ABD–İran savaşı nereye gidiyor?
ABD - İran savaşı artık sadece İran'ın nükleer programı meselesi değil. Bu savaş üç hatta aynı anda ilerliyor: Askeri yıpratma savaşı, enerji-finans savaşı ve bölgesel düzenin yeniden kurulması savaşı...
Hatırlarsanız, bu savaşın ilk safhasında İsrail ve ABD, İran'ın nükleer kapasitesini geriletmeyi, füze altyapısını kırmayı ve İran rejimini psikolojik baskı altına almayı hedeflediklerini açıklamışlardı. Fakat tablo hızla tersine döndü. İran, doğrudan ABD üslerini, Körfez altyapısını, enerji hatlarını ve Hürmüz trafiğini hedef alarak savaşın maliyetini Washington'un değil, dünyanın omuzlarına yükledi. Washington Post'un uydu görüntülerine dayandırdığı incelemeye göre İran saldırıları, bölgede ABD askeri varlığına açıklanandan çok daha büyük zarar verdi. Bu da ABD'nin kontrollü operasyon anlatısını zayıflattı. Bugün savaşın gittiği yer, büyük ihtimalle şu üç senaryodan biri olacaktır. Kırılgan ateşkes, donmuş savaş ya da sınırlı ama kalıcı bölgesel çatışma...
Dünyaca ünlü analizciler arasında ortak kanaat şu: Bu savaş kısa sürede net bir kazanan üretmedi. Nouriel Roubini, savaşın enerji fiyatları, enflasyon ve finansal istikrar üzerinde ağır bir stagflasyon riski yarattığını yazıyor. Fareed Zakaria, İran'ın düşük maliyetli dronlar ve füze mimarisiyle savaşın ekonomisini değiştirdiğini, pahalı savunma sistemlerine karşı ucuz saldırı kapasitesinin yeni çağın askeri matematiği olduğunu vurguluyor. John Mearsheimer ise daha sert bir yerden bakıyor. Ona göre ABD ve İsrail, İran'ı çökertmek yerine Hürmüz üzerinden İran'ın pazarlık gücünü büyüttü. Öte yandan, Trump'ın 6 Mayıs'da, İran'a "teklifi kabul ederse savaş bitebilir" mesajı ve Hürmüz'ün yeniden açılmasını anlaşmaya bağlaması, ABD'nin askeri zaferden çok, siyasi bir çıkış aradığını da gösteriyor.
Petro - dolar açısından durum
Petro - dolar açısından ise savaşın en kritik çıktısı şu olabilir: Petrol hala dolarla fiyatlanıyor ama enerji güvenliği artık yalnızca dolar sisteminin garantisiyle korunamıyor. Çünkü, Hürmüz kilitlendiğinde piyasalar hangi para birimiyle ödeme yapılacağına değil, malın gerçekten ulaşıp ulaşmayacağına bakıyor. Bu, elbette petro-doların bitişi demek değil ama petro -doların arkasındaki Amerikan güvenlik şemsiyesinin sorgulanması demek. Japonya'nın savaş sonrası Rus petrolüne yönelmesi, Çin'in sessiz diplomasiyle kendi enerji güvenliğini korumaya çalışması, Körfez'in alternatif liman ve hat arayışları bu yeni dönemin işaretleri olabilir. Yani, kısa vadede savaşın görünen kazananları petrol ve gaz devleri oldu diyebiliriz. Shell'in 2026 ilk çeyrek karının savaş kaynaklı fiyat artışlarıyla ciddi biçimde yükselmesi bunun sembolü oldu.
Savaş uzarsa ne olur?
Savaş uzadıkça, Trump içeride benzin fiyatları, enflasyon ve ara seçim baskısıyla karşılaşacak. Fed yetkililerinin savaş kaynaklı enerji ve tedarik baskısının enflasyonu kalıcılaştırabileceğine dair uyarıları, Trump için iç politika alarmı.
İran rejimi ise kısa vadede tamamen kaybetmedi. Çünkü Hürmüz kartıyla askeri zayıflığını ekonomik tehdide çevirdi. Ama İran halkı kaybetti. Çünkü altyapı hasarı, enflasyon, yaptırımlar ve savaş ekonomisi toplumun sırtına bindi. Muhtemelen, İran'da savaş sonrası en zor denklem rejimin sürdürülebilirliği olacaktır. Neden mi? Şöyle:
Rejim üç şeyi aynı anda dengelemek zorunda. Güvenlik, halkın geçim beklentisi ve bölgedeki vekil ağların finansmanı. ISW de rejiminin ekonomik istikrarsızlıktan doğabilecek iç huzursuzluğa hazırlandığını belirtiyor. Bu çok önemli. Yani, Tahran rejimi dışarıda direniş anlatısı kurarken içeride "ekmek, iş, özgürlük, normalleşme" talebini bastırmak zorunda kalacak.
İran'ın vekil güçleri
İran ağır yara aldı. Dolayısı ile, Hizbullah, Irak milisleri, Yemen hattı ve Suriye'deki İran etkisi, artık daha pahalı, daha hedef alınabilir hale gelmiş durumda. Bildiğiniz üzere, İran'ın vekil mimarisi, rejime stratejik derinlik veriyordu ama şimdi aynı ağ, İran'a stratejik maliyet de üretiyor. Eğer İran'ın petrol gelirleri bu şekilde bloke edilmeye devam eder finansmanı daralırsa, iç kamuoyu savaştan yorulursa, İran, vekil güçleri üzerinden bölgeyi yönetme kapasitesini korusa bile bunu eskisi kadar ucuz yapamayacak demektir.
