Endüstriyel caydırıcılık
ABD Başkanı Trump, yeni başkanlık uçağıyla ilk uluslararası seferini Türkiye'ye yaptı.
Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere, Kanada dâhil NATO'nun tüm ülkelerinin liderleri Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliğinde Ankara'da.
Küresel sınamaların değiştiği böylesine kritik bir zamanda, ittifak böylesine kritik bir dönüşüm sürecindeyken merkez yine Türkiye...
Tıpkı 2004'te olduğu gibi.
O zamandan bu zamanaysa çok şey değişti.
Bölgesel denklemler de buna dahil.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy, Suriye Cumhurbaşkanı Şara, Avustralya, Yeni Zelanda, bazı Körfez ve Uzakdoğu ülkelerini liderleri de tamamen aynı sebeplerle Ankara'da...
Gündem hayli yoğun.
NATO, farklı coğrafyalardaki bölgesel ortaklıkları sürdürürken, bir yandan fabrika ayarlarına dönmeyi, bir yandan da külfet paylaşımında Avrupa'nın ağırlığını artırıp dönüşmeyi hedefliyor.
İşte tam da bu nokrada Türkiye zaten mevcut ordusu, savunma sanayisi ve üretim kasıyla çok kritik bir konuma kendiliğinden oturmuştu.
Bir de zirvenin Ankara'da olması, bu toplantıları büyük bir vitrine dönüştürdü.
O vitrinde görünense, askeri kapasite ve yetenekli bir ordunun yanında, endüstriyel caydırıcılık.
Çünkü savaşlar ve silahlı ihtilaflar da ciddi şekilde dönüştü.
Uzun yıllar boyunca NATO için caydırıclık, güçlü ordulara ve gelişmiş silah sistemlerine sahip olmak anlamına geliyordu.
Bugün ise bu tanım genişledi.
Artık caydırıcılık üretebilmek, yenileyebilmek, hızlı teslim edebilmek demek.
Teknolojik üstünlük sağlayıp bunu koruyabilmek demek.
Yapay zekayı kullanabilmek, siber saldırılara dayanabilmek, kritik altyapıları koruyabilmek demek.
Askeri gücün ve ulusal güvenliğin yalnızca ordularla değil, bir devletin ileri teknoloji üretim kapasitesini, tedarik zinciri egemenliğini ve özel sektörle kurduğu güçlü stratejik ittifaklarla ölçüldüğü bir güvenlik doktrininden bahsediyoruz.
Endüstriyel caydırıcılık bu yönüyle savaş gücünü büyük bir sanayi altyapısına dayandırır.
Olası kriz durumunda mühimmat, silah ve teknoloji üretimi hızla artırılabilmeli.
Savunma sanayiinin devlet tekelinden çıkıp, teknoloji şirketleri ve finans sermayesiyle ortaklaşa yönetilmesi gerekli
Ve bunlar, bu yılki NATO zirvesine ev sahipliği yapan Türkiye'de fazlasıyla var.
Türkiye artık sadece ABD'den sonra NATO'nun en büyük ordusuna sahip olmakla kalmıyor.
Savunma sanayisinde yerlilik oranını yüzde 80'in üzerine çıkarmış bir ülkeyiz.
Bunu yapabilen dünyada sadece 4 ülke daha var.
ABD, Çin, Rusya ve Fransa...
Türkiye NATO'nun pek çok alanda en büyük askeri üretim gücü.
Hatta dünya çapında bu böyle.
En popüler örnek İHA ve SİHA'lar...
Bugün dünyanın en büyük üreticisiyiz.
Ya da askeri gemi ve denizaltı gibi platformları üretme kapasitemiz...
"Örneğin aynı anda 50 gemi üretebilecek bir sanayi tabanına sahip olmak. Türkiye şu anda tersanelerinde tam da bunu yapıyor. NATO ittifakına ve aynı zamanda hem kendilerinin hem müttefiklerinin güvenliğine ciddi şekilde bağlılar."
Bu cümlenin sahibi kim biliyor musunuz?
ABD'nin NATO'daki daimi temsilcisi Matthew Whitaker.
Verdiği sayıysa sadece askeri gemi üretim kapasitesine dair.
Sivil üretim kapasitesi hariç.
Peki dünyada aynı anda 50 askeri gemi üretebilen kaç ülke var dersiniz?
Sadece iki...
Diğeri de Çin.
Dünyanın en büyük askeri gücü ve ekonomisine sahip ABD ise, 7 ila 10 gemi üretebiliyor.
Örnekleri artırmak mümkün ama uzatmayalım.
Sözün özü, eğer NATO yeni döneme ayak uydurup endüstriyel caydırıcılığını sağlamlaştırmak istiyorsa gerçekten de Türkiye'nin çok daha merkezi ve kıymetli bir stratejik konuma oturmasına muhtaç.
ABD Başkanı Donald Trump'ın, kendi motorumuzu kullanmaya başlayana kadar KAAN'larda kullanılacak F110 motorunun satışı için süreci başlatması bu yüzden.
Şunu da vurgulamadan geçmeyelim, Türkiye kendi beşinci nesil savaş uçağını üreten, ABD dışındaki tek NATO ülkesi.
F-35 satışı konusunda, bu ziyarette bazı gelişmelerin beklenmesi de aynı sebepten.
Ve tabii ki Yunanistan ve İsrail'in her gün daha da büyük bir endişeyle olan biteni izlemesi de tamamen aynı sebepten...
Buna bir de Suriye, İran savaşı, Körfez'deki yeni güvenlik ihtiyaçları, Libya, Kafkaslar ve Ukrayna savaşındaki rollerimizi ekleyelim.
Bunların bir kısmında doğrudan sahada askeri gücünü gösterip sonra diyalog ortamını güçlendiren adımlarla yumuşak güce geçiş yapıldı.
Bir kısmında ise baştan beri yumuşak güç unsuru olarak uzlaştırıcı role bürünüldü.
Hepsini alt alta koyup bugün NATO'dan çıkacak mesajları da eklersek, Ankara vitrininin camından dosta düşmana şunu ilan edebiliriz.
"Bizi izlemeye devam edin"
Yazarın diğer yazıları
Adidas'ın rezil reklamı... TBMM Başkanı Kurtulmuş: Gazze'de ampute bırakılan çocukları görmüyorlar
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz OVP rakamlarını açıkladı: Kur Korumalı Mevduat sıfır seviyesinde
Ev ve kira fiyatları için beklenen reçete açıklandı: Tam 750 bin konut inşa edilecek
1 saatlik görüşmenin perde arkası... Trump: Putin bir anlaşma yapmak istiyor