Kaderin Üzerine Örtülen İhmaller
Bazı haberler vardır... Televizyon ekranından içeri değil, doğrudan insanın içine düşen işte son dönemde art arda yaşanan zehirlenme vakaları da tam böyle. Bir aile tatile gidiyor; hayallerle çıktıkları yol, kara bir sessizlikle bitiyor. Genç bir kadın sadece kahvesini içiyor; hayatında sıradan bir an... ve bir anda tüm düzeni altüst oluyor.
Bu hikâyeler, sadece "oldu bitti" diye geçilecek olaylar mı bence hiç değil. Çünkü işin içinde hepimizin ortak paydası var ve öylede olmalı . Yediğimiz, içtiğimiz, soluduğumuz şeylere duyduğumuz güven sizce ne durumda ? Gelin itiraf edelim, toplum olarak bu güven artık pamuk ipliğine bağlı.
Biz bu olayları "kader" kelimesinin geniş gölgesine saklamayı seviyoruz. Çünkü sorumluluk aramak, hesap sormak, sistemin açıklarını görmek rahatsız eder. "Allah korusun" deyip geçince işimiz kolaylaşıyor. Ama böyle geçince de hiçbir şey değişmedi değişmeyecek.
Oysa bazen kader dediğimiz şey, aslında ihmalin üzerindeki ince örtüden başka bir şey değildi.
Bu vakaların bize hatırlattığı en büyük gerçek şu; Denetim eksikliği sadece raflarda değil, hayatlarımızda da bir boşluk oluşturdu. Gıda güvenliği, hijyen, bilinç... bunlar soyut kavramlar değil; bir annenin, bir çocuğun, bir genç kadının nefesi kadar somut şeyler. Toplumun sağlığı, sadece hastanelerde değil; mutfaklarda, kafelerde, turistik tesislerde, market raflarında korunmalı. Ve bu iş bireysel dikkatle değil, toplumsal bir bilinçle de ele alınmalı. Çünkü her insan hayatı, "daha sıkı kontrol edilmesi gereken maddeler" listesinde değil; "korunması gereken en değerli varlık" kategorisinde olmalı.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı çoktan geldi de geçiyor.
Biz gerçekten bu olayları "olağan" karşılamaya ne zaman alıştık?
Bir kahvenin, bir meyvenin, bir tatilin insan hayatını almaması gerektiğini ne zaman unuttuk?
Bu hikâyeler, sadece "oldu bitti" diye geçilecek olaylar mı bence hiç değil. Çünkü işin içinde hepimizin ortak paydası var ve öylede olmalı . Yediğimiz, içtiğimiz, soluduğumuz şeylere duyduğumuz güven sizce ne durumda ? Gelin itiraf edelim, toplum olarak bu güven artık pamuk ipliğine bağlı.
Biz bu olayları "kader" kelimesinin geniş gölgesine saklamayı seviyoruz. Çünkü sorumluluk aramak, hesap sormak, sistemin açıklarını görmek rahatsız eder. "Allah korusun" deyip geçince işimiz kolaylaşıyor. Ama böyle geçince de hiçbir şey değişmedi değişmeyecek.
Oysa bazen kader dediğimiz şey, aslında ihmalin üzerindeki ince örtüden başka bir şey değildi.
Bu vakaların bize hatırlattığı en büyük gerçek şu; Denetim eksikliği sadece raflarda değil, hayatlarımızda da bir boşluk oluşturdu. Gıda güvenliği, hijyen, bilinç... bunlar soyut kavramlar değil; bir annenin, bir çocuğun, bir genç kadının nefesi kadar somut şeyler. Toplumun sağlığı, sadece hastanelerde değil; mutfaklarda, kafelerde, turistik tesislerde, market raflarında korunmalı. Ve bu iş bireysel dikkatle değil, toplumsal bir bilinçle de ele alınmalı. Çünkü her insan hayatı, "daha sıkı kontrol edilmesi gereken maddeler" listesinde değil; "korunması gereken en değerli varlık" kategorisinde olmalı.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı çoktan geldi de geçiyor.
Biz gerçekten bu olayları "olağan" karşılamaya ne zaman alıştık?
Bir kahvenin, bir meyvenin, bir tatilin insan hayatını almaması gerektiğini ne zaman unuttuk?
Yazarın diğer yazıları
Yeni trafik kanunu sertleşiyor: Ters yön ve yol kapatmaya ağır cezalar
Dışişleri Bakanı Fidan, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile görüştü
Gazze için Eyüpsultan'da binlerce veli ve öğrenci bir araya geldi
Günlük portakal suyu tüketimi binlerce geni aktifleştirerek kalp sağlığını koruyabiliyor