ANASAYFA
RAMAZAN
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


İran Savaşı, Trump'ın çelişkileri ve kazanan kim?

ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaşın ardından ortaya çıkan tabloda belki de en dikkat çekici unsurlardan biri Washington'dan gelen çelişkili mesajlar. Hatırlarsanız ABD Başkanı Trump savaşın ilk günlerinde, "İran askeri kapasitesini tamamen kaybetti" diyerek adeta bir zafer ilanı yapmıştı. Ancak yine aynı Trump, birkaç gün sonra Fox News'e verdiği röportajda şu ifadeleri kullanıyordu; "Bu uzun bir süreç olabilir. İran beklediğimizden daha dirençli." İşte bu iki açıklama arasındaki fark, yalnızca siyasi retorik değil. Bu, aynı zamanda savaşın gerçek gidişatına dair de bir ipucu. Yani, şu ortada ki, sahadaki tablo Washington'un ilk hesaplarından çok daha karmaşık.

Hızlı zafer beklentisi gerçekleşmedi

ABD ve İsrail'in planı büyük ölçüde, analizcilerin diliyle, klasik "şok ve dehşet" stratejisine dayanıyordu. Bildiğiniz üzere, bu doktrin ilk kez 2003 Irak Savaşı'nda uygulanmış ve Bağdat rejimi birkaç hafta içinde çökmüştü. Fakat İran'ın, Irak olmadığının farkına varmak Washington'a pahalıya patladı. Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings İnstitution'da yayınlanan bir analizde şu tespit yer alıyor; "İran'ın askeri kapasitesi yalnızca konvansiyonel ordudan ibaret değil. Asıl güç asimetrik savaş yeteneğinde."

Gerçekten de İran'ın, balistik füze kapasitesi, insansız hava araçları, bölgesel milis ağları, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol gücü savaşı tamamen farklı bir boyuta taşıdı.

Savaşın ekonomik şoku

Küresel enerji ticaretinin yaklaşık %20'si Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Enerji Ajansı International Energy Agency verilerine göre, bu hat kesildiğinde dünya petrol piyasası birkaç gün içinde sarsılıyor. Gerçekten de, savaşın ilk haftasında petrol fiyatlarının sert yükselişi, dünya piyasalarında domino etkisi yarattı. New York merkezli araştırma kurumu Council on Foreign Relations'ın raporuna göre; Hürmüz'deki gerilim petrol fiyatlarını kısa sürede %30'a kadar yukarı çekti. Öte yandan, Avrupa ekonomisi zaten, özellikle enerji bağımlılığı nedeniyle kırılgan. Dolayısı ile, bu artışın küresel enflasyonu yeniden tetikleyebileceğini söylemek falcılık olmaz. Yani, İran savaşı yalnızca askeri bir kriz değil, aynı zamanda küresel ekonomik düzeni sarsabilecek bir kırılma.

Sosyolojik cephe: İran toplumu

Savaşın geleceğini belirleyecek en önemli faktörlerden biri, İran toplumunun vereceği tepki. Tahran Üniversitesi'nden siyaset bilimci Naser Hadian, Al Jazeera'ya verdiği ropörtajda "Dış saldırı İran'da rejim karşıtı hareketleri zayıflatabilir. Çünkü milliyetçi refleks güçlenir." tespitinde bulundu.

Tarih de Hadian'ın bu tezini destekliyor. 1980'de Irak, İran'a saldırdığında, devrim sonrası iç kriz yaşayan İran rejimi, saldırı sayesinde toplumu yeniden mobilize etmişti.

İran bölünür mü?

Batı medyasında sıkça tartışılan senaryolardan biri İran'ın etnik fay hatları üzerinden parçalanması. Ancak Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House uzmanlarına göre, bu senaryo kısa vadede oldukça zor. Sebebi basit: İran güçlü bir merkezi devlet geleneğine sahip. Ayrıca milliyetçilik duygusu birçok etnik ayrılığı bastırabilecek kadar güçlü.

Rejim değişir mi?

Washington'da bazı çevreler açıkça, İran'da rejim değişikliği hedefinden söz ediyor. Ancak ABD'nin geçmiş deneyimleri bu konuda oldukça uyarıcı. Afganistan, Irak savaşları sonrasında ortaya çıkan tablo, hala dünya siyasetine bir ders olarak okutuluyor. Amerikalı stratejist Stephen Walt'da, Harvard Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada şu uyarıyı yapmıştı: "Rejimleri devirmek kolaydır. Ama yerine ne koyacağınızı bilmiyorsanız sonuç kaos olur." Bugün Washington'da da aynı soru soruluyor: İran rejimi giderse yerine kim gelecek?

Ortadoğu'da yeni düzen

Bu savaş aslında daha büyük bir sorunun, Ortadoğu'da yeni güç mimarisinin parçası. Bilindiği üzere, ABD uzun yıllar boyunca bölgede doğrudan askeri varlıkla düzen kurmaya çalıştı. Fakat son yıllarda Washington'un stratejisi değişti. Yeni modelde ABD, doğrudan savaş yerine, bölgesel müttefikler üzerinden, vekil güçlerle denge kurmayı tercih ediyor. Bu denklemde en önemli aktörlerden biri de İsrail. Ortadoğu uzmanı Daniel Byman bu durumu şöyle özetliyor: "ABD'nin bölgede giderek daha fazla İsrail merkezli bir güvenlik mimarisi kurduğu görülüyor."

Peki savaşın galibi kim?

Bu sorunun net bir cevabı yok. Fakat jeopolitik savaşlarda galibiyet çoğu zaman cephede değil sonrasında belirlenir. Eğer, İran rejimi ayakta kalır, Hürmüz üzerindeki baskısını sürdürür, bölgesel milis ağlarını korursa bu durumda askeri üstünlüğe rağmen ABD ve İsrail için stratejik bir çıkmaz oluşturabilir. Ama İran'ın iç sistemi çökerse, tablo tamamen değişir.

Türkiye için yeni jeopolitik

Bu savaşın bizim açımızdan en önemli sonucu Türkiye'nin stratejik öneminin artması. Enerji yolları, ticaret koridorları ve diplomasi kanalları açısından Türkiye artık küresel jeopolitik denge noktalarından biri. Bu nedenle Ankara'nın vereceği diplomatik ve stratejik kararlar yalnızca bölgesel değil küresel sonuçlar doğurur.

Toparlarsak, ez cümle; Ortadoğu'da yaşanan bu savaş yalnızca İran ile ABD, İsrail arasında bir askeri çatışma değil. Bu savaş, enerji düzenini, küresel ekonomiyi, bölgesel güç dengelerini, hatta dünya siyasetinin geleceğini yeniden şekillendirme potansiyeline sahip kritik bir eşik. Bu savaşın sonunda yeni bir Ortadoğu mu doğacak, yoksa eski düzenin enkazı mı büyüyecek, bunu zaman içinde daha net göreceğiz. Çünkü tarihin kırılma anlarında cevaplar cephede değil, zamanın içinde ortaya çıkar.


Yazarın diğer yazıları