ABD İran'a saldırır mı?
ABD-İran hattındaki gerilim, yalnız iki ülkeyi değil, küresel güç dengelerini, enerji piyasalarını, seçim politikalarını ve Türkiye'nin stratejik konumunu da doğrudan ilgilendiriyor.
Öte yandan Trump'ın İran yaklaşımı, klasik Tahran söyleminden çok daha karmaşık görünüyor. Bu karmaşanın cevabını bulabilmek içinde, Trump tipi dış politika için bir parantez açmamız gerekiyor. Çünkü Trump, klasik Amerikan başkanlarından farklı bir dış politika anlayışına sahip. Bu anlayışı üç temel özelliğe dayandırmak mümkün. Bunlardan ilki, uzun savaşlardan kaçınma stratejisi. Zaten, ABD'nin Irak ve Afganistan deneyimlerinden sonra, Amerikan askerini bataklığa sokmak istememesi, anlaşılır bir durum. İkincisi, sert ve hızlı bir güç gösterisini- şovunu tercih etmesi. ABD Başkanı gerek duyduğunda ani ve yüksek etkili hamle yapmaktan çekinmiyor. Bakınız, 2020'de İranlı komutan Kasım Süleymani'ye yönelik suikast. Üçüncüsü ise, pazarlık için baskı yöntemi. Trump askeri gücü, çoğu zaman savaş aracı değil, müzakere öncesi baskı aracı olarak kullanıyor. Yani şöyle: Önce maksimum baskı uygulayor, sonra masaya oturtuyor. Anlayacağınız, ölümü gösterip sıtmaya razı ediyor.
Tabi bir de işin İran cephesi var. İran askeri olarak, ABD ile, konvansiyonel güçte yarışamaz. Ancak İran'ın asimetrik kapasitesini de hafife almamak gerekir. Ne demek istiyorum, mesela, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, Lübnan'daki Hizbullah, Irak ve Suriye'deki Şii milis ağları, Yemen'deki Husi'ler vs vs. Yani olası bir savaş yalnız Tahran'da değil, Lübnan'da, Irak'ta, Kızıldeniz'de, Körfez'de de çıkar. Bu tüm dünya için büyük bir risk ve yıkım demek.
Dolayısı ile, en rasyonel analiz şu olabilir, tam kapsamlı savaş ihtimali düşük. Ancak sınırlı, hedefli, caydırıcılık amaçlı operasyon ihtimali yüksek. Zaten Washington'un amacı İran rejimini devirmek falan değil, kontrollü baskı altında tutmak. Yani, Trump'tan İran'a yönelik olası bir hamle, daha güçlü pazarlık zemini için olabilir. Ayrıca Trump, tam kapsamlı bir İran savaşının, Afganistan ve Irak'tan çok daha ağır sonuç üreteceğini iyi biliyor.
İran rejimi çöker mi?
Bugünlerde en çok sorulan soru şu, rejim düşer mi? Kısa vadede hayır. Üstelik dış saldırı, İran iç siyasetinde milliyetçi konsolidasyonu hızla arttırır.
Trump'a askeri yığınağın bedeli ne olur?
Ortadoğu'ya yapılan her büyük Amerikan askeri sevkiyatı milyarlarca dolarlık operasyon anlamına geliyor. Bu maliyet Trump'ın iç siyasetinde iki risk doğuruyor, ilki, bu kadar çok para harcamak 'önce Amerika' söylemiyle çelişiyor, ikincisi ise seçim öncesi ekonomik baskı artışına neden oluyor. Eğer savaş uzarsa, ki öyle olacaktır, kongre içi muhalefet büyür. Görevden azil (impeachment) tartışmaları zaten Trump'ın siyasal kariyerinde kronik bir unsurken, yeni bir dış macera, bu tartışmaları yeniden alevlendirebilir.
Peki, olası bir İran savaşında dünya nereye sürüklenir?
Bu şu demek: Petrol 150 dolar ve üzeri, küresel enflasyon şoku, tedarik zinciri kırılması ve enerji savaşları. Var mı bunları göğüsleyecek babayiğit? Düşünsenize, Hürmüz Boğazı'ndan günlük dünya petrolünün yaklaşık %20'si geçiyor. Bir blokaj, küresel ekonomik krizi tetikler ve herkesi batırır.
Çin ve Rusya ne yapar?
Çin, İran'ın en büyük enerji müşterilerinden biri. Dolayısı ile ABD'nin İran'ı zayıflatması, Çin'in enerji güvenliğini riske atar. Çin elbette doğrudan askeri müdahale de bulunmaz, ama diplomatik karşı blok kurar ve ABD karşıtı küresel söylemi güçlendirir. Ayrıca, İran'a ekonomik ve askeri destek sağlar.
Rusya için ise İran, Batı'ya karşı stratejik ortak olarak çok değerli. Ancak Rusya'da doğrudan savaşa girmez. Moskova için ideal senaryo ise, ABD'nin Ortadoğu'da meşgul olması ve Ukrayna cephesinde baskının azalması olur.
Türkiye bu fotoğrafta nerede?
Olası bir ABD- İran savaşında, Türkiye için tablo kritik görünüyor.
Önce riskler: Enerji fiyat artışı, sınır güvenliği baskısı, yeni göç dalgaları, Irak -Suriye hattında milis hareketlilik...
Avantajlar: Diplomatik arabuluculuk rolü, enerji koridorlarının stratejik değeri, NATO içinde kilit pozisyon güçlenmesi.
Dolayısı ile, Türkiye denge politikasını sürdürmek zorunda. Nihayetinde açık bir taraflaşma Ankara için maliyetli olur.
Toparlarsak, bu bir savaş mı, güç sınaması mı, göreceğiz. Ama şurası net, ABD- İran gerilimi aslında yeni bir Soğuk Savaş sahnesi. Ama aktörler sadece Washington- Tahran değil.
Bu denklemde, İsrail güvenliğini, Çin enerji hatlarını, Rusya jeopolitik nefes alanını, Türkiye ise stratejik dengeyi korumaya çalışıyor.
Görüldüğü üzere, dünya, kontrollü kaos dönemine girmiş durumda. Ama tarih bize gösteriyor ki, savaş bazen planla değil, kazayla da çıkar. Bir milis saldırısı, bir yanlış füze, bir gemi krizi... Ortadoğu'da kıvılcım çok, barut ise çok daha fazla.
Yazarın diğer yazıları
Selena'nın yıldızıydı! Meğer Muhteşem Yüzyıl'da 'Mihrimah Sultan' için ilk o düşünülmüş
Dolandırıcılarının hedefi oldu: Doğum günü sürprizi kabusa döndü!
Ukrayna: Rusya 50 füze ve 297 İHA ile eş zamanlı saldırı düzenledi
Usta oyuncu Ali Tutal 76 yaşında hayatını kaybetti