Sıla-i Rahim
Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı bir çağda yaşıyoruz. Dünyanın öbür ucundaki bir insana saniyeler içinde ulaşabiliyor, gün içinde onlarca mesaj gönderip yüzlerce haber alabiliyoruz. Ne var ki iletişim imkânlarının bu kadar arttığı bir dönemde, en temel ilişkilerimizi korumakta zorlandığımız da bir gerçek.
Bugün birçok insan, yıllardır görmediği akrabalarının fotoğraflarını sosyal medyada görüyor; doğum günlerini uygulamaların hatırlatmasıyla öğreniyor. Aynı soyadını taşıyan, aynı aile büyüklerinin hatıralarında buluşan insanlar zamanla birbirlerine yabancı hâle geliyor. Oysa aile bağları, toplumun en sağlam dayanaklarından biridir. Bu bağların zayıflaması yalnızca bireyleri değil, toplumun tamamını etkiler.
Sıla-i rahim, yani akrabalık ilişkilerini sürdürmek ve güçlendirmek, yüzyıllardır kültürümüzün önemli değerlerinden biri olmuştur. Büyüklerin ziyaret edilmesi, küçüklerin gözetilmesi, iyi günde de zor günde de bir arada olunması bu anlayışın temelini oluşturur. Çünkü aile, insanın ilk sığınağıdır. Hayatın yükü ağırlaştığında omuz verecek insanlar çoğu zaman en yakınlarımızdır.
Ancak günümüzün yoğun temposu, iş hayatının getirdiği koşuşturma ve bireyselleşmenin giderek güçlenmesi, akrabalık ilişkilerini ikinci plana itebiliyor. Elbette herkesin farklı sorumlulukları var. Fakat çoğu zaman mesele vakit bulamamak değil, öncelik sıralamasını doğru yapamamak oluyor. Birkaç dakikalık bir telefon görüşmesi, kısa bir ziyaret ya da içtenlikle sorulan bir hâl hatır, kopmaya yüz tutmuş bağların yeniden güçlenmesine vesile olabiliyor.
Sıla-i rahimin en önemli yönlerinden biri de nesiller arasında köprü kurmasıdır. Aile büyükleri geçmişin tecrübelerini, yaşanmışlıklarını ve değerlerini genç kuşaklara aktarır. Çocuklar ise akrabalık ilişkileri içinde paylaşmayı, dayanışmayı ve aidiyet duygusunu öğrenir. Bu nedenle akrabalarla kurulan ilişki yalnızca bugünü değil, geleceği de şekillendirir.
Toplum olarak zaman zaman ekonomik sorunları, sosyal problemleri ve değişen yaşam şartlarını konuşuyoruz. Ancak güçlü bir toplumun temelinde güçlü aile bağlarının bulunduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. İnsanların birbirine sırtını dönmediği, zor zamanlarda yalnız bırakmadığı bir yapı, toplumsal dayanışmanın da en sağlam zemini olacaktır.
Belki her ziyaret uzun sohbetlere dönüşmeyebilir, her telefon görüşmesi saatler sürmeyebilir. Fakat önemli olan, aradaki bağı canlı tutabilmektir. Çünkü bazı kapılar sık çalındıkça değil, unutulmadıkça değerini korur. Akrabalık da böyledir; ilgi gördükçe güçlenir, ihmal edildikçe sessizce zayıflar.
Hayatın geçiciliğini en iyi hatırlatan şeylerden biri, ertelenen görüşmeler ve yapılamayan ziyaretlerdir. Bu nedenle fırsat varken aramak, sormak, ziyaret etmek ve gönül almak gerekir. Çünkü geride kalan en kıymetli miraslardan biri, korunmuş akrabalık bağlarıdır.
Yazarın diğer yazıları
Rusya: Erdoğan ve Putin kilit rol oynuyor
Çocuklarda yeni tehlike ejderha nefesi! Mide delinmesi yaşanabilir
Yargıtay'dan emsal nitelikte karar! "Seni sevmiyorum" demek boşanmada kusur sayıldı
17 günlük bebeğine doyamadı... KADES ihbarına giden polis şehit oldu