Bir günlüğüne değil, içten içe yenilenmek
Mayısın ilk günleri geldiğinde, doğada olup biten değişim yalnızca gözle görülen bir canlanmadan ibaret değildir. Toprak, aylarca içinde taşıdığı sessizliği yavaş yavaş çözmeye başlar; ağaçlar sabırla bekledikleri zamanı kaçırmadan filiz verir. Bu dönüşüm, insanın içinde karşılık bulmadan geçip gitmez. Çünkü insan da doğa gibi bekler, biriktirir, yorulur ve bir noktada yeniden başlamak ister. Hıdırellez, tam da bu ihtiyacın, bu içsel eşiğin karşılığıdır.
Yüzyıllardır süregelen bu gelenek, büyük sözlere yaslanmadan varlığını koruyabilmiş nadir günlerden biridir. Herkes kendi hayatından bir parça getirir bu güne. Kimi bir dileğini yazıya döker, kimi içinden sessizce geçirir. Kimi küçük bir sembolle anlatır derdini, kimi hiçbir şey yapmadan sadece inanmayı seçer. Bu çeşitlilik aslında tek bir ortak noktaya çıkar: İnsan, hayatın değişebileceğine dair bir işaret arar. Bu arayışın kendisi bile başlı başına bir dirençtir.
Hıdırellez'i özel kılan şey, gösterişten uzak oluşudur. Büyük hazırlıklar gerektirmez; tam tersine, sadeliğiyle anlam kazanır. Bir ateşin yakılması, bir araya gelen insanların paylaştığı kısa bir an, doğaya bırakılan küçük bir iz... Bunların hiçbiri tek başına büyük değildir belki ama birlikte bir anlam oluşturur. Çünkü insan bazen en çok, abartısız ve samimi anlarda kendine yaklaşır. Gürültü azaldığında, iç ses daha net duyulur.
Bugünün dünyasında, her şey hızla tüketilirken, beklemek neredeyse unutulmuş bir eylem haline geldi. Oysa Hıdırellez, acele etmeden de bir şeylerin değişebileceğini hatırlatır. İnsana, kontrol edemediği şeyler karşısında tamamen güçsüz olmadığını, en azından niyet edebileceğini, umut edebileceğini gösterir. Bu, küçük gibi görünen ama insanı ayakta tutan önemli bir dayanaktır.
Belki de en kıymetli tarafı, insanı kendisiyle yüz yüze getirmesidir. Gerçekten ne istiyoruz? Neyi geride bırakmak, neyi büyütmek istiyoruz? Bu sorular çoğu zaman gündelik hayatın telaşı içinde ertelenir. Ama böyle günler, o ertelemeyi kaldırır. İnsan, kendine dürüst olmak zorunda kalır. Çünkü dilek dediğimiz şey, aslında insanın en açık halidir; süslenmemiş, gizlenmemiş bir istek.
Hıdırellez bu yönüyle yalnızca geçmişten bugüne taşınmış bir alışkanlık değildir. Aynı zamanda bugünün insanına da bir alan açar. Her şeye rağmen yeniden denemenin mümkün olduğunu, vazgeçmenin tek seçenek olmadığını hatırlatır. İnsan bazen büyük değişimlere değil, küçük bir başlangıca ihtiyaç duyar. O başlangıç da çoğu zaman bir düşünceyle, bir karar anıyla başlar.
Ve her yıl bu gün geldiğinde, değişen şey yalnızca mevsim değildir. İnsan, fark etse de etmese de, kendi içinde bir kapıyı aralar. O kapının ardında ne olduğu ise biraz da onun neyi büyütmek istediğine bağlıdır.
Yazarın diğer yazıları
Süper güçlerin rekabeti kızıştı, yapay zeka yatırımlarında rekor kırıldı
CHP İzmir Milletvekili Nalbantoğlu, parti kuruluş kodlarına odaklanıyor
Cumhurbaşkanımız kırmızı çizgimizdir... Çelik: Özel haddini aşan ifadeler kullanıyor
Üstad Necip Fazıl'ın vefatının 43. yılı! Eserleriyle derin izler bıraktı