ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Ankara Zirvesi: NATO 3.0'a geçişin eşiğinde Türkiye

Dünya yeniden bloklara ayrılırken, Ankara'da yapılacak 36. NATO Zirvesi sıradan bir liderler buluşması değil, yeni güvenlik mimarisinin hangi eksende kurulacağını belirleyecek tarihsel bir dönüm noktası olacak. Çünkü, Soğuk Savaş'ın NATO'su, NATO 1.0, artık geride kaldı. Dahası, 11 Eylül sonrasında şekillenen terörle mücadele merkezli güvenlik anlayışı NATO 2.0' da hızla değişiyor. Bugün konuşulan şey ise, uzmanların giderek daha sık kullandığı bir kavram: NATO 3.0.

Bu yeni dönemde tehdit yalnızca tanklar, füzeler veya ordular değil. Yapay zeka sistemleri, yarı iletken teknolojileri, kritik mineraller, veri merkezleri, enerji koridorları, uzay sistemleri ve deniz altı iletişim hatları... Tüm bunlar artık kolektif güvenliğin ayrılmaz parçaları olarak görülüyor. Dolayısıyla Ankara Zirvesi'nde tartışılacak mesele yalnızca savunma bütçelerinin artırılması olmayacak. Asıl tartışma, Batı dünyasının yeni çağın meydan okumalarına nasıl cevap vereceği olacak. Ve Ankara Zirvesi, bu dönüşümün siyasi manifestosu olma potansiyeline sahip. Şöyle de söyleyebilirim, Ankara Zirvesi, NATO'nun, askeri bir ittifaktan, daha geniş bir medeniyet güvenliği mimarisine dönüşme sürecinin sembolü olabilir.

Zirvenin Ankara'da yapılması stratejik

Türkiye artık yalnızca NATO'nun doğu kanadındaki bir sınır ülkesi değil. Karadeniz'i Akdeniz'e, Avrupa'yı Orta Doğu'ya, enerji koridorlarını küresel ticaret yollarına bağlayan stratejik bir merkez. Elbette Ankara'nın önemi sadece coğrafyasından kaynaklanmıyor, farklı kriz alanlarını aynı anda yönetebilme kapasitesinden de kaynaklanıyor. Bu yüzden zirvenin Ankara'da yapılması sembolik değil, jeopolitik bir tercih. Dolayısı ile, geçtiğimiz günlerde İstanbul'da gerçekleşen NATO Parlamenterler buluşmasını da, liderler zirvesinin ön hazırlığı olarak okumak mümkün.

AB'den zirve öncesi üst düzey ziyaret

Zirvenin hemen öncesi Avrupa Birliği'nden gelen üst düzey ziyaretler de dikkat çekiciydi. Belli ki, Avrupa, savunma alanında stratejik özerklik arayışını can hıraş sürdürürken, Türkiye'yi dışarıda bırakarak kalıcı bir güvenlik sistemi kuramayacağını giderek daha net biçimde görüyor. Üstelik, Rusya tehdidi devam ederken, Amerika'nın Avrupa üzerindeki güvenlik yükünü azaltma eğilimi, Brüksel'i Ankara ile daha yakın iş birliğine yönlendiriyor, adeta mecbur ediyor. Yani, Avrupa'nın savunma özerkliği arayışı, paradoksal biçimde Türkiye'nin jeopolitik değerini artırıyor. Dolayısı ile, tüm bu gelişmelere bakınca, 'Türkiye yeni güvenlik mimarisinin şekillendiği ana platformlardan biri'' demek mümkün.

Zirvenin kritik başlıkları

Ankara Zirvesi'nin en kritik başlıklarından biri kuşkusuz Trump olacaktır. Trump'ın zirveye katılımı, yalnızca diplomatik bir nezaket ziyareti olarak okunamaz. Çünkü bu ziyaret, aynı zamanda Atlantik ittifakının geleceğinin de test edilmesi olacaktır. Trump yıllardır Avrupa'ya, güvenlik bedelinin artan maliyetini dayatıyor. Bugün gelinen nokta ise, yük paylaşımından çok daha ileri bir yerde. Çünkü artık ABD, AB'nin güvenlik sorumluluğunu müttefiklerine devretmeye hazırlanıyor. Yani, Ankara'da verilecek mesaj, NATO'nun ABD liderliğinde devam edip etmeyeceğinden çok, Avrupa'nın ne kadar stratejik bağımsızlık üstleneceği sorusuna odaklanacaktır.

