ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Trump–Şi Zirvesi 2026

Trump'ın ertelenen ancak nihayet gerçekleşen 2026 Çin ziyareti, Washington- Pekin arasında şekillenen yeni güç mimarisinin de stratejik bir testi.

Pekin'deki bu kritik görüşme, dünya basınında sıradan bir devlet ziyareti olarak okunmadı. Reuters, CSIS, CFR, Brookings ve Avrupa merkezli analiz kuruluşlarının ortak değerlendirmesi şu noktada birleşiyor: Ziyaret, ABD-Çin rekabetini bitirmedi, ama kontrollü rekabet dönemini başlattı.

Dünya basınında yankıları

Reuters, 14 Mayıs 2026 tarihli analizinde bu zirveyi, "kontrollü rekabet ile stratejik zorunlu iş birliği arasında kurulan yeni denge" olarak tanımladı.

Financial Times,"ekonomik savaşın askeri savaştan daha belirleyici hale geldiği yeni dönem" diye değerlendirdi.

Council on Foreign Relations uzmanlarından Richard Haass ise dikkat çekici bir ifadeyle, "Bu zirve bir barış anlaşması değil, büyük güç rekabetinin sınırlarını belirleme girişimidir" dedi.

Yani zirve, ticaret savaşlarından enerji güvenliğine, İran dosyasından Tayvan gerilimine kadar birçok başlığın yeniden tanımlandığı bir dönüm noktası olarak okundu.

Ticaret savaşları ve teknoloji rekabet

Zirvede, Trump yönetimi, Çin'den tarım ürünleri, enerji ithalatı ve Boeing siparişleri üzerinden ekonomik kazanımlar ararken, Pekin ise yarı iletkenler, nadir toprak elementleri ve ihracat kısıtlamalarında rahatlama peşindeydi. Ama her ne kadar, Çin'in ABD tarım ve enerji ürünlerine sınırlı açılım sinyali vermesi kısa vadeli yumuşama sağlasa da, Pekin'in kritik mineraller üzerindeki stratejik kontrolü Washington açısından hala büyük baskı unsuru olmaya devam ediyor. Harvard'dan Graham Allison'un ifadesiyle bu süreç, klasik ticaret savaşından çok "Thucydides Tuzağı'nın ekonomik versiyonu."

Kısaca, masada tarafların, özellikle nadir elementler, yapay zeka ve tedarik zincirleri konusunda tam kopuş yerine kontrollü bağımlılık modeline yöneldiği görülüyor. Yani, tarifeler konuşulsa da asıl savaş, veri, enerji ve teknoloji üstünlüğü üzerinden sürecek.

Ekonomik analizlerde zirve

Financial Times ve World Economic Forum : ABD kısa vadede ekonomik rahatlama, Çin ise uzun vadede stratejik üretim üstünlüğünü koruma hedefinde. (Bu durum, klasik ticaret savaşından çok teknolojik hegemonya yarışı anlamına geliyor.)

Reuters: ("New positioning" yani yeni konumlandırma vurgusu): Çin'in artık ABD ile doğrudan kopuş değil, rekabeti yönetme stratejisini tercih ettiğini gösteriyor.

The Guardian: Bu zirve, İran savaşı ve Tayvan dosyası gölgesinde küresel istikrar testi niteliğinde.

Washington Post: Trump ekonomik ve siyasi baskılar nedeniyle daha pragmatic, Şi ise daha stratejik sabır içinde.

İran Dosyası: Hürmüz Boğazı, Çin ve küresel enerji damarı

Trump'ın en önemli gündemlerinden biri de, Çin'i İran üzerinde baskı kurmaya ikna etmekti. Çünkü Hürmüz Boğazı'ndaki kriz, yalnızca petrol fiyatlarını değil küresel tedarik zincirlerini de tehdit ediyor.

Burada Çin'in pozisyonu dikkat çekici. Çin bildiğiniz üzere, İran'ın en büyük enerji müşterisi ama aynı zamanda da küresel ekonomik istikrarın korunmasına da büyük önem veriyor. Dolayısı ile, bu duruş, Çin'i sessiz dengeleyici süper güç konumuna taşıyor.

Brookings ve Reuters'e göre de, Çin artık sadece ekonomik dev değil; enerji güvenliği diplomasisinin de merkezi aktörü.

Rusya ve Türk dünyası

Trump–Şi zirvesinin en az konuşulan ama en kritik başlıklarından biri de Rusya ve Türk dünyası.

Rusya, ABD-Çin yakınlaşmasını dikkatle izliyor, çünkü bu tablo Moskova'nın Pekin üzerindeki stratejik önemini azaltabilir. Ancak elbette Çin için, Avrasya bağlantıları, savunma ve enerji açısından Rusya hala çok kritik.

