Trump kontrolden çıktı mı?
Bir zamanlar dünya düzeni öngörülebilirdi. Kurallar belliydi, aktörler tanımlıydı, krizler bile neredeyse kontrollüydü. Bugün ise tablo farklı. Soğuk Savaş sonrası kurulan düzen çözülüyor. Trump ABD'si, artık dünyayı değerler üzerinden değil, maliyetler üzerinden okuyor.
TRUMP ETKİSİ: KAOSUN STRATEJİYE DÖNÜŞMESİ
Trump bir gün NATO'dan çıkmayı tartışıyor, ertesi gün Kanada'yı ekonomik baskıyla hizaya getirmekten söz ediyor. Bir bakıyorsunuz, Grönland bir anda coğrafya değil, hedef olurken, Panama'dan bir güç damarı gibi söz ediyor. Derken, Avrupa'yı artık müttefik değil, yük olarak tarif ediyor. Ve tüm dünya, olan biteni izlerken ikiye bölünüyor. Bir taraf, kontrolden çıkmış bir lider görürken, diğer tarafda perde arkasında kurulan büyük bir plandan söz ediyor. Oysa gerçek, bu iki uç anlatının ortasında, daha rahatsız edici bir yerde duruyor.
Evet.. Trump'ın söylemleri ilk bakışta öngörüsüz ve tutarsız görünsede başka bir açıdan bakınca farklı bir fotoğraf ortaya çıkıyor. Trump klasik diplomasi diliyle konuşmuyor, pazarlık diliyle konuşuyor. Mesela, NATO'ya "Bedelini ödemiyorsanız, ben de çekilirim", Avrupa "Savunmanızı bana yıkamazsınız", Körfez'e "Güvenlik satın alıyorsunuz, bunun karşılığı var", Çin'e "Ekonomik savaş artık açık"diyor.
Bu yaklaşımın adı jeopolitiğin kuralsızlaştırılması. Yani mesele sadece politika değil. Çünkü, Trump, kuralların kendisini tartışmaya açıyor. Gelin filmi geriye sarıp biraz daha yakından bakalım:
Ne dersiniz, Trump'ın son çıkışları yalnızca ölçüsüz bir lider psikolojisinin dışavurumu mu, yoksa daha derinde, Amerikan gücünün eski diliyle vedalaşıp yeni bir güç diline geçtiğinin işaretleri mi? Bence burada mesele, eski düzenin çözülürken yerini daha çıplak, daha hoyrat ve daha ticari bir jeopolitik akla bırakması. Yani, tablo, ABD'nin klasik ittifak dilinden uzaklaşıp, güvenliği bile pazarlık enstrümanına çevirdiğini gösteriyor.
Öte yandan, kullandığı dil ve politika yapış şekli, her ne kadar dağınık görünse de, Trump diplomatik nezaketi güç gösterisinin önemsiz ayrıntısı olarak okuyor. Çünkü Trump, dünyayı hukukla değil, maliyet hesabıyla, müttefikliği ilkeyle değil tahsilatla değerlendiriyor. Bu yüzden Trump dönemini yalnızca çılgın çıkışlar diye okumak eksik kalır. Daha doğru ifade şu olabilir, ABD hegemonyası, liberal evrenselcilik kostümünü çıkarıp, alacaklı imparatorluk tonuna yaklaşıyor.
PETRO-DOLAR VE SARSILAN DENGE
20.yüzyılın görünmeyen omurgası şuydu: Enerji dolar üzerinden akar, dünya da o eksende döner.
Ama bugün, dünya bambaşka bir eşikte. Mesela, Çin alternatif ödeme sistemleri kuruyor, Körfez ülkeleri farklı para birimlerini konuşuyor, enerji ticareti bariz parçalanıyor. Kısaca, bu sadece ekonomik bir değişim değil. Gücün para üzerinden yeniden dağıtılması. Çünkü Petro-dolar zayıfladığında, tahmin edeceğiniz gibi, yalnız ABD değil, tüm küresel hiyerarşi sarsılacaktır.
Çin ise, bu sürecin en dikkatli oyuncusu. ABD yüksek sesle konuşurken, Çin düşük frekansta ilerliyor. Kuşak-Yol projeleri, dijital altyapı yatırımları, enerji ve lojistik hatları... Çünkü, Çin'in stratejisi çatışma değil, bağımlılık üretmek. Ve bu, askeri güçten çok daha kalıcı bir etki yaratıyor. Peki bu, Çin merkezli yeni bir dünya düzenine mi işaret ediyor? Evet ve hayır.
Evet, çünkü ABD'nin müttefiklerini yıpratan, hukuku araçsallaştıran, ticareti tehdit diline çeviren tavrı, Pekin'e "istikrarlı alternatif" rolü için alan açıyor. Hayır, çünkü veriler, hala doların ve ABD finans mimarisinin çökmüş değil, sadece sarsılmış olduğunu söylüyor.
