Suriye'de hesaplaşma yeni başlıyor
Suriye'de savaşın bitmesi, mücadelenin bittiği anlamına gelmiyor. Tam tersine mücadele, asıl şimdi, silahların sustuğu yerden başlıyor.
Bildiğiniz üzere, Suriye için yıllarca soru şuydu: Esed gider mi, kalır mı? Ardından başka bir soru geldi: Suriye parçalanacak mı? Şimdi ise çok daha önemli bir soru var önümüzde: Yeni Suriye'yi kim, nasıl şekillendirecek? Bu sorunun cevabı bölge için hayati önemde...
Çünkü Suriye'deki denklem artık yalnız Şam'ın meselesi değil. Mesele, Türkiye güvenliğinin, İsrail'in bölgesel stratejisinin, ABD'nin Ortadoğu'daki yeni pozisyonunun, Rusya'nın Akdeniz'deki varlığının ve etnik mücadelelerin aynı coğrafyada kesişiyor olması. İşte bu nedenle, önümüzdeki dönemin en kritik mücadelelerinden biri, Suriye'nin güvenlik mimarisini kimin belirleyeceği üzerinde yaşanacaktır.
Ankara açısından yıllardır Suriye dosyasının merkezinde SDG/YPG- PKK bulunuyordu. Bugün denklem değişiyor. SDG'nin fesih kararı ve diğer unsurlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonu konusunda önemli mesafe alınmış görünüyor. Ancak elbette, entegrasyon sadece askerlerin üniforma değiştirmesi değildir. Dolayısı ile asıl soru, bu silahlı ve siyasi karar mekanizmalarının kime bağlanacağıdır. İşte, Türkiye açısından kritik eşik de burada. O da şu: Sınırının hemen altında merkezi Şam'a bağlı bir yapı mı oluşacak, yoksa eski özerk düzen başka bir isim altında yaşamaya devam mı edecek? Bu nedenle, Ankara'nın "tek devlet, tek ordu" vurgusu, sadece diplomatik bir slogan değil, doğrudan Ankara'nın resmi güvenlik doktrininin parçası olduğu ortada.
Öte yandan, SDG meselesinin çözülmesi, Suriye büyük satrancını bitirmiyor. Tam tersine başka bir oyuncuyu daha görünür hale getiriyor: İsrail.
TÜRKİYE İLE İSRAİL NEDEN AYNI HARİTAYA BAKIYOR?
Türkiye'nin görmek istediği Suriye ile İsrail'in güvenlik kaygıları arasında önemli farklılıklar bulunduğunu artık sağır sultan bile idrak etmiş durumda. Ankara açısından güçlü merkezi devlet, sınır güvenliği ve silahlı yapıların Şam'a bağlanması, istikrar sağlayacak önemli unsurlar. Dolayısı ile, Dışişleri Bakanı Fidan'ın son Şam ziyaretinin ardından, İsrail'i Suriye'nin istikrarına yönelik en büyük potansiyel tehdit olarak nitelemesi, Ankara'nın meseleye hangi çerçeveden baktığını açık biçimde ortaya koyuyor. İsrail açısından ise, güçlü, askeri kapasitesi artmış ve bölgesel aktörlerle yakın ilişkiler kurmuş bir Suriye farklı güvenlik sorunları doğurabilir. İsrail, Suriye politikasını, kendi sınır güvenliği, tehditlerin uzak tutulması, azınlıkların korunması gibi gerekçelerle açıklıyor. İşte, tam bu noktada önümüzdeki yılların en önemli sorularından biri ortaya çıkıyor: Türkiye ile İsrail'in güvenlik doktrinleri Suriye'de ne ölçüde yan yana yaşayabilecek? Üstelik, bu sorunun cevabı sadece Suriye'yi değil, Doğu Akdeniz'den Irak'a uzanan çok daha geniş bir hattı etkileyecektir.
WASHINGTON'IN YENİ ROLÜ
Suriye denkleminin üçüncü köşesinde Washington var. Yine bildiğiniz üzere, ABD, yıllarca DEAŞ'la mücadele gerekçesiyle SDG ile birlikte çalıştı. Ancak bugün Şam merkezi yapısının güçlendirilmesi, dahası SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyonu, ABD için çok farklı bir tablo yaratıyor. Artık bu son durumda ABD açısından mesele yalnız ortaklarını nasıl koruyacağı değil. ABD için asıl mesele: Türkiye, İsrail, Şam ve Kürtler arasında oluşacak yeni dengeyi nasıl yöneteceği... Dolayısıyla Washington, mantıken, önümüzdeki olası süreçlerde Suriye'de bir taraf seçmekten çok, iki bölgesel ortağının, doğrudan karşı karşıya gelmesini engelleyen bir denge kurmaya çalışacaktır. Başarabilirse, Suriye, yeni bölgesel düzenin laboratuvarı olur. Başaramazsa Suriye başka bir rekabet döneminin sahasına dönüşebilir.
