Beklentilerin Yükü
Geçtiğimiz hafta milyonlarca öğrenci LGS heyecanı yaşadı. Bu hafta ise üniversite hayali kuran gençler YKS maratonuna çıkacak. Her yıl aynı manzara tekrarlanıyor: Aylarca süren hazırlıklar, deneme sınavları, kurslar, uykusuz geceler ve büyük bir bekleyiş...
Ancak çoğu zaman gözden kaçırdığımız bir gerçek var: Çocuklarımız yalnızca sınav sorularıyla değil, omuzlarına yüklenen beklentilerle de mücadele ediyor.
Sınavlar hayatın bir gerçeği. Eğitim sistemimizin bir parçası olarak öğrencilerin belirli aşamalardan geçmesi gerekiyor. Fakat sorun, sınavların kendisinden çok, onlara yüklediğimiz anlamda başlıyor. Bir sınavı hayatın dönüm noktası, tek başarı ölçütü ya da geleceğin kesin belirleyicisi olarak görmek; çocukların üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor.
Bugün birçok öğrenci, yalnızca başarılı olmak için değil; anne ve babasını hayal kırıklığına uğratmamak için de mücadele veriyor. Kimi zaman iyi niyetle söylenen "Biz senin için çok emek verdik", "Bu sınav hayatını belirleyecek" ya da "Komşunun çocuğu şu puanı aldı" gibi cümleler, çocukların zihninde büyük bir yük hâline gelebiliyor.
Oysa her çocuğun ilgi alanı, yeteneği ve öğrenme hızı farklıdır. Bir çocuğu yalnızca aldığı puanla değerlendirmek, onun sahip olduğu diğer değerleri görmezden gelmek anlamına gelir. Çünkü başarı sadece yüksek puan almak değildir; emek vermek, vazgeçmemek, sorumluluk almak ve kendi potansiyelini ortaya koyabilmektir.
Ne yazık ki bazen aileler, farkında olmadan kendi gerçekleştiremedikleri hayalleri çocuklarının omuzlarına bırakabiliyor. Çocuklar ise kendi istekleri ile aile beklentileri arasında sıkışıp kalabiliyor. Oysa evlatlarımız, bizim eksik kalan hikâyelerimizi tamamlamak için değil; kendi hayatlarını kurmak için bu dünyadalar.
Sınav dönemlerinde ailelerin en önemli görevi, çocuklarının performansını sürekli sorgulamak değil; onlara güvenli bir liman olabilmektir. Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey, "Kaç net yaptın?" sorusundan önce gelen "Nasılsın?" sorusudur. Çünkü gençler, başarı kadar anlaşılmaya da ihtiyaç duyar.
Sınav öncesinde ve sonrasında kıyaslamalardan kaçınmak, eleştiri yerine destekleyici bir dil kullanmak, sonuç ne olursa olsun çocuğa duyulan sevgi ve değerin değişmeyeceğini hissettirmek büyük önem taşır. Bir sınav sonucu değişebilir; ancak kırılan özgüvenin onarılması bazen yıllar sürebilir.
Unutmamak gerekir ki hayat, birkaç saatlik bir sınavdan çok daha büyüktür. Nice başarılı insan farklı yollarla hedeflerine ulaşmış, nice öğrenci ise ilk denemesinde istediği sonucu alamasa da azmiyle yeni kapılar açmıştır. Bir sınav, bir insanın değerini ölçmez; yalnızca belirli bir günde, belirli sorular karşısındaki performansını gösterir.
Bu nedenle hem öğrencilerimize hem de ailelerimize düşen görev açıktır: Sınavları ciddiye alalım ama onları hayatın merkezine yerleştirmeyelim. Çünkü çocuklarımızın en çok ihtiyacı olan şey, yüksek beklentilerin gölgesi değil; koşulsuz sevgi, anlayış ve güven duygusudur.
Yazarın diğer yazıları
Güven endeksi haziranda hizmet, inşaat ve perakende ticarette arttı
AK Parti 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın programı belli oldu
Bosphorus Cup kapsamında TürkMedya Yelken Takımı kuruldu
Brüksel'de 'yön veren aktör' vurgusu! Türkiye, NATO'nun caydırıcı gücünde öncü