ABD Merkez Bankası'nın 2025 değerlendirmesine göre dolar, küresel ticarette hala açık ara en yaygın kullanılan para.
-1999-2019 döneminde Amerika kıtasında ihracat faturalarının yüzde 96'sı..
-Asya-Pasifik'te yüzde 74'ü..
-Avrupa dışındaki bölgelerde yüzde 79'u dolar cinsindendi.
Demek ki petro-dolar bitti demek erken. Daha doğru cümle, doların tahtının henüz devrilmediği ama tartışılmazlığını kaybettiği olabilir.
Trump'ın İsrail'e desteği ve ABD hegemonyası
Trump, İsrail'e neredeyse koşulsuz destek verirken, aynı zamanda antisemitizmin tüm dünyada tırmanması ilginç bir paradoks, ama anlaşılır. Çünkü devlet politikası ile kimlik siyaseti birbirine karıştığında, stratejik çatışma çok kolay toplumsal nefrete dönüşebiliyor.
ADL'nin 2024 ABD verileri, 9.354 antisemitik olay kaydetti. Bu, 2023'e göre yüzde 5, beş yıl öncesine göre ise yüzde 344 artış demek. Tel Aviv Üniversitesi'nin 2025 raporu ise 2025'te antisemitik saldırılarda ölen Yahudi sayısının son otuz yılın en yüksek düzeyine çıktığını belirtiyor. Bu da bize, sert devlet söylemlerinin yalnızca dış politikayı değil, toplumların ahlaki iklimini de zehirlediğini hatırlatıyor.
Trump- Papa gerilimi
Trump, Papa Leo'yu suç konusunda zayıf ve dış politika için korkunç diye hedef aldı. Bu tür çıkışlar, yalnızca bir liderin öfke dili değil, ahlaki otoriteyi bile, siyasi sadakat testine tabi tutan yeni iktidar estetiğidir.
Yani, artık yeni dünyada, yalnız devletler değil, dini kurumlar, üniversiteler, medya ve yargı da, bizden misin, değil misin ikiliğine sıkıştırılmak isteniyor.Dolayısı ile, kamusal alanların sadakat alanlarına çevrilmesi, liberal düzenin çözülmesinden bile daha ciddi bir şey.
ASIL MESELE: TEK AKIL YOK, ÇATIŞAN AKILLAR VAR
Bugün ABD kendi gücünü korumak, Çin yükselmek istiyor. Avrupa ise arada kalmış durumda. Bölgesel güçler de fırsat kolluyor. Ve tüm bu aktörler aynı anda hamle yapıyor. Ortaya çıkan şey ise planlı bir düzen değil, çok merkezli bir güç mücadelesi. Dolayısı ile, belki de yanlış soruyu soruyoruz. Bu yaşananlar bir oyun mu, yoksa çöküş mü diye tartışmak yerine şunu sormak daha iyi olabilir: Yeni dünya düzeni kurulurken, kim kurucu olacak, kim izleyici kalacak? Çünkü tarih bize şunu net gösteriyor: Dünya düzenleri yıkılmaz, yer değiştirir. Ve o değişim anlarında en tehlikeli şey , gerçekliği komplo zannetmek değil, gerçek değişimi hafife almak olabilir.
Sonuç olarak dünyada Trump'ın başını çektiği mesele, çok merkezli bir geçiş krizi. Dünyayı yöneten tek bir gizli akıl olduğuna dair elimizde kanıt yok ama dünyayı yöneten akılların birbirine daha çok benzediğine dair bolca işaret var. Daha fazla veri, daha fazla baskı, daha az hukuk, daha çıplak güç, daha yoğun şirket-devlet iç içeliği. Trump bu düzenin mucidi olmayabilir, fakat en çıplak tercümanı olduğu açık. Çin bu boşluğun tek sahibi olmayabilir, ama en sabırlı taliplilerinden biri olduğu da açık. Dolar yarın çökmez; fakat sorgulanmazlığı biter. NATO yarın dağılmaz, fakat içi boşaltılabilir. Pandemiler, savaşlar, enerji krizleri, kültür savaşları tek bir masada planlanmıyor olabilir, fakat hepsi aynı sonuca hizmet ediyor. Vatandaşın değil, altyapıyı-finansı-veriyi ve korkuyu yönetenlerin güç kazanmasına. Yani, soru "dünyayı kim yönetiyor?" değil. Soru, yeni dünya düzeni kurulurken, halklar özne mi olacak, yoksa sadece yönetilen veri kitlelerine mi dönüşecek?
Yazarın diğer yazıları
Bakan Fidan: FETÖ bağlantılı okulları sessiz ve profesyonel şekilde devralıyoruz
THY'den kritik Orta Doğu kararı: Şam, Beyrut ve Amman seferleri için geri sayım
Özel'in "siyasi kurgusu"na geçit vermedi! Bakan Bayraktar: Bildiğiniz hiçbir şey yok
Trump "Bombalardan daha etkili" diyerek tehdit etti: Durum onlar için daha kötü olacak