Dijital göçebelik...
Evet, kulağa havalı geliyor ama her wifi şifresi yeni bir yalnızlık parolası olabilir mi? Ofis Değil resmen göçebe Olduk. Her Yerdeyiz, Ama Hiçbir Yerde Değiliz.
Sabah gözünü açıyorsun, pencere denize bakıyor... ama göğsüne koca bir tuğla oturmuş gibi.
Sözde cennettesin. "Hayalimdeki hayat" postlarının tam ortasındasın.
Bir yandan kahveni yudumlarken, diğer yandan ekrana bakıp "günaydın ekip" yazıyorsun.
Ama içinden geçen ne?
"Ben neredeyim abi?"
İnternet olan her yer ofismiş. Evet. Ama ya aidiyet? Ya ev hissi?
O eski ofis kahkahaları, sıkıcı müdürün bile arada yaptığı espriler, öğle arasında yenilen sevmediğin o yemek...
Onlar bile birer bağ. Şimdi bağ yok. Çünkü her şey bluetooth.
Kalbimiz Wi-Fi Çekmiyor...
Dijital göçebe olmak ilk başta kulağa efsane geliyor.
"İstediğim yerden çalışıyorum."
"Bağımsızım."
"Hayat benim ofisim."
Tamam da, sonra?
Her gün başka yatakta uyanıyorsun.
Yeni şehir, yeni yüzler, yeni kahveler...
Ama tanıdık bir ses, bir koltuk çökmesi, sabah seni tanıyan bir göz yok.
Her şey yeni.
Ve bazen her şeyin yeni olması insanı eskitebiliyor.
Herkes Kaçıyor, Ama Nereye?
Şehirden kaçtık. Plaza dilinden, sabit sandalyeden, servis saatlerinden, kart okutmalardan kurtulduk.
Ama şimdi neye tutunuyoruz?
Kalbimiz hangi saatte kart basıyor?
Evet, patron suratına bakmıyoruz artık ama kendi suratımıza da zor bakıyoruz aynada.
Çünkü kimsenin olmadığı bir hayat, bazen kendi sesini bile duymayacak kadar sessiz olabiliyor.
"Özgürlük" Dediğin Şey Yalnızlıkla Karışmasın
Bak açık konuşacağım.
Dijital göçebelik özgürlük falan değil, bazen dümdüz kaçış.
Bazılarımız gerçekten sistemi yırtıyor, yeni bir yol kuruyor, helal olsun.
Ama bir kısmımız?
Kendini bile susturamayıp uçak biletine sarılıyor.
Yalnızlığını manzarayla süsleyip story atıyor.
#remote #freedom yazıyor, ama göz altları "yardım edin" diye bağırıyor.
Sabit Olmak Kötü Değil!
Bazen insan sabit kalınca büyür.
Bazen aynı sokaktan geçmek, aynı kahveciye selam vermek bile hayattır.
Yani illa göçebe olacağız diye aidiyetimizi kaybetmeyelim.
Ofis seni boğuyorsa kaç ama kendinden kaçma.
Çünkü günün sonunda...
İnternet olan her yer ofis olabilir.
Ama ev hissi...
O başka bir şey kardeşim.
O, kendine döndüğün yer.
Sırt çantası, laptop, kahve... Özgürlük mü bu, yoksa üstü örtülmüş bir yalnızlık mı? Ne dersiniz?
Sabah gözünü açıyorsun, pencere denize bakıyor... ama göğsüne koca bir tuğla oturmuş gibi.
Sözde cennettesin. "Hayalimdeki hayat" postlarının tam ortasındasın.
Bir yandan kahveni yudumlarken, diğer yandan ekrana bakıp "günaydın ekip" yazıyorsun.
Ama içinden geçen ne?
"Ben neredeyim abi?"
İnternet olan her yer ofismiş. Evet. Ama ya aidiyet? Ya ev hissi?
O eski ofis kahkahaları, sıkıcı müdürün bile arada yaptığı espriler, öğle arasında yenilen sevmediğin o yemek...
Onlar bile birer bağ. Şimdi bağ yok. Çünkü her şey bluetooth.
Kalbimiz Wi-Fi Çekmiyor...
Dijital göçebe olmak ilk başta kulağa efsane geliyor.
"İstediğim yerden çalışıyorum."
"Bağımsızım."
"Hayat benim ofisim."
Tamam da, sonra?
Her gün başka yatakta uyanıyorsun.
Yeni şehir, yeni yüzler, yeni kahveler...
Ama tanıdık bir ses, bir koltuk çökmesi, sabah seni tanıyan bir göz yok.
Her şey yeni.
Ve bazen her şeyin yeni olması insanı eskitebiliyor.
Herkes Kaçıyor, Ama Nereye?
Şehirden kaçtık. Plaza dilinden, sabit sandalyeden, servis saatlerinden, kart okutmalardan kurtulduk.
Ama şimdi neye tutunuyoruz?
Kalbimiz hangi saatte kart basıyor?
Evet, patron suratına bakmıyoruz artık ama kendi suratımıza da zor bakıyoruz aynada.
Çünkü kimsenin olmadığı bir hayat, bazen kendi sesini bile duymayacak kadar sessiz olabiliyor.
"Özgürlük" Dediğin Şey Yalnızlıkla Karışmasın
Bak açık konuşacağım.
Dijital göçebelik özgürlük falan değil, bazen dümdüz kaçış.
Bazılarımız gerçekten sistemi yırtıyor, yeni bir yol kuruyor, helal olsun.
Ama bir kısmımız?
Kendini bile susturamayıp uçak biletine sarılıyor.
Yalnızlığını manzarayla süsleyip story atıyor.
#remote #freedom yazıyor, ama göz altları "yardım edin" diye bağırıyor.
Sabit Olmak Kötü Değil!
Bazen insan sabit kalınca büyür.
Bazen aynı sokaktan geçmek, aynı kahveciye selam vermek bile hayattır.
Yani illa göçebe olacağız diye aidiyetimizi kaybetmeyelim.
Ofis seni boğuyorsa kaç ama kendinden kaçma.
Çünkü günün sonunda...
İnternet olan her yer ofis olabilir.
Ama ev hissi...
O başka bir şey kardeşim.
O, kendine döndüğün yer.
Sırt çantası, laptop, kahve... Özgürlük mü bu, yoksa üstü örtülmüş bir yalnızlık mı? Ne dersiniz?
Yazarın diğer yazıları
Yeni trafik kanunu sertleşiyor: Ters yön ve yol kapatmaya ağır cezalar
Dışişleri Bakanı Fidan, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile görüştü
Gazze için Eyüpsultan'da binlerce veli ve öğrenci bir araya geldi
Günlük portakal suyu tüketimi binlerce geni aktifleştirerek kalp sağlığını koruyabiliyor