ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Yeni Dünya Düzeni: Kimin çağı başlıyor?

Dünya yanıyor demek artık bir haber cümlesi değil, bir çağ tanımı. Gazze yanıyor, Lübnan kaynıyor, İran çevreleniyor, Körfez ülkeleri hesap yapıyor. Kafkaslar istim üstünde. Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa'nın güvenlik mimarisini yerle bir etti. Çin-Tayvan hattı Pasifik'i dünyanın yeni barut fıçısına çevirdi. Latin Amerika'da Venezuela ve Küba, Amerikan baskısı karşısında eski direncini korumaya çalışıyor. Afrika kaynaklarıyla, Asya üretimiyle, Türkiye geçiş yollarıyla, Avrupa ise lider krizleriyle yeni dönemin eşiğinde duruyor.

Peki, ne dersiniz, dünya gerçekten yeni bir düzene mi gidiyor, yoksa var olan düzen daha sert, daha acımasız ve daha çıplak hale mi geliyor? Eğer yeni bir düzenin eşiğindeysek, görünen o ki, yeni dünya düzeni denilen şey, barış vaat etmiyor. Daha çok, kaynakların, gıdanın teknolojinin, enerjinin, göç yollarının, verinin, suyun ve zihinlerin kontrol edildiği bir güç mimarisi pozu veriyor. Üstelik, bu yeni düzen, serbest piyasa romantizmiyle değil, stratejik bağımlılıklar üzerinden kuruluyor. Öyle ki, gelecekte artık ucuz olan değil, güvenli olan değerli olacak. Mesela, en ucuz enerji değil, kesintisiz enerji... En ucuz üretim değil, elde tutulabilir üretim... En büyük pazar değil, en dirençli tedarik zinciri öne çıkacak. Yeni çağın parası da düşündüğünüz gibi sadece dolar, euro ya da yuan olmayacak. Enerji, veri, çip, nadir maden, gıda ve güvenlik de para gibi işlem görecek. Yani bir ülkenin kasasındaki döviz kadar, limanı, genç nüfusu, savunma sanayii, yazılım altyapısı, tarım kapasitesi ve uydusu da stratejik rezerv sayılacak.

Eğitim sistemi de değişecek. Zaten daha şimdiden, var olan düzenin 'iyi diploma al, iyi işe gir' mantığı sarsılıyor. Dolayısı ile geleceğin eğitimi, çocuklara sadece bilgi değil, kriz okuryazarlığı, teknoloji kullanma becerisi, milli bilinç, üretim kabiliyeti ve ahlaki muhakeme yeteneği kazandırmak zorunda. Çünkü yapay zeka çağında, ezberleyen değil, soru sorabilen; algoritma kullanan değil, algoritmanın arkasındaki gücü anlayan toplumlar ayakta kalacak.

Hukuk sistemi de yeni sınavlarla karşı karşıya. Maalesef uluslararası hukuk, Gazze'de, Ukrayna'da, Suriye'de, Afrika'da büyük ölçüde itibar kaybetti. Artık dünya şu acı gerçekle yüz yüze: Hukuk, gücü sınırlamadığı zaman sadece güçlülerin dili haline gelir. Dolayısı ile gelecek yüzyılın en büyük tartışması şu olacaktır: Uluslararası hukuk yeniden adaletin zemini mi olacak, yoksa yeni güç bloklarının diplomatik kılıfı mı?

Öte yandan, Avrupa da bu süreçte en büyük kırılmayı yaşayan merkezlerden biri. Bir zamanlar dünyaya değerler, hukuk, demokrasi ve refah modeli öneren Avrupa, bugün lider krizi, göç baskısı, enerji bağımlılığı, savunma zafiyeti ve kimlik tartışmalarıyla boğuşuyor. Üstelik Avrupa'nın sorunu, sadece lider eksikliği değil. Sorun çok daha büyük. Avrupa'da fikir üretimi- öngörü durmuş durumda. Mesela, bugün Avrupa'da halklar her anlamda güvenlik isterken, siyasi elitler sadece eski cümleleri tekrar etmekle yetiniyorlar. İşte bu boşluk da radikal akımları hızla büyütüyor. Dolayısı ile Avrupa aklını başına alıp, yeni düzene katkı sunacaksa, bunu eski ahlak üstünlüğü etiketi ve züppe diliyle değil, gerçekçi güç üretimiyle yapabilir. Aksi halde Avrupa, yeni yüzyılın kurucu aktörü değil, yeni yüzyılın düzenlenen- üzerinde tepinilen coğrafyası haline gelir.