Türkiye Açısından Sonuç

Ankara için mesele yalnızca ABD mi Çin mi sorusu değil. Asıl soru şu, Türkiye, yeni çok kutuplu düzende yalnızca etkilenen ülke mi olacak, yoksa enerji, ticaret, savunma ve Türk dünyası ekseninde oyun kurucu merkezlerden biri mi olacak? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son dönemde Türk dünyası, enerji koridorları ve savunma sanayii alanında attığı adımlar düşünüldüğünde, Türkiye'nin bu süreçte dengeleyici bölgesel güçten küresel merkez güce geçme ihtimali artıyor.

Türkiye açısından olası fırsatlar ve riskler

ABD- Çin satrancı Türkiye'ye büyük fırsatlar ama aynı zamanda da riskler doğuruyor. Türkiye, ABD-Çin rekabetinde üretim ve lojistik alternatif merkezi olma potansiyeline sahip. Orta Koridor ve Türk dünyası üzerinden jeoekonomik değer artışı, enerji geçiş hatlarında Türkiye'nin kritik rolünün güçlenmesi, Türk savunma sanayii için Asya-Orta Doğu ekseninde yeni pazar fırsatları, Türkiye'nin yıldızını parlatıyor.

Öte yandan, Türk Devletleri Teşkilatı coğrafyası için de, Çin faktörü oldukça önemli. Kazakistan, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan gibi ülkeler, Çin yatırımları ile Türk entegrasyonu arasında yeni bir denge siyasetine zorlanabilir. Bu nedenle Türkiye'nin, TDT üzerinden ekonomik ve güvenlik entegrasyonunu hızlandırması, yalnızca kültürel değil stratejik de bir zorunluluk haline geliyor.

Risklere gelince: ABD-Çin bloklaşmasında taraf baskısı, Çin-Rusya etkisinin Orta Asya'da Türk nüfuzunu sınırlandırması, enerji krizlerinin Türkiye ekonomisine maliyet baskısı, Kuşak-Yol projelerinde Türkiye'nin jeopolitik sıkışma yaşaması gibi ihtimaller olası riskler arasında.

Özetle Ankara için mesele yalnızca taraf olmak değil, çok kutuplu dünyada denge merkezi olabilmek.

Küresel sistem nereye evriliyor?

Görünen o ki, geleceğin savaşları yalnızca silahla değil, enerji yolları, veri merkezleri, çipler, boğazlar ve ticaret koridorları üzerinden şekillenecek. Çünkü, Trump–Şi zirvesi gösterdi ki, ABD tek kutuplu liderliğini korumakta zorlanırken, Çin'de doğrudan çatışmadan çok sistem içi yükseliş peşinde. Rusya ise, son denklemin enerji ve güvenlik ayağında hala kritik bir ülke. Kısaca, Pekin'de verilen fotoğraf, yalnızca bugüne değil, 2030'ların güç haritasına dair de önemli bir işaret fişeği. İşin en güzel tarafı, bu yeni jeoekonomik satrançta Türk dünyası ve Türkiye daha görünür hale geliyor.

Ünlü analizcilerin ortak görüşü

Richard Haass (CFR): "Bu zirve bir barış değil, büyük güç rekabetinin kurallarını belirleme çabasıdır."

Graham Allison (Harvard): "Thucydides Tuzağı önlenebilir; ancak bunun bedeli karşılıklı tavizler olacaktır."

Fareed Zakaria: "Dünya artık Amerikan yüzyılından Çin-Amerikan dengesine geçiyor."

Ez cümle, bu zirve bir son değil, yeni dönemin provası. Trump–Şi buluşması ile dünyaya verilen açık mesaj, ABD ve Çin'in doğrudan çatışmayı değil, rekabetin yönetimini tercih ediyor olmaları. Bu çıktı, elbette, savaş ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıyor. Ama yeni düzende savaşların, küresel mücadelen daha çok, yapay zeka, enerji arzı, ticaret rotaları, kritik mineraller ve bölgesel nüfuz savaşları üzerinden şekilleneceğini gösteriyor.

Türkiye için ise temel soru şu, bu yeni düzende yalnızca izleyen mi olacak, yoksa koridorları ve dengeleri yöneten merkez ülkelerden biri mi? Yani, Türkiye için asıl mesele, bu yeni düzende masa kuranlardan biri olup olamayacağıdır. Çünkü, 2026 Pekin zirvesi gösterdi ki, geleceğin dünyasında güç, yalnızca askeri kapasiteyle değil, krizler arasında denge kurabilme becerisiyle de ölçülecek. Türkiye'nin önündeki fırsat da risk de tam burada yatıyor.


Yazarın diğer yazıları