Kahramanmaraş'taki kanlı okul saldırısının ardından
Kahramanmaraş'taki okul saldırısını tekil bir suç haberi olarak okumak, meselenin en kritik kısmını ıskalamak olur. Çünkü bu olay, aslında uzun süredir biriken ve artık görünür hale gelen daha büyük kırılmanın dışa vurumu.
Şunu anlamak gerek, bugünün çocukları bir anda değişmedi, onları büyüttüğümüz dünyanın zemini değişti. Üstelik bu zemini biz değiştirdik. Ve bu zemin artık sessiz değil, gürültülü, hızlı ve kontrolsüz. Bu yüzden meseleye "çocuklar neden böyle oldu?'dan çok, 'biz nasıl bir zemin kurduk ki çocuklar böyle tepki veriyor?' sorusuyla bakmak gerekir. Mesela, şocuğun dünyasına bugün en çok kim hükmediyor? Aile mi, okul mu? Elbette hayır. Algoritmalar, görünmeyen o hızlı akış ve ekranlar.
Yani günümüzde bir çocuk, sadece anne babasının değil, aynı anda yüzlerce içeriğin, oyunun, videonun ve dijital davranış modelinin de etkisi altında büyüyor. Üstelik bu içeriklerin önemli bir kısmı şiddeti, gücü ve kontrolü ödüllendiren bir dil kuruyor. Dolayısı ile de, sürekli maruz kaldıkları bu dil, zamanla zihinlerinde şiddeti bir istisna olmaktan çıkarıp normal hale getiriyor.
VERİLER NE SÖYLÜYOR?
ABD ve Avrupa'da okul içi şiddet vakalarında son 10 yılda büyük bir artış var. Özellikle 12-18 yaş grubunda, akran şiddeti ve silah erişimi kritik risk seviyesinde. OECD raporlarına göre gençlerin yüzde 20'den fazlası düzenli zorbalığa maruz kalıyor. Uzmanlar bu durumu, dünya genelinde ortak nedenlerle açıklıyorlar. Dijital yalnızlık, aile bağlarının zayıflaması, kimlik ve aidiyet krizleri...
TÜRKİYE'DE NE GÖRÜLÜYOR?
Türkiye'de veriler daha sınırlı ama eğilimler net. Okullarda akran zorbalığı belirgin şekilde artıyor, şiddet olaylarının önemli kısmı ise, planlı değil, anlık patlama şeklinde. Fail profili çoğunlukla, daha önce dışlanmış, sosyal olarak izole, dijital dünyada yoğun vakit geçiren çocuklar. Bir başka kritik veri ise, evde silah erişimi olan çocukların şiddet riski belirgin şekilde daha yüksek
Ama! Bu noktada yapılabilecek en büyük hata da, suçu yalnızca dijital dünyaya yıkmak olur. Çünkü dijital dünya, boşluk varsa yerleşir. O boşluğu oluşturan ise çoğu zaman aile ve çocuğun içinde yer aldığı sosyal yapıdır.
Bugün modern!!! aile, tarihte hiç olmadığı kadar çocuk odaklı görünüyor. Baksanıza, hepimiz çocuklar için yaşıyoruz, onlar için çalışıyoruz, onlar için fedakarlık yapıyoruz. Ama aynı zamanda onlara sınır koymaktan korkuyoruz. "Hayır" demekten çekiniyoruz. Üstelik, onları üzmemek adına (gerçi burası tartışılır) hayatın gerçekliğiyle tanıştırmıyoruz. Ve fark etmeden şu yanlış mesajı veriyoruz: Dünya senin etrafında dönüyor. İşte bu durum, beklenenin tersine, çocuklarda 'her şey benim için ama kimse beni gerçekten anlamıyor' paradoksunu üretiyor. Tahmin edececeğiniz gibi, krılma da tam burada başlıyor. Çünkü gerçek dünya, kimsenin etrafında dönmez.
Ve çocuk, ilk ciddi sınırla karşılaştığında bunu bir hayal kırıklığı değil, bir tehdit olarak algılıyor. Duygularını yönetmeyi öğrenmemiş, sabretmeyi deneyimlememiş, reddedilmeye alışmamış bir zihin için bu durum, öfkeye ve bazen şiddete dönüşebiliyor. Yani, çocuklarımız için kendimizce her şeyi yapıyoruz ama zihinlerini koruyamıyoruz.
