ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Hürmüz'ün kilidi kırılır mı?

Ortadoğu'da savaş, artık ne sadece füze menziliyle ne de aklın sınırlarıyla ölçülüyor. Ne dersiniz, ABD ve İsrail, İran'a karşı geri dönüşü olmayan bir eşiğe gelir mi? Yani özellikle enerjinin kalbi sayılan Harg Adası'na yönelik bir kara harekatı olur mu?

Orta Doğu'da son yaşananlardan sonra, hele askeri gerçeklik "yapılabilir mi?" ile değil, "katlanılabilir mi?" ile ölçülüyorken, kimse rasyonel bir cevabı kolayca satın almayacaktır. Şunu kastediyorum, bu savaşta asıl mesele 'bu operasyonu başlatabilir miyiz?' değil, başlattıktan sonra ortaya çıkacak maliyeti, askeri kayıpları, ekonomik yükü, siyasi baskıyı ve uzun sürecek istikrarsızlığı ne kadar süre taşıyabiliriz?"sorusu. Yani bir ülke teknik olarak bir yeri işgal edebilir, ama eğer o işgal yıllarca sürecek kayıplar, iç politik krizler ve küresel baskılar demekse, mesele artık güç- kapasite değil dayanıklılık meselesidir.

Şöyle devam edelim; teorik olarak ABD, dünyanın en güçlü amfibi ve hava üstünlüğüne sahip ordusu. İsrail ise, nokta operasyonlarda son derece etkin. Ancak, defalarca yazıldığı, söylendiği üzere, İran, ne Afganistan ne de Irak. Dolayısı ile, evet, ABD- İsrail ikilisi, bir kara işgali başlatılabilir, ama kontrol edilebilir mi?

Harg Adası: Savaşın kalbi mi, tuzak mı?

Harg Adası, İran petrol ihracatının büyük bölümünün geçtiği stratejik bir merkez. Buraya yönelik bir operasyon, neden yapılır? Cevabı zor değil. İran'ın ekonomik nefesini kesmek, petrol ihracatını sıfırlamak dolayısı ile rejimi içeriden baskı altına almak. Ama risk ne?

Harg Adası, ilk bakışta İran'ın ekonomik kalbine indirilecek cerrahi bir darbe gibi görünse de, gerçekte dokunulduğu anda zincirleme krizleri tetikleyen bir jeopolitik tuzak. Çünkü buraya yapılacak bir saldırı yalnızca petrol akışını kesmekle kalmaz, Tahran tarafından varoluşsal bir savaş ilanı olarak okunur ve anında Hürmüz Boğazı'nı kilitleyebilecek, enerji hatlarını hedef alabilecek ve savaşı Lübnan'dan Yemen'e yayılan asimetrik bir cepheler ağına dönüştürebilecek bir karşılık doğurur. Bu durumda amaçlanan ekonomik baskı, yerini küresel enerji krizine, yükselen petrol fiyatlarına ve ABD dahil tüm dünya ekonomilerini sarsacak bir dalgaya bırakır; dahası İran içinde rejimi zayıflatmak yerine milliyetçi refleksleri güçlendirerek içeride konsolidasyon yaratır. Yani Harg'a vurmak, taktik bir başarı gibi görünse de stratejik düzlemde kontrol edilemeyen bir tırmanmanın kapısını açar. İran'ı sınırlamak yerine savaşı genişleten, kazananı olmayan ama bedelini tüm dünyanın ödediği bir sürecin fitilini ateşler. Kısaca, Harg Adası bir hedef değil, küresel ekonomik mayın.

Trump'ın İran hesabı ne?

Trump açısından İran'a yönelik bir kara işgali ilk bakışta siyasi intihar gibi görünse de, böyle bir adım, tamamen irrasyonel değil. Yani, böyle bir karar, belirli zorunluluk senaryoları içinde anlam kazanabilir. Şöyle ki;

Eğer İran, Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatır, ABD üslerine ağır kayıplar verdirir ya da İsrail'e yönelik varoluşsal bir tehdit oluşturursa, Trump için mesele tercih olmaktan çıkar, itibar ve caydırıcılığı kurtarma zorunluluğu haline gelir. Bu noktada atılacak adım, bir işgal okumasından önce, küresel güç hiyerarşisini yeniden tesis etme stratejisi olarak okunabilir. Yani, mesaj sadece İran'a değil, aynı anda Çin'e, Rusya'ya ve tüm müttefiklere verilir: ABD hala oyunun kurallarını belirliyor. Ancak uzmanlara göre, bu strateji son derece riskli. Çünkü kısa vadede güç gösterisi sağlasa bile, uzun vadede ABD'yi ekonomik yük, askeri yıpranma ve küresel istikrarsızlıkla karşı karşıya bırakır. Dolayısıyla böyle bir karar, rasyonel bir kazanç hesabından çok, zorunluluk hissiyle alınmış yüksek riskli bir hegemonya hamlesi olur. Yani Trump bunu kazanmak için değil, kaybettiği kontrolü geri almak için yapar.