Türkiye açısından tablo, hem risk hem de fırsat içeriyor. Çünkü, Türkiye artık sadece doğu ile batı arasında köprü değil. Türkiye, kriz bölgelerinin ortasında oyun kurma kapasitesi yüksek bir merkez ülke. Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, D. Akdeniz, Ortadoğu ve Türk dünyası hattı Türkiye'ye benzersiz bir stratejik derinlik veriyor. Mesela, Turan hattı, sadece ticaret yolu olarak değil, gelecek yüzyılın güç haritasında yeni bir damar olarak da çok önemli. Ancak unutulmamalı ki, bu derinlik, sadece coğrafyayla değil, savunma sanayii, enerji güvenliği, diplomasi, üretim, nüfus kalitesi ve toplumsal dayanıklılıkla değer kazanır.

Asya, belli ki yeni dünya düzenin üretim ve teknoloji omurgası olmayı sürdürecek. Ama görünen tablo şöyle: Çin büyük güç olarak yükselişini sürdürüyor ama aynı zamanda çevreleniyor. Hindistan demografik gücüyle yükseliyor. Körfez ülkeleri ise petrol sonrası döneme hazırlanıyor. Avustralya bile Pasifik güvenliği, enerji ve Çin dengesi üzerinden yeni düzenin kenarında değil, içinde yer alacak.

Afrika ise genç nüfus, madenler, tarım kapasitesi ve stratejik limanlar nedeniyle yüzyılın en büyük rekabet alanı olacak.

Peki gelecek yüzyılın kazananı kim olacak?

Tek bir ülke değil, kendini dönüştürebilen toplumlar kazanacak. Enerjisini çeşitlendiren, gençlerini eğiten, gıdasını koruyan, teknolojisini geliştiren, ordusunu caydırıcı kılan, hukukunu güçlü tutan, ailesini- toplumsal bağlarını dağıtmayan ülkeler kazanacak. Kaybedenler ise sadece fakir ülkeler olmayacak. Kendi toplumunu çözen, eğitimini çürüten, üretimden kopan, kendi güvenliğini başkasına emanet eden, kültürünü tüketimle değiştiren nice zengin ülkeler de kaybedecek. Bu yüzden asıl soru 'yeni dünya düzeninden korkmalı mıyız?' değil. Çünkü, korku pasifleştirir. Asıl soru şu, yeni dünya düzenine hazırlanıyor muyuz?

Toparlarsak, kendini geleceğe taşımak isteyen toplumlar artık sadece savaşa değil, enerji krizine, gıda krizine, siber saldırılara, göç dalgalarına, bilgi savaşlarına, iklim baskısına, yapay zekanın iş gücünü değiştirmesine ve yalnızlaşan bireyin ruhsal krizlerine hazırlanmalı. Yeni dünya düzeni, tanklarla olduğu kadar ekranlarla da kurulacak. Sınırlar sadece haritalarda değil, zihinlerde çizilecek.

Dolayısı ile bir toplumun neye inandığı, çocuklarına ne öğrettiği, kriz anında nasıl davrandığı, hatta geleceği nasıl hayal ettiği, en az ordusu kadar belirleyici olacak. Yani, dayanıklı, birbirine kenetlenmiş toplumlar ayakta kalacak, dağılmış toplumlar ise yönetilecek. İşte, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iç cephe çağrılarındaki şifre tam da burada saklı. Çünkü, bu çağ da en büyük bedeli hazırlıksız toplumlar öderken, en büyük fırsatı korkuya teslim olmayan, ama tehlikeyi de hafife almayan ülkeler yakalayacak. Ez cümle, yeni dünyada mesele kimin ne kadar güçlü olacağı değil. Mesele kimin daha akıllı, daha üretken, daha sabırlı ve daha dirençli kalacağıdır. Yani geleceğin kazananları, krizleri yönetebilen, toplumu ayakta tutabilen ve kendi kaderini başkasının masasına bırakmayan ülkeler olacaktır.


Yazarın diğer yazıları