İran savaşı olmamalıydı, ama oldu…
Hiçbir soğukkanlı stratejik analiz, ABD ile İran arasında bu ölçekte bir savaşın rasyonel bir tercih olacağını savunmuyordu. Nitekim yıllarca Washington'daki think-tank raporlarında, özellikle Brookings Institution (2012, "Which Path to Persia?") ve RAND Corporation (2019 İran raporları) doğrudan savaş senaryosu "yüksek maliyet, düşük kazanç" olarak kodlandı. Bugün gelinen noktada ise şu paradoksla karşı karşıyayız; savaşın olmaması gerektiğini savunanlar haklıydı ama savaş yine de oldu.
Washington bu savaşla, İran'ın bölgesel vekil ağlarını (Hizbullah, Haşdi Şabi, Husiler) felç etmek, Hürmüz Boğazı üzerindeki tehdit kapasitesini kırmak, İsrail'in uzun vadeli güvenlik mimarisini garanti altına almak istiyor. Ancak bu kolay görünmüyor. Çünkü, Trump, uyarılara kulaklarını tıkıyarak başlattığı bu savaşta büyük bir analitik hata yaptı, önemli bir noktayı atladı. Nüfusu 90 milyona yakın, Basra Körfezi - Hazar - Orta Asya coğrafyasının merkezinde, dünya doğalgaz rezervlerinde ilk 3'te, bölgesel milis ağları, balistik füze kapasitesi yüksek bir ülkeyi hafife aldı, bu da ona pahalıya patladı.
Evet... İran, klasik askeri güçte ABD'ye rakip değil. Ama asimetrik savaşın en sofistike aktörlerinden biri. Dolayısı ile, plansız bir plan olan bu savaşla Trump, aslında bir devleti değil, bir ağ yapısını hedef aldığını çok geç fark etti.
ABD - İSRAİL İTTİFAKI BİR KORUMA MI, BİR BAĞIMLILIK MI?
İsrail'in, ABD'yi peşinden sürükleyip sürüklemediği meselesine, stratejik bir soğukkanlılıkla bakınca karşımıza şu gerçek çıkıyor; bu ilişki tek taraflı bir destek değil ama akılcı da değil.
Şöyle ki; analizciler, ABD'nin İsrail'e yaklaşımını 3 temel sütuna dayandırıyor. Jeopolitik karakol mantığı, teknoloji - istihbarat ortaklığı ve bölgesel dizayn aracı. Bunları biraz açalım:
JEOPOLİTİK KARAKOL MANTIĞI
İsrail, ABD için, Ortadoğu'da askeri ileri üs, kriz anında müdahale platformu, hatta bölgeyi dengeleyen sert güç aktörü. Hatırlayın soğuk savaş'ta da bu çok netti. İsrail, Sovyet etkisini kırmak için bölgesel denge unsuru olarak kullanıldı. Aslında bugün de ABD siyasetinde, benzer mantık devam ediyor. ABD, İsrail sayesinde, bölgede çok rahat güç projeksiyonu yapıyor.
TEKNOLOJİ VE İSTİHBARAT ORTAKLIĞI
ABD için, füze savunma sistemleri, İHA teknolojileri, kent savaşı deneyimi, gerçek savaş sahasında test edilmiş silah sistemleri ile İsrail, bir saha test alanı. ABD bu verileri doğrudan kullanıyor . Şöylede söyleyebilirim, İsrail, ABD için bir laboratuvar.
BÖLGESEL DİZAYN ARACI
ABD'nin bölgeye dair uzun vadeli hedefi malumunuz, İsrail'in askeri üstünlüğünü korumak ve Arap ülkelerini de bu dengeye razı etmek. Zaten bu stratejiyi de açıkça tanımlıyor: Güçlü İsrail = ABD çıkarlarının korunması.
ŞİMDİ ŞÖYLE DEVAM EDELİM... BU STRATEJİ ARTIK AKILCI MI?
