İnsan Hakları Günü'nde İnsan Olmak
Bugün 10 Aralık.
Takvimlere göre İnsan Hakları Günü.
Gerçek hayata bakarsak, insanın insan kalabilme mücadelesi. Hakları konuşuyoruz. Bildiriler, maddeler, maddelerin altındaki dipnotlar... Her şey çok düzenli. Kağıt üzerinde insan oldukça güvende. Ama kağıdı bir kenara bırakıp sokağa çıktığınızda tablo biraz değişiyor. Çünkü insan, artık en çok insandan korunmaya çalışıyor.Günümüzde insan olmak, başlı başına bir dayanıklılık meselesi. Sabırlı olmak gerekiyor, susabilmek gerekiyor, bazen de görmemek. Hak aramak hâlâ bir hak ama kullanımı biraz zahmetli. Çünkü her talep, "abartma", her itiraz "problem çıkarma", her soru "neden karıştırıyorsun" başlığı altında değerlendirilebiliyor.İnsan hakları deyince büyük başlıklar geliyor akla. Oysa mesele çoğu zaman çok daha küçük yerlerde başlıyor. Birinin sözünü kesmemekte. Bir emeği teslim etmekte. Birini görünmez kılmamayı başarmakta. Günlük hayatta birbirimizin haklarına saygı göstermek, en zor uygulanan madde hâline gelmiş durumda.
Bir de mizah tarafı var tabii.
İnsan haklarını savunurken, "ama..." ile başlayan cümleler kurmayı çok seviyoruz.
"Herkes eşittir ama..."
"Herkes özgürdür fakat..."
"Herkes konuşabilir tabii ki, yalnızca uygun zamanda, uygun yerde ve mümkünse hiç konuşmadan." Haklar evrensel deniyor ama uygulama yerel.
Vicdan ise tamamen bireysel.
İnsanın insan kalamadığı bir çağdayız. Hızlıyız, tepkiliyiz, tahammülsüzüz. Birbirimizi dinlemek yerine etiketliyoruz. Anlamaya çalışmak yerine taraf seçiyoruz. Sonra da aynı gün içinde insan haklarını konuşabiliyoruz. Ne yapalım bu çağın ironisi de bu.
Takvimlere göre İnsan Hakları Günü.
Gerçek hayata bakarsak, insanın insan kalabilme mücadelesi. Hakları konuşuyoruz. Bildiriler, maddeler, maddelerin altındaki dipnotlar... Her şey çok düzenli. Kağıt üzerinde insan oldukça güvende. Ama kağıdı bir kenara bırakıp sokağa çıktığınızda tablo biraz değişiyor. Çünkü insan, artık en çok insandan korunmaya çalışıyor.Günümüzde insan olmak, başlı başına bir dayanıklılık meselesi. Sabırlı olmak gerekiyor, susabilmek gerekiyor, bazen de görmemek. Hak aramak hâlâ bir hak ama kullanımı biraz zahmetli. Çünkü her talep, "abartma", her itiraz "problem çıkarma", her soru "neden karıştırıyorsun" başlığı altında değerlendirilebiliyor.İnsan hakları deyince büyük başlıklar geliyor akla. Oysa mesele çoğu zaman çok daha küçük yerlerde başlıyor. Birinin sözünü kesmemekte. Bir emeği teslim etmekte. Birini görünmez kılmamayı başarmakta. Günlük hayatta birbirimizin haklarına saygı göstermek, en zor uygulanan madde hâline gelmiş durumda.
Bir de mizah tarafı var tabii.
İnsan haklarını savunurken, "ama..." ile başlayan cümleler kurmayı çok seviyoruz.
"Herkes eşittir ama..."
"Herkes özgürdür fakat..."
"Herkes konuşabilir tabii ki, yalnızca uygun zamanda, uygun yerde ve mümkünse hiç konuşmadan." Haklar evrensel deniyor ama uygulama yerel.
Vicdan ise tamamen bireysel.
İnsanın insan kalamadığı bir çağdayız. Hızlıyız, tepkiliyiz, tahammülsüzüz. Birbirimizi dinlemek yerine etiketliyoruz. Anlamaya çalışmak yerine taraf seçiyoruz. Sonra da aynı gün içinde insan haklarını konuşabiliyoruz. Ne yapalım bu çağın ironisi de bu.
Yazarın diğer yazıları
Yoğun bakımdaydı: İlber Ortaylı entübe edildi
Rusya'dan sert uyarı: Gerilim devam ederse sonuçlar ağır olur
Trump'tan İran mesajı: Süreç hızlı ilerliyor
Bakan Işıkhan: Çalışma hayatında adeta sessiz bir devrim gerçekleştirdik