ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Hürmüz açıldı ama Pandora'nın Kutusu kapanmadı

Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakatın yarattığı ilk etki, petrol fiyatlarında hissedildi. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, Körfez'deki deniz trafiğinin normalleşmesi ve İran'ın nükleer silah üretmeyeceği yönündeki taahhüdleri küresel piyasalara rahatlama getirdi. Fakat asıl deprem Tel Aviv'de yaşandı. Çünkü İsrail açısından mesele, İran'ın bugün ne yaptığı değil, yarın ne yapabileceği. Dolayısı ile, İsrail medyasında 'Washington bizi masanın dışında bıraktı' yorumları öne çıkarken, Netanyahu hükümetine yönelik eleştiriler de yükseliyor.

Peki, İsrail neden bu kadar öfkeli? Çünkü, son 20 yıldır İsrail'in güvenlik doktrini tek varsayım üzerine kurulu. O da şu: İran sürekli baskı altında tutulmalı. Oysa bu son mutabakat, Hürmüz'ü açıyor, Tahran'ın bazı ekonomik kanallarını rahatlatıyor, savaşın maliyetini azaltıyor ve asıl önemlisi dondurulmuş fonlar-yaptırımlar konusunda yeni kapılar aralıyor. İşte Tel Aviv'de, bugün ekonomik olarak rahatlayan İran'ın, önümüzdeki birkaç yıl içinde yeniden bölgesel nüfuzunu artırabileceğinden korkuyor. Çünkü İsrail, İran'ı yalnızca bir ülke olarak değil, bölge genelinde etkili bir güç ağı olarak görüyor. Tel Aviv'e göre İran'ın nükleer programı, balistik füze kapasitesi ve başta Lübnan'daki Hizbullah olmak üzere bölgedeki müttefik yapılar üzerinden kurduğu etki, İsrail'e yönelik en büyük uzun vadeli tehdidi oluşturuyor. Bu nedenle İsrail stratejisi, İran'ın ekonomik, askeri ve teknolojik kapasitesinin büyümesini engellemek, Tahran'ın Suriye, Irak, Lübnan ve Gazze hattındaki etkisini sınırlandırmak üzerine kuruldu. Bu yüzden Tel Aviv, İran üzerindeki baskının azalmasını çoğu zaman geçici bir diplomatik kazanım değil, gelecekte büyüyebilecek bir stratejik risk olarak görüyor. Bu nedenle İsrail'deki birçok stratejist mutabakatı geçici ateşkes, kalıcı çözüm değil diye yorumluyor. Burada, asıl kritik soru, Trump İsrail'i durdurabilir mi? Teorik olarak evet. Çünkü İsrail'in askeri tedariki, mühimmat akışı, diplomatik koruması, BM Güvenlik Konseyi desteği, büyük ölçüde ABD'ye bağlı. Ancak pratikte mesele çok daha karmaşık. ABD iç siyasetinde İsrail yanlısı çevreler, Kongre'deki güçlü ağları ve lobi faaliyetleri nedeniyle çok etkili. Özellikle AIPAC çevresinde İsrail güvenliğini merkeze alan güçlü bir siyasi blok bulunuyor. Bu nedenle Başkan Trump'ın Netanyahu'ya dur demesi ile Netanyahu'nun gerçekten durması aynı şey değil. Zaten, Lübnan operasyonlarının sürmesi de bunun göstergesi. İsrail, İran dosyasında geri adım atsa bile Hizbullah dosyasını ayrı bir güvenlik alanı olarak görüyor.

Öte yandan, Trump'ın İsrail'i frenlemek istemesinin temel nedeni, İran'la yaşanacak uzun süreli bir bölgesel savaşın ABD ekonomisine, enerji fiyatlarına ve Kasım ara seçimleri öncesinde kendi siyasi pozisyonuna zarar verme riski. Trump açısından öncelik, İran'ın tamamen güçlenmesini önlerken aynı zamanda ABD'nin yeni bir Ortadoğu savaşına sürüklenmemesi. Aslında bu noktada Trump ile İsrail'in çıkarları uyuşuyor. Yani Tahran'ın nükleer silah sahibi olmaması, daha da önemlisi bölge etkisinin sınırlandırılması konusunda örtüşüyor. Ancak ayrıştıkları nokta, yöntemde ortaya çıkıyor. İsrail İran üzerinde sürekli ve sert askeri baskı isterken, Trump baskıyı diplomasi ve ekonomik anlaşmalarla yöneterek bölgesel istikrarı korumak, enerji piyasalarını sakin tutmak ve Körfez sermayesini ABD ekseninde tutmak istiyor. Kısacası İsrail tehdidi tümden ortadan kaldırmak isterken, Trump tehdidi yönetilebilir seviyede tutmayı tercih ediyor. Bu da iki müttefik arasında zaman zaman görünür gerilimler yaratıyor.

