ANASAYFA
RAMAZAN
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


On yedi yaş toprağa değil, hayata yakışır

Atlas Çağlayan on yedi yaşındaydı. Bir çocuğun yaşını söylerken "genç" demek bile yetmiyor; o daha hayatın eşiğindeydi. Güngören'de, bir anda, geri dönüşü olmayan bir karanlığın içinde bırakıldı. Şimdi Atlas yok. Ama onu hayattan koparan el, hâlâ bu toplumun içinde dolaşıyor.

On yedi yaş, hayatın henüz soru sormaya yeni başladığı bir yaştır. Cevaplardan çok ihtimallerin olduğu, yanlışların bile masum sayıldığı bir eşik. Atlas artık o eşiğin gerisinde. Ardında yarım kalmış cümleler, söylenememiş itirazlar, belki de "bir gün" diye başlayan planlar bırakarak gitti.

Bir çocuğun ölümü insanın içini en çok, bu yüzden acıtıyor. Çünkü ortada yalnızca bir kayıp yok; çalınmış bir gelecek var. Yaşanmamış bir gençlik, kurulmamış bir hayat, edilmemiş bir tövbe, tutulmamış bir söz var.

Bu ölüm bize bir şey daha söylüyor, hatta bağırıyor: Gencecik çocuklar neden suça bu kadar kolay sürükleniyor?

Anne baba olmak, yalnızca bir çocuğu dünyaya getirmekle bitmiyor.

Bir çocuğu büyütmek; onu dinlemek, sınır koymak, sorumluluk öğretmek, yanlış yaptığında sırtını sıvazlamak değil doğruyu göstermek demek.

Çocuğun nerede olduğunu, kimlerle yürüdüğünü, hangi öfkeyle eve döndüğünü merak etmeyen her yetişkin, bu hikâyenin bir yerinde eksik kalıyor.

Böyle evlerde büyüyen çocuklar, kendilerini dışarıda aramaya başlıyor. Aidiyeti sokakta, gücü şiddette, değeri korku salmakta bulmaya çalışan çocuklar... Bu bir anda olmuyor; yılların ihmaliyle birikiyor.

İnsan ister istemez o eve bakıyor. O çocuğun büyüdüğü kapıya, o kapının ardındaki sessizliğe...

Bir çocuğu dünyaya getirip sonra kendi haline bırakan ailelerin payı konuşulmadan bu hikâye tamamlanmış sayılmaz. Çocuğun karardığını fark etmeyen, yanlışla doğru arasındaki çizgiyi öğretmeyen, "neredesin" diye sormayı bile ihmal eden her yetişkin, bu yıkımın uzağında duramaz. Çünkü çocuklar boşlukta büyümez; ihmalin içinde büyür. Ve ihmal, bazen bir gün bir başka çocuğun hayatına mal olur.

Atlas'ı hayattan koparanlar da bu hikâyenin karanlık bir yerinde duruyor.

Adlarını dahi anmak istemiyor insan; çünkü bu yazı bir faili görünür kılmak için değil, bir kaybı anlamak için yazılıyor. Ama şunu söylemeden de geçemiyoruz: Bir çocuğun eline bu kadar ağır bir suç geçtiyse, orada yalnızca o el yoktur. O çocuğun arkasında zamanında tutulmamış eller, sorulmamış sorular, fark edilmemiş öfkeler vardır. Bu, suçu hafifletmez; ama utancı büyütür.

Bu yüzden Atlas'ın ardından sadece gözyaşı dökmek değil, yüzleşmek gerekiyor. Hem sokakla, hem evle, hem de "biz nerede eksildik" sorusuyla. Çünkü yetiştirilmeyen her çocuk, bir gün bu toplumun vicdanına ağır bir yük olarak geri dönüyor.

Şimdi Atlas'ın adı bir haberin içinde, bir annenin yüreğinde, bu satırların arasında dolaşıyor. Belki de bize düşen, onun taşıyamadığı dünyayı biraz olsun hafifletmek. Başka çocukların omuzlarına bu kadar ağır yükler bırakmamak.

Çünkü hiçbir çocuk, bu kadar erken ölümü hak etmiyor.

Çünkü on yedi yaş, toprağa değil hayata yakışıyor.


Yazarın diğer yazıları