Öte yandan, günümüz aile yapısının bir başka çelişkisi daha var. Fiziksel olarak birlikteyiz ama duygusal olarak ayrı dünyalardayız. Aynı evde herkesin elinde bir ekran var. Konuşmalar kısa, temas yüzeysel. Çocuk aslında her şeye sahip ama derin bir şekilde yalnız. Ve bu yalnızlık, dijital dünyada daha da büyüyor. Çünkü orada sürekli bir karşılaştırma, dışlanma ve görünme mücadelesi var.
Dünya verileri de, özellikle ergenlik çağındaki gençler arasında şiddet eğilimlerinin ve akran zorbalığının artmasını, sadece bireysel bir sorun değil, küresel bir eğilim olduğunu doğruluyor. Türkiye'de de benzer bir tablo görülüyor. Okullarda yaşanan şiddet olaylarının önemli bir kısmı planlı değil. Ani, dürtüsel ve kontrolsüz. Yani artık mesele, kötü niyetli çocuklar değil, duygularını yönetemeyen çocuklar meselesi.
DİJİTAL TERÖR, GÖRÜNMEYEN AMA SÜREKLİ AKAN ETKİ
Dijital terör ifadesi abartı değil. Çünkü, maalesef çocuklar artık, günde ortalama 4-7 saat, ekran başında algoritmaların yönlendirdiği içeriklerle karşı karşıyalar. Gördükleri şey ise, şiddet, aşağılama, güç ve kontrol temalarının sürekli tekrarı.
Araştırmalar şunu söylüyor: Sürekli şiddet içeriğine maruz kalan çocuklarda duyarsızlaşma (desensitization) gelişiyor. Dolayısı ile beyin, şiddeti normal olarak kodlamaya başlıyor. Ama asıl korkunç olan, şiddet bir de oyunlardaki ödül mekanizmasıyla birleşince, şiddet eşittir başarı algısı oluşuyor. Ama elbette sorun sadece oyunlar değil. Asıl mesele, ailelerin gözlerinin önünde bu çocukların, denetimsiz, filtresiz, süre sınırı olmayan maruziyetleri.
PEKİ ÇÖZÜM NEREDE?
Son dönemde okullarda alınan güvenlik önlemleri, kameralar, giriş kontrolleri... Bunlar gerekli ama yeterli değil. Çünkü bu önlemler kapıyı korur, zihni değil. Şiddeti engellemek için sadece dış güvenliği artırmak yetmez, iç dünyayı da güçlendirmek gerekir. Yani asıl mesele, aile – okul- çocuk ilişkisinde yeniden denge kurmak. Çocuğa hem sevgi, hem sınır verebilmek. Ona değerli olduğunu hissettirmek ama dünyanın merkezi olmadığını gösterebilmek. Ona sadece bilgi değil, duygu yönetimi, empati ve sorumluluk kazandırmak. Çünkü bugün karşı karşıya olduğumuz tablo bir nesil problemi değil, bir sistem problemi. Hızın değer olduğu, sabrın zayıflık sayıldığı, görünmenin var olmaktan daha önemli hale geldiği bir dünyada, şiddet, maalesef bu çocuklar için bazen bir çıkış dili haline gelecektir.
Ez cümle, Kahramanmaraş'taki o acı olay, bize şunu söylüyor: Çocukları kontrol edemiyoruz. Ama belki de aslında kontrol etmemiz gereken şey çocuklar değil de, onları büyüttüğümüz dünya ve kendi egolarımızdır. Kendimize şu soruyu sormaya ne dersiniz? Kontrol edilemeyen bir dünyada büyüyen çocuklara gerçekten rehberlik edebiliyor muyuz? Çünkü çocuklar kaybolmaz. Ama yön gösterilmezse, yanlış yolu çok hızlı öğrenirler.
Yazarın diğer yazıları
Bakan Fidan: FETÖ bağlantılı okulları sessiz ve profesyonel şekilde devralıyoruz
THY'den kritik Orta Doğu kararı: Şam, Beyrut ve Amman seferleri için geri sayım
Özel'in "siyasi kurgusu"na geçit vermedi! Bakan Bayraktar: Bildiğiniz hiçbir şey yok
Trump "Bombalardan daha etkili" diyerek tehdit etti: Durum onlar için daha kötü olacak