Birbirimize güvenmeyi neden bıraktık?
Birine güvenmek eskiden çok daha sıradan bir şeydi sanki. Bir söz söylenir, tutulacağı düşünülürdü. Bir yere emanet bırakılır, arkasından tekrar tekrar kontrol etme ihtiyacı duyulmazdı. Bir insanın söylediği sözün doğruluğunu her defasında başka yerlerden araştırmak gerekmezdi.
Şimdi ise en basit meselelerde bile içimizden bir ses "Acaba?" diye soruyor.
Bir alışveriş yapıyoruz, ürüne güvenemiyoruz. Bir haber okuyoruz, doğru olup olmadığını araştırıyoruz. Birinin söylediği sözü duyuyoruz, "Bunun altında başka bir şey var mı?" diye düşünüyoruz. Tanımadığımız birinden yardım gördüğümüzde bile önce niyetini anlamaya çalışıyoruz.
Belki de asıl yorucu olan bu.
Sürekli tetikte olmak.
İnsanlarla ilişkilerimizde bir çeşit görünmez mesafe oluştu. Kimseye hemen inanmamak, söylenene şüpheyle yaklaşmak, kendimizi korumak için bir adım geride durmak neredeyse normal kabul ediliyor.
Elbette temkinli olmak kötü bir şey değil. İnsan bazen yaşadıklarıyla öğreniyor. Kırıldığı yerden sonra aynı hatayı yapmak istemiyor. Fakat kendimizi korumak için ördüğümüz duvarların zamanla bizi başkalarından da uzaklaştırdığını fark etmiyoruz.
Üstelik güven kaybı yalnızca iki insan arasında yaşanmıyor.
Bir iş yerinde çalışanıyla yöneticisi arasında, öğretmenle öğrenci arasında, komşular arasında, müşteriyle esnaf arasında... Hayatın neredeyse her alanında karşımıza çıkıyor. İnsanlar sözün arkasında durulacağından emin olmadığında, ilişkiler de doğal akışını kaybediyor.
Böyle bir ortamda herkes biraz daha fazla kontrol ediyor, biraz daha fazla sorguluyor, biraz daha fazla kendini korumaya çalışıyor.
Ve bunun garip bir sonucu ortaya çıkıyor: Herkes kendisini korurken, kimse kendisini güvende hissetmiyor.
Oysa güven, büyük sözlerle kurulabilen bir şey değil. Çoğu zaman çok daha küçük davranışların içinde saklı.
Verdiğin sözü tutmakta.
Birinin özel olarak anlattığını başkasına taşımamakta.
Hata yaptığında bahanenin arkasına saklanmadan "Ben yanlış yaptım" diyebilmekte.
Birinin yokluğunda onun hakkında söylediklerinle, yüzüne söylediklerinin aynı olmasında.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimize güvenmekten önce güvenilebilir insanlar olmayı yeniden hatırlamak.
Çünkü güven tek taraflı beklenen bir şey değil. Hepimiz başkasından beklerken, kendimize de aynı soruyu sormalıyız: "Ben karşımdaki insan için güvenilir biri miyim?"
Bu sorunun cevabı, düşündüğümüzden daha önemli.
Bir toplumda insanlar birbirinden sürekli kuşku duyuyorsa, yalnızca ilişkiler bozulmaz. İşler zorlaşır, iletişim yavaşlar, insanlar birbirinden uzaklaşır. Herkes kendi küçük alanına çekilir. Kimse kimseye elini uzatmak istemez; çünkü uzattığı elin karşılığında ne bulacağını bilemez.
Belki de güveni yeniden kurmak için büyük laflara ihtiyacımız yok.
Bir sözümüzün arkasında durmakla başlayabiliriz. Birinin bize bıraktığı emaneti gerçekten emanet bilmekle... Yanlış yaptığımızda kabul etmekle... İnsanları, işimize geldiği kadar değil, hak ettikleri kadar dürüstçe değerlendirmekle...
Çünkü güven bir anda kaybolabilir ama geri gelmesi zaman ister. Bu yüzden mesele yalnızca "İnsanlara güvenebilir miyiz?" sorusu değil.
Belki daha zor olan soru şu:
Bir gün herkesin birbirinden şüphe ettiği bir yerde, biz birbirimize güvenmek için hâlâ bir sebep bırakabilecek miyiz?
Yazarın diğer yazıları
İşgalci İsrail'den Batı Şeria'da yeni tehcir skandalı! Katil Bibi'den yıkım ve sürgün talimatı
Noter yalanıyla kapora tuzağı kurmuşlardı: Dev operasyonda 19 tutuklama
R4 Dışişleri Bakanları deklarasyonu yayımladı! İsrail ve Husiler'e tarihi uyarı
Dev proje için geri sayım! Açılışı Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapmak istiyorlar