ANASAYFA
RAMAZAN
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Ramazana veda ederken

Ramazan'ın son günlerine doğru yaklaşırken, insanın içine tuhaf bir sessizlik çöker. İlk günlerin telaşı, iftar sofralarının bereketli kalabalığı, sahur vakitlerinin o ince huzuru yavaş yavaş yerini bir muhasebeye bırakır. Sanki zaman, "Dur," der; "şimdi kendine bakma vakti."

Bir ay boyunca aç kaldık. Ama asıl mesele sadece mideyi susturmak mıydı? Yoksa kalbi konuşturmak mı? Dilimizi ne kadar tuttuk mesela? Kırmamak için kaç cümleyi yuttuk, kaç gereksiz sözden geri dönebildik? Ellerimiz... Sadece harama uzanmamak değil, iyiliğe ne kadar uzanabildi? Bir yetimin başını okşadık mı, bir kırgının gönlünü alabildik mi?

Nefsimizle olan mücadelemiz ne durumda? Açlıkla terbiye olduğunu sandığımız o iç ses, fırsat bulduğunda yine eski alışkanlıklarına dönmedi mi? Sabır dediğimiz şey, sadece iftar saatini beklemek miydi, yoksa öfkemizi dizginleyebilmek miydi? Belki de en zor oruç, kalbin tuttuğudur; kibirden, kinden, bencillikten uzak durabilmek...

Ve dünya... Biz kendi içimizde bu yolculuğu yaparken, etrafımızdaki kötülüklere ne kadar "dur" diyebildik? Haksızlığa karşı bir sözümüz oldu mu, yoksa sessiz kalmayı mı tercih ettik? İyiliği çoğaltmak için küçük de olsa bir adım atabildik mi?

Ramazan, gelip geçen bir misafir gibi. Kapımızı çaldı, gönlümüze uğradı ve şimdi vedaya hazırlanıyor. Onu nasıl ağırladığımız, aslında kendimize nasıl davrandığımızın bir aynası değil mi? Eğer bu ayın sonunda biraz daha merhametliysek, biraz daha sabırlı, biraz daha vicdanlıysak... işte o zaman Ramazan gerçekten bizimle kalmış demektir.

Asıl imtihan şimdi başlıyor: Ramazan'ın bize öğrettiklerini, o bereketli günler çekildikten sonra da hayatımızın her anına taşıyabilmek... çünkü hakiki kazanım, bir ayın içinde değil, o aydan geriye kalan izlerde saklıdır.


Yazarın diğer yazıları