ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


15 TEMMUZ VE TÜRKİYE'NİN YENİ GÜVENLİK DOKTRİNİ

Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi sadece bir askeri darbe girişimiyle karşı karşıya kalmadı. O gece devletin silahları devlete, savaş uçakları meclise, tankları halka çevrildi. Ancak 15 Temmuz'u Türkiye tarihindeki diğer darbelerden ayıran asıl unsur, saldırının yalnızca emir-komuta zinciri içindeki klasik bir askeri müdahale niteliği taşımamasıydı. Karşı karşıya kalınan yapı, yıllar boyunca eğitimden yargıya, emniyetten orduya, bürokrasiden ekonomiye kadar çok sayıda alanda kadrolaşmış, devletin görünür hiyerarşisinin arkasında ikinci ve gizli bir bağlılık sistemi kurmuştu.

Bu nedenle 15 Temmuz, başarısız bir darbe girişiminden çok daha fazlası. 15 Temmuz, Türkiye'nin devlet, ordu, toplum, ekonomi ve dış politika anlayışının yeniden biçimlendiği büyük bir kırılma noktası. Dolayısı ile, bu hain darbe girişimi, bastırılmış olsa da, onun yarattığı güvenlik sorunu, toplumsal travma ve kurumsal dönüşüm hala sona ermiş değil...

15 TEMMUZ'A GİDEN SÜREÇ

15 Temmuz'a giden süreci yalnızca 2016 yılıyla başlatmak, tehdidin gerçek niteliğini anlamayı güçleştirir. Fetullahçı yapılanmanın devlet içindeki etkisi, onlarca yıl süren sistematik bir kadrolaşmanın sonucuydu. Yapının temel stratejisi, açık siyasal mücadeleyle iktidar olmak yerine devlet kurumlarının kritik noktalarına yerleşmek, mensuplarını birbirine görünmez bağlarla bağlamak ve uygun zaman geldiğinde kurumsal kapasiteyi örgütsel amaçlar doğrultusunda kullanmaktı. Bu stratejinin hedefi için kullanılan, eğitim kurumları, öğrenci evleri, yurtlar, dershaneler ve burs ağları yalnızca insan kaynağı sağlayan sosyal yapılar değildi. Bunlar, genç yaşta seçilen kişilerin yetiştirildiği, meslek tercihlerinin yönlendirildiği ve devlet kurumlarına girişlerinin planlandığı bir kadro sisteminin parçalarıydı.

Örgütün gücü, yalnızca devlet içindeki mensuplarının sayısından kaynaklanmıyordu. Asıl güç, bu kişilerin gerçek bağlılıklarının resmi makamlar tarafından bilinmemesinden, birbirlerini koruyabilmelerinden, sınav ve atama süreçlerini manipüle edebilmelerinden ve bürokratik denetimleri içeriden etkisiz hale getirebilmelerinden geliyordu.

2010'daki kamu personeli seçme sınavı sorularının sızdırılmasına ilişkin soruşturmalar, bu yapılanmanın kamuya personel yerleştirme yöntemlerinin en önemli örneklerinden biri olarak ortaya çıktı. Daha sonra askeri okul, polislik ve çeşitli kamu sınavları hakkındaki soruşturmalar, sorunun münferit usulsüzlüklerden çok daha büyük bir örgütsel modele dayandığını gösterdi.

Devlet içindeki çatışmanın kamuoyu tarafından açık biçimde görülmeye başladığı kritik eşiklerden biri 7 Şubat 2012'deki MİT kriziydi. İstanbul özel yetkili savcılığının, dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı ifadeye çağırması, görünürde adli bir işlem olsa da gerçekte devlet içindeki farklı güç merkezleri arasındaki mücadelenin açığa çıkması olarak değerlendirildi.

Bu olay, bürokrasinin içindeki bir yapının yalnızca kadrolaşmakla yetinmediğini, siyasal karar alma mekanizmasını ve güvenlik bürokrasisini doğrudan baskı altına alabilecek kapasiteye ulaştığını gösterdi. Devlet açısından temel sorun artık bazı kurumlarda etkili bir cemaat yapılanmasının bulunması değil, meşru siyasal otoritenin dışında hareket edebilen alternatif bir karar zincirinin oluşmasıydı. Ardından 17 ve 25 Aralık yaşandı ve ardından soruşturmalar başladı..

2014'ten itibaren emniyet ve yargı başta olmak üzere birçok kurumda yapılanmaya yönelik soruşturmalar hızlandı. Dershanelerin kapatılması, örgüte ait finansal ve medya yapıları üzerindeki baskının artması ve bazı mensuplar hakkında adli süreçlerin başlaması, örgütün hareket alanını daralttı.

15 TEMMUZ GECESİ: DEVLETİN SİLAHLARI DEVLETE ÇEVRİLDİ

15 Temmuz 2016 akşamı İstanbul'da köprülerin askerler tarafından kapatılmasıyla başlayan hareketlilik kısa sürede Ankara'ya ve diğer stratejik noktalara yayıldı. Genelkurmay Başkanlığı, emniyet birimleri, medya kuruluşları ve ulaşım merkezleri hedef alındı. TBMM askeri savaş uçaklarımız tarafından bombalandı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi çevresi, Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Gölbaşı'ndaki özel harekat birimleri saldırıya uğradı.

Darbe girişiminde kullanılan yöntem, hareketin karakterini açık biçimde ortaya koyuyordu. Amaç sadece hükümeti devirmek değil, devletin iletişim ağını kesmek, siyasi iradeyi etkisizleştirmek, güvenlik güçlerinin direncini kırmak ve topluma korku yoluyla teslimiyet dayatmaktı.

