Ankara'da biten zirve, dünyanın başlayan yeni düzeniydi
Bazı zirveler sonuç bildirgeleriyle tarihe geçer, bazıları ise bildirgelerinde yazmayanlarla... Ankara'da yapılan 36. NATO Zirvesi ikinci kategoriye giriyor. Çünkü bu zirvenin gerçek hikayesi, liderlerin imzaladığı birkaç sayfalık metinde değil, aynı günlerde yaşanan kritik gelişmelerde gizli.
ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonu, İsrail'in Lübnan'daki yeni saldırıları ve Washington'un giderek sertleşen güvenlik dili, zirvenin gündemini değiştirmekle kalmadı, NATO'nun geleceğini de yeniden tanımladı.
Bugün birçok yorumcu Ankara Zirvesi'ni "NATO 3.0" olarak tanımlıyor. Bu elbette resmi bir kavram değil, fakat zirvenin ruhunu anlatması bakımından isabetli. Çünkü yeniden tanımlanan NATO artık yalnızca askeri bir ittifak değil. Üretim kapasitesi, teknoloji, yapay zeka, enerji güvenliği ve savunma sanayisini aynı güvenlik denkleminde buluşturan yeni bir stratejik mimari.
Peki gerçekten yeni bir NATO mu doğdu? Aslında evet... Ama bu yeni NATO, herkesin sandığı kadar Avrupa merkezli değil. Artık aynı anda, Rusya'yı çevrelemeye, Çin'i dengelemeye ve Ortadoğu'daki krizleri kontrol altında tutmaya çalışan çok katmanlı bir güvenlik sistemi inşa ediliyor. Bunu zirvede öne çıkan kritik mesajlardan da anlıyoruz: Savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayii üretiminin hızlandırılması, yapay zeka tabanlı sistemlerin geliştirilmesi, ortak savaş bulutu altyapısı, insansız sistem yatırımları ve lojistik hatların güçlendirilmesi gereği...
Ancak Ankara Zirvesinin asıl önemi bunlar değil. Hatta bu zirvede değişen, NATO'nun düşman tanımı da değil. Zirvede asıl değişen Amerika'nın müttefiklerine bakışı. Çünkü ABD, artık Avrupa'yı koruyan güç olmaktan çok, Avrupa'yı kendi güvenliğinin daha büyük bölümünü üstlenmeye zorlayan güç konumuna geçti. Gerçi, birçok Batılı analiz, zirvenin gerçek başarısını Trump'ın masada kalması olarak yorumlasa da, katılmıyorum. Çünkü, tam tersine, bu yorumlar, Avrupa'nın içinde olduğu durumu, ve psikolojisini net anlatıyor. Şurası çok net ki, Avrupa bugün Rusya'dan korktuğu kadar Amerika'nın bir gün güvenlik yükünü azaltmasından da çok korkuyor. Bu nedenle Ankara'da, Avrupa'nın verdiği mesaj Rusya'ya değil, Washington'a: Biz daha fazla harcayacağız, yeter ki Amerika tamamen çekilmesin. İşte bu, gerçekten Soğuk Savaş boyunca bile görülmemiş büyük bir değişim.
PEKİ, TRUMP NE İSTEDİ?
Yaygın kanaatin aksine Trump NATO'yu dağıtmak istemiyor. Trump'ın istediği, maliyetini düşürdüğü ama etkisini koruduğu bir NATO. Bir başka ifadeyle, ABD askerinin daha az, Amerikan teknolojisinin, silahının ve stratejik yönlendirmesinin daha fazla olduğu bir ittifak hayal ediyor. Ankara Bildirgesi dikkatle okunduğunda da beklediğini almış görünüyor. Avrupa ve Kanada'nın güvenlikte daha fazla sorumluluk üstlenmesi, savunma üretiminin hızlandırılması ve yeni teknolojilere yapılan vurgu, yük paylaşımının kurumsallaştığını gösteriyor.
RUSYA AÇISINDAN TABLO
Ankara Bildirgesi satır aralarında en sert mesajlardan biri Moskova'ya gönderildi. Moskova artık NATO tarafından geçici bir kriz olarak değil, uzun vadeli ve yapısal bir tehdit olarak görülüyor. Ukrayna'ya verilen askeri desteğin sürdürülmesi, Avrupa'nın savunma üretimini arttırması (uzun menzilli füze projeleri gibi) yani caydırıcılığın güçlendirilmesi kararları bunun göstergesi. Ancak Rus stratejistlerinin dikkatini çeken asıl başlık tanklar değil, üretim kapasitesi. Çünkü Ukrayna Savaşı, savaşları yalnızca cephedeki askerlerin değil, fabrikaların da kazandığını gösterdi.
