ŞİÖ'nün ardından …
Bişkek'te çekilen aile fotoğrafına dikkatle bakmak gerekiyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Putin, Hindistan Başbakanı Modi, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkian ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Bu fotoğrafı yalnızca 'Erdoğan ŞİÖ Zirvesi'ne katıldı' diye okumak, dünyanın geçirdiği büyük değişimi ıskalamak olur. Çünkü Bişkek'te ŞİÖ'nün geleceğinden çok daha büyük bir mesele konuşuldu: 21. yüzyılın güç masası nasıl kurulacak? (Türkiye ŞİÖ'nün diyalog ortağı olarak zirveye bu kez 'şeref konuğu' sıfatıyla katıldı.)
21.YÜZYILIN GÜÇ MASASI....
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zirvede verdiği şu mesaj oldukça dikkat çekiciydi: 'ŞİÖ artık çok kutuplu düzenin vazgeçilmez unsurlarından biri.'
Bu mesaj sadece ŞİÖ'ye yönelik diplomatik bir iltifat değil. Bu mesaj aslında dünyanın değiştiğinin ilanı. Çünkü örgüt yaklaşık 3,5 milyar insanı ve 35 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğü temsil ediyor. Üstelik, zirvenin sonunda Bişkek Deklarasyonu dahil kabul edilen 28 belge, güvenlik tehditleriyle mücadeleden uyuşturucuya, teknolojiden ulaştırmaya, enerjiden çevreye kadar geniş bir işbirliği alanı içeriyor. Yani ŞİÖ giderek yalnızca bir güvenlik örgütü olmaktan çıkıp, bir Avrasya mimarisine dönüşüyor. İşte tam burada Türkiye açısından kritik soru başlıyor: Ankara bu mimarinin neresinde olacak?
BATI'DAN KOPMADAN DOĞU'YA YAKLAŞMAK
Erdoğan'ın dönüş uçağında söylediği şu cümle sorduğumuz sorunun özetini veriyor: 'Hedefimiz, 360 derecelik bir vizyonla kendi ağırlığımızı artırmaktır.'
Bu cümle üzerinde dikkatle durmak gerekiyor. Çünkü, artık Ankara, kendisini Doğu ile Batı arasında bir tercih yapmak zorunda olan ülke olarak tarif etmiyor. Tam tersine, böyle bir tercihe zorlanmayı net bir şekilde reddediyor. Yani Ankara, NATO'da da olacak, Putin'le de konuşacak, Avrupa ile de ilişkilerini sürdürecek, ABD ile F-35'i konuşurken aynı zamanda ŞİÖ masasına da rahatlıkla oturacak. Yani, Türkiye bir blok seçmek yerine, blokların Türkiye'yi hesaba katmak zorunda olduğu bir güç olmayı hedefliyor. Dolayısıyla artık 'Türkiye Batı'dan kopuyor mu?' sorusunu önce bizim değiştirmemiz gerekiyor. Soru şu olmalı: Türkiye neden tek bir jeopolitik merkeze bağlı kalmak istemiyor?
BİŞKEK'TE KONUŞULAN YENİ DÜNYA DÜZENİ
Zirvedeki liderlerin açıklamalarını yan yana getirip baktığımızda, varılmak istenen hedefe dair ortak kelime net ortaya çıkıyor: Çok kutupluluk.
Çin Devlet Başkanı Şi, küresel yönetişim sisteminin daha adil ve eşit hale getirilmesini isterken, hegemonya, tek taraflılık ve korumacılık eleştirileri yaptı. Şi ayrıca, Küresel Güney'in uluslararası sistemde daha fazla söz sahibi olması gerektiğini savundu.
Rusya Devlet Başkanı Putin ise, ŞİÖ'yü yükselen çok kutuplu dünyanın etkili merkezlerinden biri olarak tanımladı.Daha da önemlisi, ekonomik sistem açısından son derece önemli bir ayrıntı verdi: 'Rusya'nın ŞİÖ ülkeleriyle ticaretindeki ödemelerin yüzde 98'den fazlası artık ulusal para birimleriyle yapılıyor.'