Bu işbirliği ile 'ABD bölgede, sahaya inmeden güç kullanıyor, teknoloji ve istihbarat kazanımları sağlıyor, dolayısı ile bölgeyi dolaylı kontrol ediyor', dediğimizde oldukça akılcı görünüyor.
Ama riskli yönü daha yüksek. Çünkü, görünen o ki, ABD, İsrail politikalarının bedelini ağır ödüyor. ABD'nin hem bölgede hem küresel ölçekte, hatta Arap dünyasında ciddi itibar kaybı var. Yani, yeni dünya denkleminde ABD ile İsrail'in çıkarları eskisi kadar örtüşmüyor. Nitekim bazı analizlerde de açıkça şu soru soruluyor; ABD kendi çıkarına aykırı alanlarda niye İsrail'i destekliyor? Kısaca, bu ilişki de zaman zaman karşılıklı kazanç olsa da, sürdürülebilirliliği tartışmalı.
PEKİ BU İLİŞKİDEN İSRAİL NE KAZANIYOR?
İsrail açısından tablo çok daha net. İsrail, ABD sayesinde, askeri dokunulmazlık (ABD koruması), sınırsız silah- teknoloji erişimi, uluslararası diplomatik kalkan (BM veto gücü) ve asıl önemlisi caydırıcılık ayrıcalığını elde etmiş durumda. Yani, İsrail için bu ilişki, bir varoluş sigortası. Peki, İsrail ABD olmadan ayakta kalamaz mı? Tahmin edeceğiniz üzere cevap çok kısa ve net: Hayır, bu ölçekte asla.
Bunu İsrail'i küçümsemek için söylemiyorum, şunu demek istiyorum. ABD'siz bir İsrail'de, bölgede tek başına askeri ve istihbarat operasyonları, hatta kısa süreli savaşlara yeltenebilir, ama bugün ki gibi hem küresel diplomatik baskıyı yöneterek, hem ekonomik ve askeri sürdürülebilirliliği sağlayarak, uzun süreli ve çok cepheli savaşa asla cesaret edemez. Düşünsenize, ABD İsrail'e yılda milyarlarca dolarlık destek sağlıyor, kritik mühimmat ve savunma sistemleri veriyor. En önemlisi de uluslararası siyasi koruma sağlıyor. Bunlar olmasa, İsrail bugün açtığı cepheleri açabilir mi?.
ABD Mİ İSRAİL'İN, İSRAİL Mİ ABD'NİN DAHA ÇOK İŞİNE YARIYOR?
Analizciler arasında bu konuda iki farklı yaklaşım var; ilki ABD İsrail'i kullanıyor. Çünkü, İsrail = bölgesel ileri karakol.
İkincisi, İsrail ABD'yi etkiliyor. Çünkü, İsrail, diyasporası sayesinde, iç siyaset ve lobiler üzerinden ABD yönetimi üzerinde büyük yönlendirme kabiliyetine sahip.
Gerçek ise büyük ihtimalle şu, karşılıklı bağımlılık. Ama görünen o ki, son yıllarda denge İsrail lehine kayıyor. Ve bu iş birliğinin maliyeti giderek yükseliyor. Yani, sonuç olarak ABD- İsrail iş birliği bir ittifak değil, bir kilitlenme. Üstelik, artık ayrışma maliyeti, destek maliyetinden çok daha yüksek.
EPSTEİN DOSYALARI, TRUMP VE SAVAŞ KARARI
Günümüz jeopolitiğine dair, gerçek, şüphe ve komplo arasındaki ince çizgide doğru analiz yapmak büyük marifet işi...
ŞANTAJ DEVLETİ TEZİ TEORİK OLARAK MÜMKÜN MÜ?