Ancak planın öngörmediği üç temel direnç hattı ortaya çıktı.

Birincisi, siyasi iradenin teslim olmamasıydı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın halkı meydanlara davet etmesi, darbecilerin psikolojik üstünlük kurmasını engelledi.

İkincisi, emniyet güçlerinin, ordunun darbe karşıtı unsurlarının ve kamu görevlilerinin direnişiydi. Böylece darbeciler devletin tamamını kontrol altına alamadı.

Üçüncüsü ve tarihsel açıdan en önemlisi, toplumun doğrudan darbeye karşı çıkmasıydı. Önceki askeri müdahalelerde büyük ölçüde izleyici konumunda kalan toplum, 15 Temmuz'da darbenin hedefi ve aynı zamanda onu durduran asli güçlerden biri haline geldi.

253 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı. TBMM'nin bombalanması ise yalnızca bir binaya yapılan saldırı değildi. Türkiye'de halk egemenliğini temsil eden kuruma karşı savaş uçaklarıyla gerçekleştirilen bu saldırı, darbe girişiminin demokratik düzene karşı silahlı bir savaş niteliğinde olduğunu gösterdi.

15 TEMMUZ'UN İLK STRATEJİK SONUCU: DEVLETİN GÜVEN TANIMI DEĞİŞTİ

15 Temmuz devletin güvenlik anlayışını kökten değiştirdi. Dolayısı ile, 15 Temmuz sonrasında Türkiye'nin önündeki temel mesele, yalnızca FETÖ mensuplarından arınmak değil, bir daha hiçbir örgütün devlet içinde benzer bir kapalı bağlılık ağı kuramayacağı bir sistemi oluşturmaktı.

15 Temmuz'un en kapsamlı kurumsal sonuçları TSK'da görüldü. Düzenlemelerin stratejik amacı, ordunun sivil otoriteye bağlılığını güçlendirmek ve kapalı askeri bürokrasi içinde yeni bir vesayet odağının oluşmasını engellemekti. Ancak dönüşümün bir başka boyutu daha vardı. Türkiye, darbe girişiminden yalnızca 39 gün sonra, 24 Ağustos 2016'da Fırat Kalkanı Harekatı'nı başlattı. Ardından Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Pençe serisi harekatlar ve Irak-Suriye hattındaki operasyonlar geldi.

EKONOMİK SONUÇLAR

Merkez Bankası, 17 Temmuz 2016'da bankalara gerekli likiditenin limitsiz sağlanacağını, gün içi likidite imkanlarında komisyon alınmayacağını ve ihtiyaç halinde ek döviz likiditesi sağlanacağını açıkladı. Bu müdahale, ödeme sisteminin ve bankacılık sektörünün kesintisiz çalışmasını sağladı.

Bankaların açılması, ATM ve elektronik ödeme sistemlerinin işlemeye devam etmesi, darbe girişiminin ekonomik bir sistem krizine dönüşmesini engelledi. Bu, Türkiye'nin 2001 krizi sonrasında güçlendirdiği bankacılık altyapısının önemli bir dayanıklılık sınavıydı.

Bununla birlikte darbe sonrası dönemde savunma sanayiine verilen önem de arttı. Türkiye, dışa bağımlılığın yalnızca ekonomik değil, doğrudan milli güvenlikle ilgili bir kırılganlık olduğunu daha güçlü biçimde gördü. İnsansız hava araçları, füze sistemleri, elektronik harp, mühimmat, radar, hava savunma ve askeri yazılım alanlarında millileştirme politikaları hız kazandı.

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE GÜVEN KIRILMASI

15 Temmuz'un dış politikadaki en önemli sonucu, Türkiye'nin Batı ittifakına bakışındaki güven aşınmasının derinleşmesi olarak açıklanabilir. Türk kamuoyunun ve siyasi yönetimin önemli bir bölümü, Batılı ülkelerin darbeye karşı yeterince hızlı ve güçlü dayanışma göstermediğini düşündü.

15 Temmuz'dan sonra Türkiye'nin dış politika refleksi daha özerk, daha kuşkucu ve daha çok yönlü hale geldi. Ankara, NATO üyeliğini sürdürürken Rusya, Çin, Körfez ülkeleri, Afrika ve Asya ile ilişkilerini çeşitlendirmeye yöneldi. Bu çizginin temelindeki düşünce şöyle açıklanabilir: Türkiye'nin güvenliği yalnızca geleneksel ittifaklara bırakılamaz, ülke gerektiğinde bağımsız hareket edebilecek askeri, diplomatik ve teknolojik kapasiteye sahip olmalıdır. Bu nedenle 15 Temmuz, Türkiye'nin Batı'ya koşulsuz güven anlayışından stratejik özerklik arayışına geçişini hızlandıran temel kırılmalardan biridir.

Toparlarsak, 15 Temmuz'un gerçek zaferi, sadece tankların durdurulduğu gece değildir. Gerçek zafer, hiçbir gizli örgütün devletten daha güçlü olamadığı, hiçbir kamu görevlisinin anayasa dışında bir otoriteye bağlanamadığı ve hiçbir darbe tehdidinin toplumu yeniden esir alamadığı bir düzen kurulduğunda tamamlanacaktır.Bu nedenle 15 Temmuz geçmişte kalmış bir tarih değil, Türkiye'nin bugününü ve geleceğini anlamak için hala açık duran stratejik bir dosyadır


Yazarın diğer yazıları