Hindistan Başbakanı Modi ise başka bir pencere açtı. ŞİÖ'nün geleceğini üç kelimeyle tarif etti: Güvenlik, bağlantısallık ve fırsat. Modi, terörle mücadelede çifte standart olamayacağını söylerken, ulaşım koridorlarının egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygılı bir biçimde kurulması gerektiğini vurguladı.
Toparlarsak: Bu üç liderin mesajlarını birlikte okuyunca Bişkek'teki büyük tartışmanın sınırları belirginleşiyor. Bu sınırı tarif etmeden önce şunların altını çizelim: Bildiğiniz üzere, ŞİÖ ülkelerinin birbirleriyle ciddi çıkar farklılıkları var. Hindistan ile Çin arasındaki rekabet ortada. Rusya'nın öncelikleri başka, Orta Asya ülkelerinin ki ise bambaşka. Dolayısıyla aslında, karşımızda NATO benzeri homojen bir ittifak yok. Ama, buna rağmen, ülkeler arasında önemli bir ortak payda var: Dünyanın yalnızca Batılı güçler tarafından şekillendirilmesine itiraz. Türkiye'nin önemi de tam burada ortaya çıkıyor.
TÜRKİYE'NİN ASIL KOZU: COĞRAFYA DEĞİL, BAĞLANTI
Türkiye ŞİÖ ülkeleriyle yaklaşık 150 milyar dolarlık ticaret yapıyor. Fakat mesele sadece ticaret değil. Şunu söylemeye çalışıyorum, Çin'den Avrupa'ya uzanan yolları düşünün. Orta Koridor, Hazar, Kafkasya, Orta Asya, Karadeniz, Akdeniz, enerji hatları, limanlar, demiryolları... İşte Türkiye, bütün bu hatların kesiştiği muazzam bir coğrafyada.
Erdoğan'ın ŞİÖ konuşmasında Orta Koridor ile Çin'in Kuşak- Yol Girişimi'nin uyumlaştırılmasına verdiği önem bu nedenle dikkat çekici. Çünkü 21. yüzyılda güç sadece toprak büyüklüğüyle ölçülmeyecek. Asıl güç, 'enerjiyi, ticareti, veriyi ve lojistiği kim taşıyor?' sorusunun cevabı olacak.
Dolayısı ile Türkiye, Avrupa ile Asya arasında geçiş güzergahı olmaktan çıkıp, bu straterjik ağların karar merkezlerinden birine dönüşebilirse, jeopolitik konumunu ekonomik güce hızla çevirecektir. Ama elbette, bunun için sadece köprü ülke olmak yetmez. Çünkü, köprüden herkes geçer. Oysa merkez ülke kuralları belirler. Türkiye'nin önündeki gerçek sınav da budur.
ŞİÖ ÜYELİĞİ GERÇEKTEN GÜNDEME GELİR Mİ?
Erdoğan'ın uçaktaki açıklamalarında en dikkat çekici başlıklardan biri tam üyelik ihtimalini açık bırakmasıydı. Bu gerçekleşirse ortaya ilginç bir tablo çıkar. Bir NATO ülkesi aynı zamanda Çin, Rusya, Hindistan ve İran'ın bulunduğu ŞİÖ'nün içinde yer alabilir mi? Hukuken başka, siyaseten başka bir tartışma bu. Ama asıl mesele üyelik kartının kendisinden çok, Ankara'nın bu ihtimali açık biçimde konuşabilme gücü.
Elbette, dış politikada seçenek sahibi olmak büyük bir güç ancak burada ince bir çizgi var: Çok yönlü dış politika ile savrulan dış politika aynı şey değildir. Ankara bunun fazlasıyla farkında.
Ez cümle, Bişkek Zirvesi bitti. Asıl mücadele şimdi başlıyor.
Yazarın diğer yazıları
TSK'nın eğittiği seçkin birlikler tam not aldı: Somali'den Türkiye'ye güçlü vefa
Akıllı gümrük talebine Türkiye'den net şart: "Kazan-kazan" için o engeller kalkmalı
Nükleer dosya kapandı: UAEA'nın Suriye kararına Türkiye'den memnuniyet mesajı
Deprem bağışları soruşturmasında beşinci dalga: 20 şüpheli için tutuklama talebi