ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Eylül Gelince

Eylül geldiğinde insanın içinde tuhaf bir toparlanma isteği beliriyor. Yaz boyunca biraz dağılan günler, geç saatlere kadar süren akşamlar, ertelenen işler yavaş yavaş yerini bir düzene bırakıyor. Sabahlar yeniden erken başlıyor. Sokakların sesi değişiyor. Tatilden dönenler, okula hazırlanan çocuklar, işine yetişmeye çalışan insanlar... Şehir, uzun bir aradan sonra yeniden kendi temposunu buluyor.

Belki de eylülü diğer aylardan ayıran şey tam olarak bu. Yeni bir yıl başlamıyor ama insan yine de bazı şeyleri yeniden düşünmek istiyor.

Yazın insanın üzerinde bıraktığı o rahatlık duygusu bir anda kaybolmuyor. Fakat hayat, bekleyen işlerini hatırlatmaya başlıyor. Masanın üzerinde yarım kalmış bir kitap, uzun zamandır aranmayı bekleyen bir arkadaş, başlanacağı söylenip bir türlü başlanamayan bir iş... Hepsi birer birer karşımıza çıkıyor.

Bir de insan kendine dönüyor.

"Bundan sonra ne yapacağım?" diye büyük kararlar almak gerekmiyor aslında. Bazen yalnızca biraz daha düzenli yaşamak, daha az ertelemek, gereksiz yere kırıldığımız insanlarla aramıza mesafe koymak ya da uzun zamandır ihmal ettiğimiz birine telefon etmek yetiyor.

Çünkü hayat çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük değişikliklerle yön değiştiriyor.

Eylül biraz da bunun ayı. Gürültülü bir başlangıçtan çok, sessiz bir dönüş gibi. İnsan yazın hafifliğinden çıkıp hayatın gerçeklerine yeniden bakıyor. Eksiklerini görüyor, bazı şeylerin artık eskisi gibi olmadığını fark ediyor. Ama bütün bunların içinde hâlâ değiştirilebilecek şeyler olduğunu da anlıyor.

Üstelik bunun için kusursuz bir plan yapmaya gerek yok.

Her şeyi aynı anda düzeltmeye çalışmak yerine, bir yerden başlamak yeterli. Bir çekmeceyi toparlamak, uzun zamandır ertelenen bir işi tamamlamak, sabahları biraz daha erken kalkmak, kendimize ayırmadığımız birkaç saati geri almak...

Belki insanın hayatını değiştiren şeyler sandığımız kadar büyük değildir.

Eylül akşamlarının da başka bir tarafı daha var. Hava biraz serinlediğinde insan yazın kalabalığından uzaklaşıp kendi düşüncelerini daha rahat duyuyor. Balkonlarda sohbetler kısalıyor, pencereler daha erken kapanıyor. Günün telaşı azalırken insanın kendisiyle baş başa kaldığı zaman çoğalıyor.

Ve o sessizlikte bazı şeyleri daha açık görüyoruz.

Neyi özlediğimizi, neyi artık istemediğimizi, kimin hayatımızda gerçekten yerinin olduğunu...

Belki bu yüzden eylül, takvimde sıradan bir ay olmasına rağmen insanda farklı bir his bırakıyor. Ne tamamen yazın içindeyiz ne de kışa varmışız. Bir geçiş noktasındayız. Eski düzen ile yeni düzen arasında, insanın kendine küçük bir söz verebileceği bir yerde.

Bu sözlerin büyük olmasına da gerek yok.

Daha çok okumak olabilir. Daha az öfkelenmek. Bir çocuğu gerçekten dinlemek. Sofrada telefonu bir kenara bırakmak. Her şeye yetişmeye çalışmaktan vazgeçmek. Kendimize de başkalarına gösterdiğimiz anlayışı göstermek...

Eylül bize hayatın yeniden kurulabileceğini hatırlatıyor belki. Ama bunu yüksek sesle söylemiyor. Sessizce geliyor; sabah serinliğiyle, okul çantalarının sesiyle, değişen gökyüzüyle...

Bir sabah pencereden dışarı bakarken fark ediveriyoruz: Yaz bitmiş. Çocuklar okula gidiyor, dükkânların önünde yeniden aynı telaş var, akşamları hava biraz daha erken kararıyor. Hayat, bizden izin istemeden kendi düzenine dönmüş. Biz de bir süre onun peşinden yürüyüp neleri geride bıraktığımıza, neleri yanımızda taşıdığımıza bakıyoruz. Eylülün en güzel tarafı belki de bu; insana büyük laflar ettirmeden, kendi hayatının içine yeniden karışmasını sağlıyor.


Yazarın diğer yazıları
Zeynep Yavuz
Ölüm
Zeynep Yavuz
Merhamet