RUSYA GERÇEKTEN ÇEKİLDİ Mİ?
Bir başka yanılgı da Rusya'nın Suriye denkleminden tamamen çıktığını düşünmek. Evet... Moskova eski ağırlığına sahip olmayabilir. Fakat Tartus ve Hmeymim Rusya için hala Akdeniz'e erişim konusunda stratejik kapılar. Nitekim Rus gemilerinin eylül ayında Tartus ve Hmeymim'e yeniden ikmal gerçekleştirmesi ve Moskova ile Şam arasında Rus askeri varlığının belirli biçimde devamını sağlayan yeni düzenleme, Kremlin'in masadan kalkmadığını gösteriyor.
Bu nedenle yeni Suriye denklemi dört ana dış aktör üzerinden okunmalı: Türkiye, İsrail, ABD ve Rusya. Fakat bunların arasında Suriye ile en uzun sınıra, en yoğun ekonomik ilişki potansiyeline ve gelişmelerden en doğrudan etkilenecek güvenlik mimarisine sahip tek ülkenin Türkiye olduğunu unutmadan...Dolayısı ile bu durum, Ankara'ya ciddi bir stratejik ağırlık sağladığı gibi aynı zamanda ciddi sorumluluklar da yüklüyor.
TÜRKİYE'NİN ASIL SINAVI ŞİMDİ BAŞLIYOR
Türkiye yıllarca Suriye'deki gelişmeleri öncelikle terör ve sınır güvenliği üzerinden okudu. Ama yeni dönemde, güvenlik kadar ekonomi, enerji, ulaştırma, ticaret ve diplomasi de konuşulacak. Mesela, Suriye yeniden inşa edilecekse yolları kim yapacak? Elektrik altyapısını kim kuracak? Ticaret hangi limanlardan, hangi koridorlardan akacak? Suriye ekonomisi, Türkiye -Irak ve Körfez'e hangi hatlarla bağlanacak?
21.yüzyılda bölgesel nüfuz, artık sadece askeri üslerle ölçülmüyor. Liman, demiryolu, enerji hattı, ticaret koridoru ve yatırım da jeopolitiğin çok değerli silahları. Türkiye açısından büyük fırsat da tam burada. Suriye istikrara kavuşur ve Türkiye ile ekonomik entegrasyonu derinleşirse, Ankara yalnız güney sınırındaki bir güvenlik problemini azaltmış olmaz. Aynı zamanda, Anadolu'yu Suriye üzerinden, Ürdün ve Körfez'e bağlayan ekonomik coğrafyaya yeniden açar. Ama bunun önündeki önemli şartı unutmadan: Suriye'nin yeniden vekalet savaşları alanına dönüşmemesi....
ASIL SORU: SURİYE KİMİN NÜFUZ ALANI OLACAK?
Belki de önümüzdeki dönemi anlamak için haritaya başka türlü bakmalıyız. Şurası net: Suriye artık sadece Suriye değil. Suriye, Türkiye'nin Arap dünyasına açılan kara koridoru, Doğu Akdeniz'in doğu kapısı, İsrail'in kuzey güvenlik kuşağı, Rusya'nın Akdeniz'deki tutunma noktası... Denklemin diğer ucu, Washington için ise, denge kurabilme kapasitesi açısından önemli test sahalardan biri...
Bu nedenle Suriye'de bugün yaşananları yalnız "SDG ne olacak?" sorusuna indirgemek, büyük resmi kaçırmak olur. SDG dosyası yeni bir aşamaya geçerken çok daha büyük soru önümüze geliyor: Suriye'nin devlet kapasitesi yeniden oluşurken ortaya çıkan stratejik boşluğu kim dolduracak?
Belki önümüzdeki dönemde Suriye'de büyük orduların karşı karşıya geldiği klasik bir savaş görmeyeceğiz. Ama üsler, hava sahaları, enerji hatları, ticaret koridorları, diplomatik anlaşmalar ve güvenlik garantileri üzerinden çok daha sessiz bir güç mücadelesi izleyeceğiz. Ve işte bu yüzden, bugün Suriye'de bir savaşın sonuna değil, başka bir dönemin başlangıcına bakıyoruz. Bakalım, yeni Suriye'nin kuralları yazılırken masada kimin ağırlığı daha fazla olacak?
Yazarın diğer yazıları
Trump: ABD, Danimarka Krallığı ve Grönland ile anlaşmaya vardı
Güney Afrika'da son 5 haftada 13 M çiçeği vakası kaydedildi
Trabzon'da afet alarmı: Metrekareye 50 kilogram yağış düştü, cadde ve sokakları su bastı
HSK'nın görevden uzaklaştırdığı savcı Uçuk hakkında gözaltı talimatı verildi