İnsan ne zaman kendine yabancılaşır?
İnsan bazen kendi hayatında misafir gibi yaşamaya başlıyor. Verdiği kararlar kendisine ait görünse de çoğunun arkasında başkalarının beklentileri, kırılmasın diye sustuğu insanlar, ayıp olmasın diye kabul ettiği teklifler var. Zamanla bunların hangisini gerçekten istediğini, hangisini yalnızca birilerini memnun etmek için yaptığını ayırt etmek zorlaşıyor.
Üstelik bu değişim bir günde gerçekleşmiyor.
Önce bir konuda fikrimizi söylemekten vazgeçiyoruz. Tartışma çıkmasın diye susuyoruz. Sonra istemediğimiz bir şeye itiraz etmiyoruz. Bizi mutlu etmeyen seçimlere alışıyor, kendi isteklerimizi biraz daha erteliyoruz. Her defasında bunun önemsiz bir fedakârlık olduğunu düşünüyoruz. Oysa üst üste konulan küçük vazgeçişler, bir süre sonra insanın kendisiyle arasına mesafe koyabiliyor.
Başkaları tarafından sevilmek, kabul görmek, takdir edilmek istememiz son derece insani. Hepimiz zaman zaman anlaşılmaya, onaylanmaya ihtiyaç duyuyoruz. Sorun, bu ihtiyacın hayatımızdaki bütün kararları belirlemeye başlamasıyla ortaya çıkıyor. İnsan, çevresindekilerin kendisi hakkında ne düşüneceğini hesaplamaktan kendi ne düşündüğünü unutabiliyor.
Bir mesleği ailesi istediği için seçen, sırf çevresi yadırgamasın diye bir kararından vazgeçen, mutlu olmadığı hâlde her şey yolundaymış gibi davranan insanlar var. Dışarıdan bakıldığında hayatları düzenli görünebilir. Sorumluluklarını yerine getiriyor, işlerini yapıyor, kimseyi kırmıyorlar. Fakat içlerinde, adını kolayca koyamadıkları bir huzursuzluk taşıyor olabilirler.
Çünkü insanın başkalarının gözünde doğru bir hayat sürmesiyle kendi içinde o hayata ait hissetmesi aynı şey değil.
Kendine yabancılaşmak da tam burada başlıyor. Kişi bir sabah uyanıp kendisini tanıyamaz hâle gelmiyor. Yalnızca kendi kararlarını açıklarken hep başkalarının gerekçelerine başvuruyor. Neden o işi yaptığını, neden o şehirde yaşadığını, neden bazı şeylere katlandığını anlatırken kendi isteğinden çok başkalarının beklentilerini sıralıyor.
Bir süre sonra insanın kendisine sorması gereken sorular bile değişiyor. "Ben ne istiyorum?" yerine "Benden ne bekleniyor?" diye düşünüyor. Bir seçim yaparken kendisine iyi gelip gelmeyeceğinden önce, başkalarının bunu nasıl karşılayacağını hesaplıyor.
Elbette hayat yalnızca kişisel isteklerimizden ibaret değil. Aileye, işe, dostluklara ve sorumluluklarımıza karşı görevlerimiz var. Her istediğimizi yapmak ya da her düşüncemizi söylemek zorunda değiliz. Fakat başkalarını hesaba katmakla kendimizi sürekli hesaptan çıkarmak arasında önemli bir fark var.
İnsan bu farkı gözden kaçırdığında, çevresindeki herkesi memnun etmeye çalışırken kendisiyle kurduğu ilişkiyi ihmal ediyor.
Peki, insan kendisine yeniden nasıl yaklaşabilir?
Bunun için hayatını bir anda değiştirmesi, bütün bağlarını koparması ya da herkese karşı çıkması gerekmiyor. Bazen istemediği bir şeye dürüstçe hayır demekle başlayabilir. Uzun zamandır ertelediği bir isteğini yeniden düşünmekle, bir kararını başkasına açıklamak zorunda hissetmeden verebilmekle... En önemlisi de kendi düşüncelerini, başkalarının tepkisinden bağımsız olarak dinlemeyi öğrenmekle.
İnsan kendisini tanımak için biraz sessizliğe de ihtiyaç duyuyor. Sürekli konuşulan, yorum yapılan, herkesin bir fikir sunduğu bir ortamda kendi düşüncemizin sesini ayırt etmek kolay değil. Oysa bazen durup ne hissettiğimizi anlamak, yıllardır sürdürdüğümüz bir alışkanlığı neden sürdürdüğümüzü sorgulamak bile önemli bir başlangıç olabilir.
Belki de kendimize en son ne zaman dürüstçe bir soru sorduğumuzu hatırlamıyoruz. Başarılarımızı, sorumluluklarımızı, başkalarına karşı görevlerimizi biliyoruz; fakat bütün bunların arasında kendi isteklerimize ne kadar yer kaldığını pek düşünmüyoruz.
İnsanın kendisiyle arasındaki mesafe her zaman dışarıdan fark edilmez. Gülümser, çalışır, hayatına devam eder. Bu yüzden kendine yabancılaştığını anlaması bazen uzun sürer. Fakat insanın içinden gelen her itirazı susturması da, her fedakârlığı sorgulamadan kabul etmesi de olgunluk değildir.
Başkalarının hayatında doğru yerde durmaya çalışırken kendi hayatımızda yanlış bir yerde kalmayalım. Çünkü insanın herkese kendisini anlatabildiği bir dünyada, kendisine ne söyleyeceğini bilememesi üzerinde durmaya değer bir meseledir.
Yazarın diğer yazıları
İşgalci İsrail'den Batı Şeria'da yeni tehcir skandalı! Katil Bibi'den yıkım ve sürgün talimatı
Noter yalanıyla kapora tuzağı kurmuşlardı: Dev operasyonda 19 tutuklama
R4 Dışişleri Bakanları deklarasyonu yayımladı! İsrail ve Husiler'e tarihi uyarı
Dev proje için geri sayım! Açılışı Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapmak istiyorlar