ABD kamuoyu yeni bir savaşa hazır mı?

ABD kamuoyu ikiye bölünmüş durumda. Cumhuriyetçi tabanın bir kısmı, güç gösterilmeli derken geniş kesimde 'yeni bir Ortadoğu savaşı istemiyoruz' diyor. Özellikle genç seçmenlerde savaş karşıtlığı yüksek.

Dahası, ABD'de özellikle Vietnam ve Irak travması hala canlı. Afganistan'dan çekilme sonrası oluşan ruh hali de çok net: Bir daha aynı hataya düşmeyelim.

Avrupa bu denklemin neresinde?

Avrupa aslında bu savaşın sessiz rehini. Rus gazına bağımlılığı azaltmaya çalışırken, İran petrolünün devre dışı kalması, Avrupa'da enerji krizi derinleştiriyor. Bu yüzden Avrupa, savaşı büyütmemek, tarafları diplomasiye zorlamak, ABD'yi frenlemek için büyük çaba gösteriyor. Ama gerçek şu, Avrupa, bu oyunda oyuncu değil, sonuçlara katlanan taraf.

Küresel fatura: kim öder?

İran'a karşı genişleyen bir savaşta küresel faturayı tek bir ülke değil, zincirin en zayıf halkasından en güçlü aktörüne kadar tüm sistem öder. Çünkü, Hürmüz'ün kilitlenmesiyle enerji fiyatları sıçrar, enflasyon dalgası Avrupa'dan Asya'ya ekonomileri sarsar, tedarik zincirleri kırılır ve bu maliyet doğrudan halkların cebine yansır. Ancak stratejik denklemde asıl çarpıcı olan şu: savaşı başlatanlar bile faturadan kaçamaz. Yani, ABD askeri üstünlüğünü korusa bile ekonomik yük ve siyasi yıpranmayı derinden yaşar. Avrupa enerji kriziyle daralır; gelişmekte olan ülkeler ise çok daha ağır bir ekonomik baskı altında kalır. Buna karşılık kazanan gibi görünen aktörler aslında savaşın boşluklarından faydalananlar olur. Mesela, Çin daha ucuz ve alternatif enerji hatlarına yönelerek jeopolitik alan kazanır, Rusya yükselen enerji fiyatlarından beslenir, İran ise yıkılmak yerine direnç üzerinden iç meşruiyetini tahkim eder. Yani savaş, bir tarafın zaferi ile değil, düzenin maliyetli bir şekilde yeniden yazılması ile sonuçlanır.

Ez cümle, ABD ve İsrail'in İran'a kara işgali, askeri olarak mümkün ama stratejik olarak irrasyonel, ekonomik olarak yıkıcı, siyasi olarak riskli. Bu yüzden küresel analizcilerin ortak noktası şu: bu adım, savaşı kazanmak değil, kontrol edilemeyecek bir yangını başlatmak olur.

Toparlarsak, son tahlilde mesele bir askeri planın doğruluğu ya da yanlışlığı değil, bir zihniyetin tercihiyle ilgili. İran'a yönelik olası kara harekatı, ABD açısından, caydırıcılığı yeniden tesis etmek, rakibi ekonomik olarak boğmak, güç gösterisi yapmak vs vs için, kağıt üzerinde mantıklı görünebilir. Ancak, tekraren söylemek gerekirse, sahaya inildiğinde aynı hamle, geri dönüşü olmayan sonuçlar üretme potansiyeline de sahip. Üstelik, bu yüksek risk içeren adım, savaşı bitirmeye yaklaştıracak bir hamle de değil. Yoksa, ABD, aslında kazanma ihtimali düşük olduğu halde sadece güçlü görünmek, caydırıcılığı kaybetmemek ve kaçınılmaz bir gerilemeyi geciktirmek için bir gösteri hazırlığında mı? Görünen o ki, bu savaşta da mantık ile risk arasındaki çizgi çok ince. Geçmişte savaşları başlatan tüm kararlar da olduğu gibi, çoğu zaman mantıklı görünen hamleler, aslında en büyük stratejik hataların başlangıcı olabiliyor. Ve maalesef , bu tür savaşlar, sözde akılla başlıyor ama risk tarafından yönetiliyor. Tabi bedeli de insanlığa çok ağır oluyor.


Yazarın diğer yazıları