ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Asya'da yaşanan diplomasi trafiği

Asya'da yaşanan diplomasi trafiğini rutin, sıradan devlet ziyaretleri olarak okumak doğru olmaz, çünkü dünya, uzun yıllar sonra yeniden coğrafyanın belirlediği güç mücadelesi içinde.

Trump'ın Çin ziyareti, hemen ardından Putin'in Pekin'e çıkarması, aynı dönemde Erdoğan'ın Kazakistan hamlesi ilk bakışta birbirinden bağımsız ziyaretler gibi görünse de, aslında tek bir büyük sorunun etrafında dönüyor: 21. yüzyılın enerji, ticaret ve güvenlik omurgasını kim, nasıl, hangi yöntemle kontrol edecek?

Uzun süredir konuştuğumuz üzere bir ülkenin gücü artık sadece ordusuyla ölçülmüyor. Ölçü şu, veriyi hangi hatlardan taşıdığı, enerjiyi hangi güzergahlardan akıttığı, kriz anında dünyayı hangi alternatif rotalara mahkum edebildiği.. İşte bu yüzden, Kazakistan artık sadece bir Ortaasya ülkesi, Astana'da yalnızca diplomatik bir başkent değil.

Günümüz konjonktüründe Astana hattı, yeni dünyanın merkez sinir sistemi olma potansiyeli taşıyor. Zaten dünya haritasına dikkatle bakıldığında da bu çok kritik gerçek görülüyor. Rusya kuzeyde baskı altında, Avrupa enerji krizi korkusunu hala aşabilmiş değil, Kızıldeniz ve Hürmüz hattı her an kırılabilecek jeopolitik fay hatlarına dönüşmüş durumda. Çin ise üretmeye devam ediyor ama ürettiğini güvenli şekilde dünyaya ulaştırmak zorunda. İşte tam burada "Orta Koridor" devreye giriyor. Çin'den çıkan yüklerin, Ortaasya üzerinden Hazar'a, oradan Kafkasya'ya ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşması artık ekonomik değil, stratejik bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

Bu nedenle Erdoğan'ın Kazakistan ziyareti, yalnızca kardeşlik diplomasisi olarak okunamaz. Bu ziyaretin gerçek anlamı şudur: Türkiye, Avrasya'nın merkez bağlantı ülkesi olma iddiasını büyütüyor. Ankara, köprü ülke olmak istemiyor, çünkü köprü olan kontrol edilir. Türkiye, sistemi yöneten merkez olmak istiyor. Enerji hatları, demiryolları, fiber veri ağları, savunma sanayi iş birlikleri, Türk Devletleri Teşkilatı... Bütün bu başlıkları tek bir stratejik hedefte birleştiriyor. O da şu, Atlantik merkezli eski düzene karşı Avrasya merkezli yepyeni ekonomik omurganın kurulması. Bu hedefin realitesini, Trump'ın Çin ziyareti bile değiştiremiyor. Aksine net doğruluyor. Çünkü Washington bile artık Çin'i yalnızca çevreleyerek durduramayacağını görüyor. Bu nedenle ABD bir taraftan baskıyı sürdürürken diğer taraftan da kontrollü temas kurmaya çalışıyor.

Öte yandan, Putin'in Çin ziyareti çok daha farklı bir mesaj taşıyor. Moskova şunu söylüyor: Batı bizi dışladıkça Avrasya içerden birleşecek. İşte Türkiye bu denklemde de kritik hale geliyor. Çünkü Türkiye hem NATO üyesi, hem Türk dünyasının doğal merkezi, hem Karadeniz'in kilidi, hem Akdeniz'e açılan kapı, hem de Çin'in Avrupa'ya ulaşabileceği en güvenli alternatif güzergah. Bu yüzden Ankara artık yalnızca bölgesel aktör gibi davranmıyor. Türkiye, enerji savaşları, ticaret koridorları ve çok kutuplu dünya düzeninin tam merkezine yerleşme hedefini hızla sürdürüyor.

Toparlarsak, dünya yeni bir paylaşım dönemine girmiş durumda. Eskiden ülkeler toprak paylaşırdı, bugün ise koridor paylaşımı yapıyor. Paylaşımın hedefi ise, yeni çağın jeopolitiği: enerji terminalleri, yapay zeka, veri merkezleri, limanlar, demiryolları, nadir element güzergahları... Dolayısı ile, Astana hattının önemi de burada ortaya çıkıyor. Çünkü bu hat sadece Türkiye ile Kazakistan'ı bağlamıyor. Pekin'i Avrupa'ya, Türk dünyasını Akdeniz'e, enerjiyi sanayiye, veriyi pazara, geleceğin güç merkezlerini birbirine bağlıyor. Bu nedenle bugün Asya'da yaşanan diplomasi trafiği aslında geleceğin dünya haritasının sessiz bir çizimi.


Yazarın diğer yazıları