NATO'da İran savaşının yarattığı kırılma

İran - İsrail çatışması ve Hürmüz Boğazı üzerindeki gerilim, NATO'nun yalnızca kuzey ve doğu kanadına değil, güney cephesine de yeniden odaklanmasına neden oldu. Bildiğiniz üzere, uzun yıllar NATO'nun stratejik önceliği doğu cephesiydi. Ancak Hürmüz'deki riskler, enerji güvenliği üzerindeki baskılar ve bölgesel istikrarsızlık, güney eksenini yeniden kritik hale getirmiş durumda. Çünkü, enerji akışının kesintiye uğraması artık yalnızca ekonomik bir sorun değil, doğrudan ulusal güvenlik meselesi. Dolayısı ile, Avrupa'nın enerji arzı, küresel ticaretin akışı, deniz ulaşım yollarının güvenliği doğrudan Orta Doğu'daki istikrara bağlı. Elbette bu da Türkiye'nin önemini daha da artırıyor. Düşünsenize, bir yanda Karadeniz'e açılan boğazlar, diğer yanda Doğu Akdeniz enerji havzası ve Orta Doğu'ya uzanan lojistik ağlar... Tüm bunlar Ankara'yı, NATO'nun güney stratejisinin merkez ülkesine dönüştürüyor.

Doğu Akdeniz meselesi

Enerji kaynakları, deniz yetki alanları, deniz altı iletişim hatları, yeni nesil savunma teknolojileri Doğu Akdeniz'i yalnızca ekonomik değil, stratejik bir rekabet alanına hatta yeni nesil jeopolitik mücadelenin laboratuvarı haline dönüştürmüş durumda. Dolayısı ile, bu gerilimin, Ankara Zirvesi'nin önemli başlıklarından biri olması, bölgesel dengelerin NATO perspektifiyle yeniden yorumlanması kaçınılmaz görünüyor. Ve Türkiye'de bu denklemin dışında değil, tam merkezinde...

Rusya faktörü

Rusya, NATO'nun temel güvenlik gündemi olmaya devam ediyor. Dolayısı ile, Karadeniz'deki yoğun askeri hareketlilik, Arktik bölgesi, enerji politikaları ve hibrit savaş yöntemleri vs vs Avrupa'nın güvenlik algısını köklü biçimde değiştirmiş görünüyor. İşte tam bu noktada, Türkiye'nin Rusya ile hem rekabet eden hem de diyalog kurabilen benzersiz pozisyonu, Ankara'yı ittifak içinde aynı anda hem caydırıcılık hem de diplomasi üretebilen nadir aktörlerden biri olarak öne çıkarıyor.

NATO'nun yeni cephesi Çin

NATO için, uzun vadede asıl büyük soru Çin. Çünkü, Washington için Çin, 21. yüzyılın en stratejik rakibi. Bu nedenle NATO'nun dönüşümü yalnızca Moskova'ya karşı değil, Pekin'in ekonomik, teknolojik ve askeri yükselişine karşı da şekillenecektir. Çünkü, bilindiği üzere, tekraren, yapay zeka, yarı iletkenler, kritik madenler, tedarik zincirleri ve veri güvenliği NATO gündeminin de ayrılmaz parçaları. Bu nedenle NATO 3.0'ın stratejisi, yalnızca Rusya'yı çevreleme stratejisi olmayacaktır, aynı zamanda Çin'in yükselişine karşı Batı dünyasının teknolojik ve ekonomik dayanıklılık projesi de olacaktır. Dolayısı ile, Ankara Zirvesi bu yeni yaklaşımın kurumsallaşmasında önemli bir dönüm noktası olabilir.

Ez cümle, Ankara'daki 36. NATO Zirvesi, klasik anlamda bir güvenlik toplantısından çok daha fazlasını ifade ediyor. Zirve, ABD'nin liderlik kapasitesini, Avrupa'nın stratejik sorumluluğunu, Rusya'nın oluşturduğu güvenlik baskısını, Çin'in küresel meydan okumasını, İran savaşının bölgesel sonuçlarını, Doğu Akdeniz enerji rekabetini ve Türkiye'nin yeni jeopolitik konumunu aynı masada buluşturuyor. Belki de Ankara'da sorulacak asıl soru şudur: NATO, Atlantik'in sınırları içerisinde kalan geleneksel bir askeri ittifak olarak mı kalacak yoksa Avrupa, Avrasya, Orta Doğu ve Hint -Pasifik arasında uzanan yeni bir stratejik ekosisteme mi dönüşecek? Eğer ikinci seçenek gerçekleşirse, tarihçiler Ankara Zirvesi'ni yalnızca 36. NATO Zirvesi olarak değil, NATO 3.0'ın doğduğu an olarak hatırlayacak.


Yazarın diğer yazıları