Uluslararası ilişkiler literatüründe bu tür durumlar yeni değil. Tarihsel örnekler vermek gerekirse, Soğuk Savaş döneminde KGB ve CIA'nın kişisel zafiyetler üzerinden etki operasyonları, 1980'lerde Latin Amerika'da elitlere yönelik baskı mekanizmaları, günümüzdeki siber veri sızıntıları vs vs sayılabilir. Yani, evet, bir liderin özel hayatına dair bilgi, siyasi baskı aracı olabilir. Ama kritik ayrım şu, bir şeyin mümkün olması, o şeyin gerçekleştiği anlamına gelmez. Net delil gerekir.
PEKİ EPSTEIN GİBİ İDDİALAR NE İŞE YARAR?
Bu tür iddialar bazı boşlukları doldurur. Mesela, iktidarın açıklanamayan kararlarına karşı, güç elitlerine güvensizlik yükseldiğinde ya da karmaşık jeopolitiği basitleştirme ihtiyacı doğduğunda, bu tür iddialar çok kullanışlı olabilir. Ne demek istiyorum, mesela, insanlar bugün şu soruyu soruyor; bu kadar maliyetli bir savaşa neden girildi? Bu sorunun cevabı var mı? Yok. Dolayısı ile gizli dosya vs anlatısı, karmaşık süreçleri sadeleştirip ve insanların oyalanmasını sağlıyor olabilir. Çünkü cevapsızlık bir toplumda çok daha büyük kaos ve endişe yaratabilir.
Gelelim Trump'ın İran kararına... Elbette şu da doğru, günümüzde güç sistemlerinde bilgi, zafiyet ve şantaj ihtimali her zaman var. Ama yine de bu savaşın ana belirleyicisi, gizli dosyalar değil, açık çıkar çatışmaları. Yani neden, çok görünür, çok somut ve çok eski bir şey: güç mücadelesi.
Üstelik, Trump'ın İsrail politikası Epstein'dan çok önce şekillenmişti... Hatırlayın, 2017'de Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdı ve 2018'de Büyükelçiliği Kudüs'e taşındı. İbrahim Anlaşmaları ile (2020), İsrail - Arap ülkelerinin normalleşmesinin önünü açtı.
ABD'NİN, İRAN SAVAŞINDAN "ONURLU ÇIKIŞ" ARAYIŞI
Vietnam'dan (1975), Irak'tan (2011) ve Afganistan'dan (2021) sonra ABD'nin öğrenmiş olması gereken şu olmalıydı; savaşı başlatmak kolay, bitirmek imkansıza yakın olabilir.
Bugün geldiğimiz noktada, İran savaşı tam hız sürerken Washington'un ihtiyacı olan şey, İran'ın misilleme kapasitesini sınırlayan bir ateşkes, Hürmüz'ün yeniden açılması ve İç kamuoyuna bir zafer anlatısı. Ama ABD adına maalesef ki, sahadaki gerçeklik farklı. İran, tüm tehditlere, tüm provokasyonlara, saldırılara rağmen geri adım atmıyor, atmazda. Dahası, küresel enerji hatları daha büyük risk altında. Hele Körfez'de güvenliği çok kırılgan... Yani bölge patlama hazır nükleer bomba. Patlarsa, tüm dünyayı yakacak. Bu nedenle ABD'nin aradığı, çıkarına uygun "onurlu çıkış", giderek analizcilerin dilinde retorik bir hedefe dönüşüyor.
DİPLOMASİ MASASI GERÇEKÇİ Mİ?
Tarih bize şunu söylüyor, 1988 İran-Irak Savaşı: 8 yıl sonra zorunlu ateşkes, 2015 Nükleer Anlaşma (JCPOA): Uzun müzakere, kırılgan sonuç, 2020 sonrası gerginlikler ve kurulan masalar: sürekli kesintiye uğrayan diplomasi. vs vs. Bugün de evet, diplomasi ihtimali var, ama zayıf. Çünkü, taraflar henüz yeterince yıpranmadı. Üstelik bölgede İsrail faktörü de denklemi sertleştiriyor, geri adımı zorlaştırıyor. Peki, barış masası hiç mi mümkün değil? Şu şartlarda mümkün; Hürmüz'de enerji akışı tamamen durursa, küresel petrol fiyatları kriz seviyesine çıkarsa, Avrupa açık baskı kurarsa, olabilir.