ABD- İsrail danışıklı dövüşü ihtimali var mı?

Dünyadaki bazı analizlerde şu soru soruluyor: İsrail yüksek sesle itiraz ederken aslında ABD ile iş bölümü mü yapıyor? Bu ihtimali tamamen dışlamak zor. Çünkü, görünen tabloda, Washington diplomasi yürütürken, Tel Aviv'de askeri baskıyı sürdürüyor. Böylece Tahran, hem masaya çekiliyor hem de baskı altında tutuluyor. Fakat İsrail'deki tepkilerin şiddetine bakınca, bunun tamamen koordineli bir senaryo olmadığı da kabul edilebilir bir önerme. Özellikle İsrailli siyasetçilerin sert açıklamaları gerçek bir güven krizine işaret ediyor.

ABD ile İsrail arasında oluşabilecek bir güven krizinin ilk sonucu, tarafların birbirlerinin kırmızı çizgilerini test etmeye başlaması olur. İsrail, Washington'un desteğinin koşulsuz olmadığı düşüncesine kapılırsa daha bağımsız ve öngörülemez askeri adımlar atabilir. ABD ise bölgesel politikalarını İsrail'in güvenlik önceliklerinden daha fazla ayırmaya başlayabilir. Bu durum, İran için daha rahat diplomatik hareket alanı açarken, Körfez ülkelerini de yeni denge arayışlarına yöneltebilir. Ancak uzun vadede iki tarafın stratejik ortaklığı tamamen kopmaz, çünkü bilindiği üzere ABD'nin Ortadoğu'daki en güçlü müttefiki İsrail, İsrail'in en önemli güvenlik garantörü ABD'dir. Bu nedenle uzun süren krizden çok, ikili ilişkiler açısından şartların yeniden müzakere edildiği bir dönem ortaya çıkar. En büyük risk ise, koordinasyon eksikliğinin sahada yanlış hesaplamalara ve kontrol edilemeyen bölgesel tırmanmalara yol açması olabilir.

ABD siyasetinde 300 milyar dolar kavgası

Mutabakattaki, 300 milyar dolarlık yatırım ve kalkınma fonu tartışması Washington'da büyük bir siyasi kavga yarattı. Trump doğrudan 'ABD İran'a para vermiyor' açıklamasını yapsada, mutabakat metninde böyle bir finansman planına ilişkin ifadelerin bulunduğu iddia ediliyor. Buradaki kritik ayrıntı şu, Washington'un anlatısına göre bu para her ne kadar ABD bütçesinden çıkmayacak olsa da, yaptırımlar gevşediğinde, Körfez sermayesi, uluslararası yatırım fonları ve özel şirketler İran'a yatırım yapabilecek. İşte tartışma tam da burada başlıyor. İsrail yanlısı muhalifler diyor ki, parayı İran'a doğrudan vermeseniz bile ekonomisini ayağa kaldırıyorsunuz...

Kasım ara seçimleri ve mutabakat

Trump'ın hesabı aslında oldukça net. Amerikan seçmeni uzun savaşlardan yoruldu. Afganistan, Irak, Ukrayna, İran... Yani seçmen artık sonuç görmek istiyor. Dolayısı ile, Trump da bu anlaşmayı dünya ekonomisini kurtaran lider hikayesine dönüştürmeye çalışıyor. Ancak İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler ve bazı Demokratlar, 'İran kazandı, Amerika taviz verdi' yorumlarını yüksek sesle dile getiriyorlar. İşte bu nedenle seçim kampanyasında İran dosyası, iç politika malzemesine dönüşecek gibi görünüyor.

Körfez ülkeleri neden sessiz?

Suudi Arabistan, BAE ve Katar açısından, Hürmüz'ün açılması, enerji ihracatının normalleşmesi ve sigorta maliyetlerinin düşmesi, devasa ekonomik kazanç anlamına geliyor. Fakat aynı ülkeler İran'ın ekonomik olarak yeniden güçlenmesinden de rahatsız. Yani Körfez şu anda bir paradoks yaşıyor, İran zayıf olsun istiyorlar ama savaş da istemiyorlar.

