ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Nisanın omuzuma bıraktığı şeyler

"Aylardan nisan.

Dışarıda deli gibi bir yağmur, hazırlıksız yakalıyor herkesi.

Beklenmedik bir rüzgar sürüklüyor ne varsa önünde.

Ben bir rüzgarda sürükleniyorum.

Konuşmak yoruyor.

Dışarıda yağmur var ve gitmek için iyi bir gün.

Yağmur var ve herşeyi gizlemek için İyi bir gün." (Tarık Tufan)

"Aylardan nisan..." diye başlıyor içimizdeki o tanıdık cümle. Sanki her yıl aynı yerden, aynı kırılganlıktan yeniden kuruyor kendini. Dışarıda aniden bastıran bir yağmur; ne şemsiyeye ne de bahaneye fırsat tanıyor. Hazırlıksız yakalanıyoruz. Oysa belki de en çok böyle zamanlarda, yani hazırlıksızken, kendimize daha yakınız.

Nisan, insanın içine iki ayrı mevsimi birden bırakır. Bir yanı tomurcuklanan bir umutla kıpır kıpır; diğer yanı valizini sessizce hazırlayan bir gidiş isteğiyle doludur. Yağmurun altında yürürken, ıslanan sadece saçlarımız değildir; geçmişimiz, susuşlarımız, yarım kalmış cümlelerimiz de sızar içimize. Rüzgâr, önüne ne katarsa sürükler; biz de bazen bir rüzgârın insafına bırakırız kendimizi. Çünkü direnmek yorar, anlatmak yorar, hatta bazen konuşmak bile ağır gelir.

Belki de bu yüzden nisan, saklanmak için en güzel aydır. Yağmur, gözyaşını ele vermez. Islanan yüzlerde hüzünle sevinç birbirine karışır; kimse hangisinin hangisi olduğunu ayırt edemez. İnsan, kalabalıkların ortasında bile kendine doğru çekilir. Bir bankta, bir sokak lambasının altında ya da bir pencerenin buğusunda... İçimizdeki o eski hikâyeyi yeniden dinleriz.

Ama nisan yalnızca saklanmak değildir; aynı zamanda gitmektir. İçten içe büyüyen o kaçma arzusu, aslında bir yere varma isteğidir. Kendimize, en sahici hâlimize, en kırılgan ama en gerçek yanımıza... Nisan, insana şunu fısıldar: "Kalmakla gitmek arasında sıkıştığında, önce kendine dön."

Sevgiliye söylenmiş bir cümle gibi çöker bazen üzerimize nisan. Ağırlığıyla değil, bıraktığı boşlukla hissedilir. Birini özlemek gibi... Bir şeyi tam söyleyememek gibi... İçimizde biriken ama bir türlü dile gelmeyen o şey gibi. Ve biz, yağmurun altında yürürken aslında hep aynı sorunun etrafında dolanırız: Kalmak mı, gitmek mi?

Oysa nisanın bize öğrettiği şey çok daha basittir belki de. Hayat, tam da bu kararsızlıkta, bu arada kalmışlıkta, bu ıslaklıkta saklıdır. Ne tamamen gidebiliriz ne de bütünüyle kalabiliriz. Ama hissedebiliriz. Ve hissetmek, çoğu zaman bir yere varmaktan daha değerlidir.

Belki de bu yüzden nisan, üzerimize yığıldığında bile içimizde bir yer hâlâ hafifler. Çünkü biliriz: Yağmur bir gün diner, ama o yağmurda yürüyen insan asla aynı kalmaz.


Yazarın diğer yazıları
Zeynep Yavuz
Filistin