidelim tonu yükseliyor.

Toparlarsak kullandığım fren metaforunun özü, hızdan vazgeçmek değil, hızın maliyetini görüp risk yönetimine dönmek demek. 2025'i böyle tarif etmemin nedeni ise şuydu: Dünya bir süre ne olursa olsun ilerleyelim dedi; 2025'te ise, bu şekilde ilerlersek duvara toslarız hissi yayıldı. Bu nedenle 2026'yı da, yön değişiminin yılı diye konumladım. Çünkü fren, direksiyon kararını zorunlu kılar.

2025'in kritik zamanları

2025'in siyasal karakterini belirleyen temel unsur, tek tek krizler değil; bu krizlerin aynı anda yaşanmasıydı. Savaş alanları sabit kaldı ama savaşın dili sertleşince, ahlaki sınırlar daha görünür biçimde aşındı. Mesela, Gazze'deki savaş, bölgesel olmaktan çıkıp küresel vicdan ve hukuk krizi yarattı, Ukrayna-Rusya savaşı kazanma hedefinden çok, yıpratma-dengeleme savaşına dönüştü. Kısaca, 2025, savaşların değil; savaş yorgunluğunun yılıydı.

Batı ittifakı ilk kez bu kadar dağınık

ABD– Avrupa hattında 2025 boyunca ortak refleksler değil, ayrı hesaplar öne çıktı. Mesela, NATO'da masada konuşulanlar ile sahada yapılanlar arasındaki mesafe açıldı. Bu yılın sessiz ama bana göre en önemli gelişmesi şuydu: Batı, ilk kez dünyaya tek bir cümle kuramadı.

Küresel Ekonomi: 2025 Paranın değil, gücün dolaştığı yıldı.

2025'te para akışları devam etti ama güven akışı durdu. Enerji, gıda ve savunma artık ekonomik değil jeopolitik enstrüman haline geldi. Devletler serbest piyasayı değil, kontrollü bağımlılığı tercih etti. Bu, küreselleşmenin fiilen sona erdiğinin ilanıydı, resmî açıklama yapılmasa da herkes farkındaydı.

2025'in asıl kırılması: 2025'de düzen değil, zihin değişti

2025' de dünya artık eski düzene dönüş fikrini ciddi biçimde terk etti. Artık kimse 1990'ların küresel iyimserliğine dönülebileceğine inanmıyor. Yeni soru ise şu: Bu düzensizlik kalıcıysa, biz bu dünyada nasıl ayakta kalırız? Bu soru, 2026'nın ana başlığıdır.

Peki, 2026'da dünyayı neler bekliyor?

Sanırım 2026, büyük patlamaların değil, net tercihler döneminin yılı olacak. Mesela, 2026'da ülkeler "kimin yanındasın?" sorusuna tek cevap vermeyecek. Aynı anda farklı bloklarla ilişki kuran, krizden krize pozisyon alan, sabit ittifaklar yerine esnek denge kuran devletler öne çıkacak. Bu yeni çağın kazananı ideolojik sadakat değil, stratejik akıl olacak. Yani 2026 tarafsızlık değil, çoklu denge dönemi olacak.

Güvenlik 2026'nın ana ekonomik alanı, savunma sanayi, enerji güvenliği, gıda zinciri ve siber alan olacak. Dolayısı ile, 2026'da büyüme rakamları değil, hayatta kalma kapasitesi konuşulacak. Devletler refah vaat etmeyecek, istikrar satacak.

Toplumlar daha sessiz ama daha gerilimli

Bildiğiniz üzere, 2025 protestolar yılıydı. 2026 ise içine kapanma ve sessiz öfke yılı olabilir. Bu da siyasetçileri daha sert, devletleri daha güvenlikçi yapacaktır.

Türkiye açısından 2025–2026

Türkiye için 2025, risklerle birlikte stratejik alan açan bir yıl oldu. Türkiye'nin bu süreçte en büyük şans ve şansızlığı ise şu oldu: Herkesin saf tuttuğu bir dünyada değil, kimsenin netleşemediği bir denklemde bulunması. Dolayısı ile, 2026'da Türkiye'nin asıl sınavı şu olacak, krizlerin arasında kalmak mı, krizleri yöneten aktör olmak mı? Bu, sorunun cevabı sadece dış politika da değil; ekonomi, diplomasi ve iç denge meselesinde de..

Ez cümle, 2025 bize şunu gösterdi, dünya, artık uzun vadeli hayaller değil, kısa vadeli hayatta kalma planları yapıyor. 2026 ise şu soruya cevap arayacak, yeni düzeni kim kuracak, kim uyum sağlamaya çalışacak? 2026 için belki de en çarpıcı gerçek şu olabilir, 2026 belki dünyayı değiştiren bir yıl olmayabilir ama kimin hangi değişime dayanıklı olduğunu acımasızca ortaya koyacak. Yani, 2025, dünyanın hızla gittiğini fark edip frene bastığı yıldı.2026 ise bu frenden sonra direksiyonun kimin elinde olacağını belirleyecek. Tarih hızlandı sabır azaldı, Allah hepimize kolaylık versin...


Yazarın diğer yazıları