ÇİN AÇISINDAN ZİRVE
Çin açısından, Ankara çok daha derin bir anlam taşıyor. Çünkü, bildirgede Pekin'in adı sınırlı biçimde geçse bile asıl mesele metinde değil, stratejide gizli. Avrupa kendi güvenliğinde daha fazla sorumluluk üstlenirse, Amerika askeri ve diplomatik kapasitesinin, büyük kısmını Hint- Pasifik'e kaydırabilir. Yani Ankara'da alınan kararların etkisi yalnızca Karadeniz'de değil, Tayvan Boğazı'nda da hissedilecektir. İşte bu nedenle, Ankara NATO 3.0'ın görünmeyen hedefi Moskova kadar Pekin'dir. İşte bu yüzden Ankara Zirvesi, aslında Avrupa'dan çok Asya'yı ilgilendiriyor.
ABD- İRAN HATTI VE NATO
Zirve sürerken ABD'nin İran'a yönelik operasyonları ve İsrail'in Lübnan'daki saldırıları başka bir gerçeği ortaya çıkardı. NATO, net bir biçimde Ortadoğu savaşının tarafı olmak istemiyor.Ama Ortadoğu'daki her savaşın Avrupa güvenliğini etkileyeceğini de artık kabul ediyor. Bu yüzden bildirgede, İran'a ilişkin vurgu, doğrudan rejim değişikliği ya da askeri müdahale üzerine değil, nükleer silah edinmemesi ve Hürmüz güvenliği üzerine kuruldu. Bu tercih, ittifakın bölgesel savaşlara değil, onların Avrupa'ya yansımalarına odaklandığını gösteriyor.
PEKİ BÜTÜN BUNLARIN TÜRKİYE AÇISINDAN ANLAMI NEDİR?
Kanaatimce Ankara'nın en büyük kazancı ne sonuç bildirgesindeki ifadeler ne de diplomatik nezaket cümleleri. Türkiye'nin asıl kazancı, yeniden vazgeçilmez ülke haline gelmesi oldu. Şöyle de söyleyebilirim, bugün Karadeniz konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz. Suriye konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz. Kafkasya, Doğu Akdeniz konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz. Enerji koridorları konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz. Hatta bugün savunma sanayii konuşulacaksa, yine Türkiye masada. Bu sonuç, Türkiye'nin, özellikle son 10 yılda en önemli jeopolitik değişimlerinden biri. Kısaca, Erdoğan liderliğindeki Türkiye'nin imzası, artık çok stratejik bir önem taşıyor. Ancak burada Ankara'nın önünde kritik bir eşik de var. Bildiğiniz üzere, jeopolitik önem kalıcı değildir, onu kalıcı hale getiren, teknoloji üretme kapasitesidir. Dolayısı ile, bugün Baykar, ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ ve KAAN gibi projeleri yalnızca savunma sanayii başarısı olarak görmemek gerekir. Bu altın değerindeki projeler, Türkiye'nin diplomatik pazarlık gücünün de önemli bir parçasıdır. Eğer Türkiye bu teknolojik dönüşümü sürdürebilir, Avrupa'nın yeni savunma üretim zincirine daha güçlü biçimde entegre olabilirse ve aynı anda Washington, Brüksel, bölge ülkeleriyle dengeli ilişkilerini koruyabilirse, bu Zirve ileride Türkiye açısından tarihi bir dönüm noktası olarak anılabilir.
Fakat, NATO'nun yeni sürümünde riskler de çok. Çünkü ülkeler yalnızca taraf seçmeye zorlanmayacak, aynı zamanda teknoloji, enerji, veri, yarı iletken, yapay zeka ve savunma üretim zincirleri arasında da tercih yapmak zorunda kalacak. Dolayısı ile, 21.yüzyılın kritik ittifakları yalnızca askerlerden oluşmayacak. Çip fabrikaları, veri merkezleri, uydu ağları, enerji hatları ve yapay zeka algoritmaları da yeni ittifakın önemli parçaları olacak. Dolayısı ile, Ankara'da sona eren zirve, yeni çağın resmi ilanı olmasada, yeni sürüm kurallarının ilk kez bu kadar açık konuşulduğu bir zirve oldu.
Hadi bakalım hayırlısı ....
Yazarın diğer yazıları
Hürmüz Boğazı'nda çevre felaketi: 3,2 hektarlık kıyı şeridinde petrol kirliliği
"Şapkalılar" operasyonunda "tehdit" ve "rüşvet" iddiası! CHP'li Meclis Üyesi Hülya Şimşek için tutuklama talebi
Başkentte tarihi kalabalık! AK Parti'nin dev mitinginde alan hıncahınç doldu
Rusya askeri alt yapıları hedef aldı: Ukrayna'daki Odessa ve Yujnıy limanları vuruldu