Türkiye açısından tablo
Türkiye açısından tablo iki yüzlü. Kısa vadede enerji fiyatları, ticaret yolları, ihracat ve bölgesel güvenlik riski Türkiye'ye maliyet bindirir. Zaten analizlerde de durum görülüyor. Türkiye'nin bu savaşı göç, ticaret, enerji güvenliği ve terörle mücadele başlıklarında çok yönlü bir risk olarak okuduğu sıkça vurgulanıyor. Ama uzun vadede Türkiye için stratejik alan da açılıyor. Hürmüz'ün kırılganlığı, Türkiye merkezli kara, demir yolu, liman ve enerji koridorlarını daha değerli hale getiriyor. Üstelik, Körfez'in yalnız deniz güvenliğine yaslanan modeli sarsıldıkça, Türkiye'nin geçiş ülkesi değil, ticaret, enerji ve güvenlik düğümü olma iddiası güçleniyor. İşte tam bu noktada, Ankara'nın "Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge" hedefi çok önemli. MGK'nın 8 Nisan 2026 bildirisinde çevredeki savaş ve tahriklerin süreci sabote etmesine izin verilmeyeceği vurgulandı. Bu ifade, Ankara'nın meseleyi sadece iç güvenlik değil, bölgesel yeniden yapılanma başlığı olarak gördüğünü de gösteriyor. Şu biliniyor, İran zayıflarsa Irak ve Suriye sahasında boşluk oluşabilir. Bu boşluğu PKK/PJAK çizgisi, mezhep milisleri veya ABD destekli yerel aktörler doldurmaya kalkabilir. Bu da tekrar kaos demek. Dolayısı ile, Türkiye'nin kazanımları, Irak-Suriye-Körfez hattında diplomatik ve ekonomik düzen kurucu kapasiteyle perçinlenecek.
ABD ara seçimleri
ABD ara seçimleri Trump için savaşın iç cepheye dönüşeceği yer olacak. Neden mi? Önce, petrol ve benzin fiyatları yükseldikçe, ABD seçmeninin gözünde savaş uzaktaki stratejik operasyon olmaktan çıkıp, market ve pompa fiyatına dönüşecektir. Diğer unsur ise: Trump, doğal olarak savaşı zaferle bitirdim diye topluma satmak isteyecetir. Ama olası bir anlaşma, İran'a fazla taviz içerirse İsrail yanlısı çevreler ve Cumhuriyetçi şahinler boş durmaz, baskı kurar. Öte yandan da, anlaşma olmazsa, bu kez de seçmen, neden bitmiyor diye sorar. Yani Trump'ın asıl çıkmazı şu: Trump savaşı kazanmak için savaşı büyütürse ekonomi zarar görür, savaşı bitirmek için uzlaşırsa siyasi tabanı bölünür.
Savaşta İsrail faktörü
İsrail ABD'yi bu kadar rahat yönlendirmeye devam eder mi? Kısa vadede evet. Çünkü İsrail güvenliği hala güçlü bir refleks. Ama savaşın maliyeti büyüdükçe Amerikan kamuoyunda, İsrail'in güvenliği için ABD neden küresel ekonomik bedel ödüyor sorusu sertleşebilir. Nitekim, Mearsheimer'ın, İsrail ve lobisi ABD'yi savaşa sürükledi çizgisindeki yorumlarının yaygınlaşması, karşılık bulması tartışmanın artık sadece akademik çevrede değil, kamuoyunda da karşılık bulduğunu gösteriyor.
Toparlarsak, Evet... İran askeri olarak ABD'den güçlü değil. Ama küresel ekonomi boğazındaki, dar geçidi kullanarak, güçlüye karşı nasıl sistemik bir maliyet üretebileceğini tüm dünyaya gösterdi. Yani demek ki, her üstünlük siyasi çıkış üretmiyormuş.
Ez cümle, Savaşın sonunda bir ateşkes gelirse adı barış ya da kalıcı ateşkes olmayacak, silahlı denge olacak. Yani, durum savaşın bittiğini değil, maliyetin şimdilik ertelendiğini gösterecek.
İran çökmezse rejim sertleşecek. İran zayıflarsa bölge parçalanma riskine girecek.
ABD çekilirse güç boşluğu doğacak fazla kalırsa maliyet katlanacak.
İşte bu yüzden, belki de asıl soru, savaş nereye gidiyor değil de, savaş bittiğinde dünya hala eski enerji, eski dolar, eski ittifak, eski güvenlik düzeniyle mi yönetilecek sorusu olabilir. Ne dersiniz, Hürmüz'de açılan bu derin çatlak, yeni dünya düzeninin ilk kırılma hattı olabilir mi? Öyleyse, Türkiye, en çok denge kurabilen devlet olarak kazanan olacaktır.
Yazarın diğer yazıları
Putin, 19-20 Mayıs'ta Çin'e resmi ziyaret düzenleyecek
Üreticilere nisanda IPARD-III Programı kapsamında 374,7 milyon lira ödendi
Trendyol 1. Lig: Çorum FK: 2 - Bodrum FK: 0
110 kişinin gözaltına alındığı yasadışı bahis operasyonunda 98 tutuklama