İRAN'IN KAOS STRATEJİSİ
İran'ın en güçlü kartı savaş değil, kaos üretme kapasitesi. İran yönetimi de bunu çok iyi icra ediyor. Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, Körfez ülkelerine drone ve füze saldırıları, Kızıldeniz – Bab el-Mandeb hattında ticareti aksatma, siber saldırılar ve enerji altyapılarına sabotajlar, klasik İran stratejisi ile İnkar edilebilir saldırılar.. Hepsi, dünyanın gözü önünde bölgede servis ediliyor. Yani, bu kaos stratejisi çok tehlikeli ama sonuçları çok net. Petrol fiyatlarında ani sıçrama, sigorta maliyetlerinin artması, küresel tedarik zincirinin kırılması... Daha ne olsun. Kısaca, İran ben kaybedersem herkes kaybeder, diyor.
NATO VE AVRUPA TARİHİ BİR KIRILMA EŞİĞİNDE Mİ?
Avrupa'nın özellikle Hürmüz konusunda ABD'ye tam destek vermemesi çok kritik. Bu demektir ki, Avrupa, artık ABD'nin "önleyici savaş doktrinine" güvenmiyor. Tabi, şimdilik, NATO'nun dağılması gibi şeylerden söz etmek için erken. Bu durum daha çok şu demek: NATO artık tek sesli bir askeri blok değil. Yani, Atlantik hattı çatlıyor ama yıkılmıyor
KÖRFEZ ÜLKELERİ: SAVAŞIN GİZLİ EŞİĞİ
Geçtiğimiz geceki saldırılar oldukça kritik. Çünkü, eğer bu saldırıları İran yaptıysa, Körfez ülkelerinin tüm soğukkanlılığına, stratejik sabrına rağmen bu savaş genişleyebilir. Yok eğer, provokasyon ise, kontrolsüz tırmanma riski artıyor demektir. Öte yandan, Körfez ülkelerinin (özellikle S. Arabistan ve BAE'nin) ABD'ye güvenmek istediği ortada ama savaşın hedefi de olmak istemiyorlar. Bu yüzden şu anki pozisyonlarını, sessiz destek ve aktif tarafsızlık olarak okumak mümkün olabilir. Ama enerji tesisleri vurulmaya devam ederse, ne olur? Kestirmek zor değil. Çünkü o zaman dengeler ve anlayışlar değişebilir.
Ez cümle, ABD,İsrail- İran savaşı aslında üç şeyin de testi; ABD hala küresel düzen kurucu mu? Asimetrik güçler süper güçleri durdurabilir mi? Enerji hatları yeni savaş alanı mı?
Ama bir olasılık daha var... Ne dersiniz, yoksa, dünya artık savaşları kazanamayan, ama barışı da kuramayan bir çağa mı giriyor? Eğer öyleyse, bu savaşın kazananı olmaz, kaybedeni herkes olur. Bu yüzden, Sayın Cumhurbaşkanı ve Fidan'ın barış çabaları takdire şayan. Ankara merkezli diplomasiden dünyanın öğreneceği çok şey var. Ama başlarını kuma gömmekten vazgeçerlerse. Umudum, inşallah başarırız..
Hayırlı bayramlar...
Yazarın diğer yazıları
Gerilimde dönüm noktası... Trump: Askeri çabaları azaltabiliriz
Türkiye'den İsrail'e Suriye tepkisi: Güçlü şekilde kınıyoruz
Trump'tan İran'a gözdağı: Uzun kalırsak ülkelerini yeniden inşa edemeyecekler
İran ABD'ye karşı "hazırız" dedi: "Deniz harikalarını" gösterebiliriz