Tribünde başlayan öfke
Futbol...
Kimi için çocukluğunun en güzel hatırası, kimi için dostlarla geçirilen keyifli bir akşam, kimi içinse hayatın yorucu temposundan kısa süreliğine uzaklaşabilmenin bir yolu. İnsan bazen kendini bir takımın renklerinde bulur. O coşkuya ortak olmak, aynı anda binlerce insanla sevinmek iyi gelir. Çünkü hepimizin günlük hayatın ağırlığından kaçıp nefes almaya ihtiyacı vardır.
Aslında yalnızca futbol değil...
Kimimiz müzikle uğraşır, kimimiz kitaplara sığınır, kimimiz sporun farklı dallarında kendine yer bulur. Hobiler, insanın ruhunu dinlendiren alanlardır. Futbol da bunlardan biridir. Fakat ne zaman ki bir oyun olmaktan çıkıp kimliğin merkezine yerleşmeye başlar, işte o zaman tribündeki heyecan bazen öfkeye dönüşebiliyor.
Bir takım kazandığında sevinmek elbette çok doğal. Kaybedince üzülmek de öyle. Ama bugün geldiğimiz noktada birçok insan için futbol, yalnızca skorların konuşulduğu bir spor değil artık. İnsanlar tuttukları takımla kendilerini özdeşleştiriyor. Takım kazanınca kendini güçlü hisseden, kaybedince hayatındaki bütün gerginliği dışarı vuran insanlar görüyoruz.
Psikolojik açıdan bakıldığında bunun temelinde aidiyet ihtiyacı yatıyor. İnsan, bir grubun parçası olmak ister. Kendini ait hissettiği yerde güçlü hisseder. Futbol takımları da milyonlarca insan için tam olarak bunu temsil ediyor. Ancak aidiyet duygusu sağlıklı sınırların dışına çıktığında, karşı taraf "rakip" olmaktan çıkıp "düşman" gibi görülmeye başlanıyor. Sorun da tam burada başlıyor.
Çünkü bazı insanlar için kaybedilen maç sadece kaybedilen bir maç değil. Günlük hayatta bastırılan öfke, stres, başarısızlık hissi ya da mutsuzluk bazen tribünlerde ortaya çıkıyor. İnsanlar maç sonrası birbirine saldırıyor, küfrediyor, sokakları savaş alanına çeviriyor. Oysa doksan dakika süren bir oyunun, insan hayatından daha kıymetli olması mümkün değil.
Üstelik bu öfke yalnızca stadyumlarla sınırlı da kalmıyor. Sosyal medyada yapılan yorumlara bakıldığında bile insanların birbirine ne kadar sert ve acımasız davrandığı görülüyor. Aynı takımı tutmuyor diye birbirini küçümseyen, hakaret eden insanlar var. Bu durum aslında toplum olarak tahammül sınırlarımızın ne kadar zayıfladığını da gösteriyor.
Oysa sporun amacı insanları birbirine düşman etmek değil, bir araya getirmektir. Rekabet güzeldir ama saygıyla olduğu sürece güzeldir. Gerçek taraftarlık sadece takım kazanırken yanında olmak değil, kaybettiğinde de taşkınlık yapmadan sonucu kabul edebilmektir. Rakibi tebrik edebilmek de spor kültürünün önemli bir parçasıdır.
Çocuklarımıza da önce bunu öğretmemiz gerekiyor. Kazanmanın önemli olduğunu ama her şey olmadığını... Kaybetmenin utanılacak bir durum olmadığını... İnsan olmanın, bazen geri çekilmeyi, bazen sakin kalabilmeyi gerektirdiğini...
Futbol, insanların hayatına neşe katabildiği sürece güzel. Birlikte sevinebildiğimiz, heyecan paylaşabildiğimiz sürece anlamlı. Ama bir maçın sonunda öfke büyüyor, insanlar birbirine zarar veriyor, hayatlar kararıyorsa; orada artık sporun ruhundan uzaklaşılmış demektir. Çünkü hiçbir galibiyet, insanlığımızı kaybedecek kadar büyük değildir
Yazarın diğer yazıları
Süper güçlerin rekabeti kızıştı, yapay zeka yatırımlarında rekor kırıldı
CHP İzmir Milletvekili Nalbantoğlu, parti kuruluş kodlarına odaklanıyor
Cumhurbaşkanımız kırmızı çizgimizdir... Çelik: Özel haddini aşan ifadeler kullanıyor
Üstad Necip Fazıl'ın vefatının 43. yılı! Eserleriyle derin izler bıraktı