Çin açısından mutabakat

Pekin açısından en kritik konu enerji. Çin petrolünün önemli bölümü Körfez'den geliyor. Hürmüz'ün açılması, enerji güvenliği, düşük maliyet, Kuşak ve Yol koridorları açısından Çin'in lehine. Ama, Washington ile Tahran'ın gerçekten anlaşması, Çin'in İran üzerindeki ekonomik etkisini ve kontrolünü, gücünü azaltabilir. Dolayısı ile, Pekin rahatlamış görünse de gelişmeleri dikkatle izliyor.

Rusya'nın gizli endişesi

Moskova açısından yüksek enerji fiyatları stratejik avantajdı. Savaşın bitmesi ve enerji piyasalarının sakinleşmesi Rus gelirlerini aşağı çekebilir. Dahası, İran'ın tamamen Batı sistemine dönmesi, Kremlin'in işine gelmez. Bu nedenle Moskova'nın yaklaşımı, barış olsun ama İran Washington kampına geçmesin şeklinde olacaktır.

Türkiye İçin mutabakat ne anlama geliyor?

Ankara açısından en önemli kazanım, elbette enerji ve ticaret hatlarının rahatlaması. ABD ile İran arasındaki geriliminin düşmesi, enerji koridorları, Irak ve Suriye dosyaları, ticaret hatları açısından Türkiye'nin elini rahatlatacaktır. Ancak risk de var. Eğer İsrail mutabakatı sabote etmek amacıyla, Lübnan veya başka alanlarda yeni askeri baskılar kurar ve yeni cepheler açarsa kriz yeniden büyüyebilir.

Kısaca, korkulan şu, asıl savaş şimdi başlıyor olabilir. Çünkü, tarih, silahların sustuğu ama hesaplaşmanın bitmediği dönemlerin daha büyük krizlere yol açtığını gösteriyor. Mesela, 1973 Arap - İsrail savaşı sonrası. Hatırlayın, ateşkes sağlandı, ancak sorun çözülmedi. Sonuçta, Mısır zaman kazandı. İsrail güvenlik doktrinini yeniden şekillendirdi. Petrol ambargosu tam bir küresel ekonomik krize dönüştü ve Ortadoğu'da vekalet savaşları arttı. Yani ateşkes silahları ,cepheyi durdurdu, ama mücadeleyi ekonomik ve diplomatik alana taşıdı.

Diğer bir örnek, 1988 İran- Irak ateşkesi. Savaş sona erdi ama Saddam büyük bir ordu inşa etti ve daha sonra da Kuveyt'i işgal etti. Bu da, 1. Körfez Savaşı'na, ABD'nin bölgeye kalıcı yerleşmesine ve yeni Ortadoğu düzenine yol açtı. Yani, ateşkes bir sonraki savaşın hazırlık dönemi oldu.

2006 İsrail - Hizbullah ateşkesi ile Lübnan savaşı sona erdi. Fakat, İran'ın Lübnan etkisi büyüdü, Hizbullah askeri kapasitesini artırdı ve İsrail kuzey cephesine daha fazla odaklandı.

Bu örnekleri fazlası ile çoğaltabiliriz. Sonuçta, ABD - İran mutabakatında da benzer riskler bulunuyor. Çünkü temel sorunlar çözülmüş değil. İran'ın bölgesel nüfuzu, İsrail'in güvenlik kaygıları, Hizbullah meselesi, Gazze meselesi, Körfez'in İran korkusu, ABD'nin bölgedeki rolü... Eğer bunlar çözülemezse, yani olanlardan ders alınmamışsa tarih tekerrürden ibarettir ve bize şunu söyler: Ateşkesler bazen stratejik mola dönemleridir.

İşte bugün Ortadoğu'da birçok analistin dikkat çektiği risk de bu: İran ile ABD arasındaki mutabakat cepheyi sakinleştirirken, İsrail- Lübnan hattını veya başka bir vekalet savaşını daha görünür hale getirebilir.

Toparlarsak, bugün görünen tablo şu, İran savaşı durdu. Trump diplomatik zafer ilan etti. İsrail öfkeli. Körfez temkinli. Çin rahatladı. Rusya hesap yapıyor. Türkiye yeni dengeyi okuyor. Fakat masadaki asıl soru hala cevaplanmış değil. Washington, İran'la anlaşırken İsrail'i ikna edebildi mi ya da edebilir mi? Eğer cevap hala hayır ise, imzalanan mutabakat yeni Ortadoğu'nun başlangıcı değil, bir sonraki büyük krizin hazırlık evresi olabilir. Çünkü, tarihin uyarısı net, savaşlar bazen ateşkesle bitmez sadece yön değiştirir.


Yazarın diğer yazıları