Bir Olmanın Yalın Gücü
Zamanın durduğu, dakikaların asırlara döndüğü o puslu gecenin üzerinden tam on yıl geçti. Takvim yaprakları her 15 Temmuz'u gösterdiğinde, zihnimizde yankılanan sadece siren sesleri ya da karanlığı yırtan patlamalar olmuyor; asıl duyulan, o büyük sessizliğin içinden doğan ortak bir nefes, yan yana duran omuzların görünmez gücü oluyor.
Bazen kelimelerin bittiği, sıradan tanımların yetersiz kaldığı anlar vardır. Geleceğin belirsiz bir uçuruma doğru sürüklendiği o kırılma anında, bu toprağın insanı sadece evini değil, birbirinin varlığını koruma içgüdüsüyle sokağa çıktı. O gece meydanları dolduranların elinde sihirli değnekler yoktu; sadece yanındakine duydukları o derin, tarifsiz güven vardı. Farklılıkların, günlük sığ tartışmaların ve küçük hesapların bir anda buharlaşıp uçtuğu; geriye sadece "biz" olmanın o yalın, saf halinin kaldığı kader tayin edici bir eşikti o.
Tarih bize defalarca göstermiştir ki; bir toplumu ayakta tutan şey sadece refah düzeyi ya da yüksek binalar değildir. Bir toplumu millet yapan, sarsıcı bir fırtına koptuğunda feneri birlikte yakabilme iradesidir. 15 Temmuz gecesi, en karanlık gecelerin bile ortak bir duruş karşısında sabaha uyanmak zorunda olduğunu kanıtlayan ortak bir hafıza mirasıdır. Bize düşen, o gece feda edilen canların anısını sadece hüzünle yâd etmek değil, o canların can pahasına hatırlattığı "bizi bir arada tutan görünmez bağların, bizi ayırmaya çalışan her şeyden daha güçlü olduğu" gerçeğini her sabah yeniden kuşanmaktır.
Çünkü kökleri aynı derinde buluşan çınarlar, dalları ne kadar farklı yöne uzanırsa uzansın, ancak toprağa bir ve beraber tutundukları sürece ayakta kalırlar.