ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Çerçeve Yasa: Türkiye'nin yeni güç doktrini

TBMM'ye sunulan "Terörsüz Türkiye" çerçeve yasası, ülkenin gelecek yüzyıla nasıl gireceğini belirleyen stratejik bir manifesto olarak okunabilir. Yaklaşık yarım asırdır Türkiye'nin güvenlik politikalarının merkezinde yer alan terörle mücadele, ilk kez askeri başarıların ardından hukuki ve siyasi bir çerçeveye oturtulmaya çalışılıyor.

Güvenlikten güce geçiş

Devletlerin tarihsel süreçlerini incelediğimizde, karşımıza şu çıkar: Devletler tarih boyunca kaynaklarını üç büyük alana harcıyor; savaş, güvenlik ve kalkınma... Doğal olarak da terör tehdidinin yüksek olduğu ülkeler bütçelerinin önemli bölümünü güvenliğe ayırmak zorunda kalır. Bu durum da, yalnızca ekonomik değil, stratejik bir maliyet de üretir. Çünkü sürekli tehdit altında yaşayan devletler, enerjilerini, geleceği inşa etmek yerine mevcut riskleri yönetmeye harcar. Dolayısı ile, eğer Türkiye gerçekten terör sorununu kalıcı biçimde geride bırakabilirse, güvenlikten boşalan stratejik kapasitesini savunma sanayi, yüksek teknoloji, yapay zeka, uzay, enerji ve küresel ticaret koridorlarına çok daha güçlü yönlendirebilir. Ve böylece ülke için asıl büyük dönüşüm buradan başlar.

Dünyanın dikkati Ankara'da

Bu yasa en az Türkiye kadar, Washington'da, Brüksel'de, Moskova'da, Tahran'da, Bağdat'ta, Erbil'de, Şam'da da yakından takip ediliyor. Çünkü PKK sadece Türkiye'nin iç güvenlik meselesi değil. Irak'ın kuzeyindeki dengeleri, Suriye'nin geleceğini, ABD'nin SDG/YPG politikalarını, İran'ın sınır güvenliğini, İsrail'in bölgesel planlarını da doğrudan etkileyen çok katmanlı bir dosya. Bu nedenle Ankara'nın attığı her adım bölgesel satranç tahtasında yeni hamlelere yol açacaktır.

ABD ne kazanır ne kaybeder?

Washington açısından en kritik soru şu, Türkiye ile güvenlik alanında yeni bir sayfa açılabilir mi?

ABD uzun süre, Suriye'de SDG/YPG ile kurduğu ortaklık nedeniyle Ankara ile ciddi görüş ayrılıkları yaşadı. Eğer Türkiye'deki terör tehdidi önemli ölçüde azalırsa, Ankara'nın Suriye politikası yeni bir evreye girecektir. Ama öte yandan, bu durum, ABD'nin Suriye'deki tercihlerini otomatik olarak değiştireceği anlamına gelmez. Aksine, yeni pazarlık başlıkları ortaya çıkabilir.

İsrail boyutu

İsrail son yıllarda Doğu Akdeniz, enerji hatları ve İran ekseninde güvenlik stratejisini yeniden şekillendiriyor. Türkiye'nin içeride güvenlik yükünü azaltması, Doğu Akdeniz, savunma sanayi, enerji diplomasisi, Akdeniz deniz yetki alanları gibi başlıklara daha fazla odaklanmasına imkan sağlayacak. Bu durum bölgesel güç dengelerini dolaylı biçimde de olsa net olarak etkileyecektir. Dolayısı ile, bu durumun sonuçlarının nasıl yansıyacağı, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği ve Gazze sonrası bölgesel mimarinin nasıl şekilleneceğine bağlı olarak değişecektir.

Irak ve Suriye'de yeni dönem

Türkiye uzun süredir sınır ötesi operasyonlarla kendi güvenlik kuşağını oluşturmaya çalışıyor. Terör tehdidinin azalması halinde, sınır ötesi askeri varlığın niteliği zaman içinde yeniden değerlendirilecektir. Bu durumun sonuçları, Bağdat ve Şam ile yürütülen diplomatik süreçleri farklı bir zemine taşıyabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi, sahadaki güvenlik koşullarına ve ilgili ülkelerle yürütülecek müzakerelere bağlı olacaktır.

Ekonominin sessiz kazancı

Uluslararası sermaye siyasi istikrardan çok öngörülebilirliği satın alır. Uzun vadeli güven ortamı, yatırımların artmasını, lojistik koridorlarının güçlenmesini, enerji projelerinin hızlanmasını, turizm gelirlerinin yükselmesini, bölgesel sanayi yatırımlarının genişlemesini destekler.

Dahası, Türkiye'nin Orta Koridor vizyonu, Irak kalkınma yolu projesi ve enerji geçiş hatları gibi stratejik girişimlerinin de ekonomik faydaları öne çıkar.

İç siyasette yeni bir denge

Çerçeve yasa yalnızca güvenliğin değil, siyasetin dilini de değiştirebilir. Yıllardır seçimlerin en güçlü gündemlerinden biri olan terör meselesi farklı bir aşamaya geçerse, ekonomi, yüksek teknoloji, eğitim, demografi, iklim, üretim, küresel rekabet gibi başlıklar siyasetin merkezine daha hızlı yerleşebilir. Üstelik bu durum siyasal rekabetin eksenini de değiştirecektir.

En büyük sınav: Toplumsal güven

Şurası bir gerçek ki, terörün neden olduğu sonuçlar toplumsal hafızadaki yerini koruyor. Dolayısı ile bu yaraların iyileşmesi elbette zaman alacaktır. Şehit ailelerinin acısı, gazilerin hatıraları, terörden doğrudan etkilenen vatandaşların yaşadıkları yalnızca hukuki düzenlemelerle ortadan kalkmaz. Bu nedenle kalıcı başarının, toplumun adalet duygusunun korunmasıyla ölçüleceğini de unutmamak gerekir.

Toparlarsak, Türkiye yeni bir eşliğin önünde. Ve dünya artık klasik savaşlardan çok, ekonomi, teknoloji, enerji, çip üretimi, yapay zeka, uzay, kritik mineraller üzerinden rekabet ediyor. Türkiye'nin bu küresel yarışta öne çıkabilmesi için iç güvenliğini sağlamlaştırması çok önemli. Ancak bunun için sadece silahların susması yetmez, hukukun, kurumsal güvenin, ekonomik istikrar ve toplumsal uzlaşının da güçlenmesi gerekir. Çerçeve yasa bu yolculuğun çok önemli bir adımı. Dolayısı ile, tarihin bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri aklımızın bir köşesinde durmalı, bazı yasalar ülkelerin kaderini değiştirebilir...

Hadi gelin tam bu noktada kendimize bir soru soralım: Bu yasa, sadece terörsüz bir Türkiye hedefi için mi hazırlanıyor, yoksa Türkiye'nin önündeki asıl hedef, 2053 ve 2071 vizyonu doğrultusunda küresel güç rekabetine daha fazla odaklanabilmek için onlarca yıldır taşıdığı güvenlik yükünü azaltmak hedefiyle mi? Bence önümüzdeki yıllarda bu soru, yasanın maddelerinden bile daha fazla tartışılacak. Çünkü günümüz dünyasında devletlerin gücünü artık yalnızca ordular değil; ekonomi, teknoloji, enerji, veri ve diplomasi birlikte belirliyor. Bu nedenle bu sürecin nihai etkisi, yalnızca güvenlik alanında değil, Türkiye'nin küresel konumunda da aranacaktır.


Yazarın diğer yazıları