Maalesef Avrupa şampiyonuyuz
Bu şampiyonluk haberini üzülerek veriyorum.
Çünkü mesele sağlık.
Daha doğrusu önemli bir sağlık sorunu.
Diyabet...
Yani şeker hastalığı.
Üstelik bu sadece bizim değil, tüm dünyanın sorunu.
Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun verileri, diyabetin artık küresel ölçekte sessiz bir salgın olduğunu söylüyor.
Dünya genelinde yaklaşık 589 milyon yetişkin diyabet hastası var.
Düşünün ABD yaklaşık 350 milyon, 27 ülkeden oluşan Avrupa Birliği 450 milyon nüfusa sahip.
Yani dünyadaki bütün diyabetli yetişkinler bir ülkede toplansa, Hindistan ve Çin'in ardından dünyanın en büyük nüfuslu üçüncü ülkesi olurlardı.
Ve diyabet dünya genelinde her yıl milyonlarca ölümle sonuçlanıyor.
Gelelim meselenin bizim için can sıkıcı kısmına...
Tüm Avrupa kıtasında Avrupa'da diyabetli yetişkin sayısı yaklaşık 66 milyon.
Bu da her 10 yetişkinden biri diyabet hastası demek.
Türkiye ise tek başına en az 9,6 milyon vaka ile bölgenin en yüksek sayısına sahip.
Yani Avrupa'daki her yedi diyabetliden biri Türkiye'de yaşıyor.
Türkiye'de de ortalama 6 yetişkinden biri diyabetli.
Diğeri gibi bu da Avrupa'nın en yüksek değeri.
Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun verilerine göre 2000 yılında 3 milyonun altında olan diyabetli yetişkin sayısı, günümüzde 9,6 milyona yükseldi.
Ülkemizde sadece son 13 yılda diyabet vakaları yüzde 170 artış göstermiş durumda.
Diyabetteki bu hızlı artışın nedenleri hemen her yerde aynı.
Hızlı kentleşme, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, obezite oranlarının yükselmesi ve hareketsiz yaşam tarzı öne çıkıyor.
Yani mesele yalnızca genetik değil, toplumsal yaşam biçiminin bir yansıması.
Türkiye'de diyabetin bu kadar hızlı artması, ister istemez sağlık sistemini de zorlayan bir yük haline geldi.
Diyabet yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda toplumsal bir kriz.
Çünkü körlükten böbrek yetmezliğine, kalp-damar hastalıklarından uzuv kayıplarına kadar geniş bir yelpazede hayatı etkiliyor.
Bunların tedavi maliyetleri, diyabetin ekonomik yükünü katlıyor.
Yine Uluslararası Diyabet Federasyonu'ndan bir veri paylaşalım.
Diyabetin küresel ekonomik yükü 966 milyar dolar civarında.
Türkiye'de de bu yük, sağlık harcamalarının önemli bir kısmını oluşturuyor.
Peki Türkiye bu tabloya karşı ne yapıyor?
Elbette eli kolu bağlı durmuyor.
Sağlık Bakanlığı 2011'den bu yana "Diyabet Önleme ve Kontrol Programları" yürütüyor. En güncel plan olan Türkiye Diyabet Programı 2023-2027, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve obeziteyle mücadeleyi hedefliyor.
Programda toplumsal farkındalık kampanyaları, aile hekimleri aracılığıyla erken tanı, diyabet komplikasyonlarının önlenmesi ve çocukluk çağı diyabetine özel stratejiler yer alıyor.
Yani devlet, diyabetle mücadelede kolları sıvamış durumda.
Ancak bu dünden bugüne, bugünden yarına başarı sağlayabileceğiniz bir mücadele değil.
Uzun soluklu bir çaba.
Farkındalık artmış olsa da sonuç almak zaman istiyor.
Ve burada asıl iş bireylere, yani hepimize düşüyor.
Çünkü diyabet vakalarında artış sürüyor.
Sofradaki beyaz ekmek, market rafındaki gazlı içecek, fast food ve hareketsiz yaşam tarzı hala galip durumda.
Birinci öncelikse yaşam tarzını değiştirmek olmalı.
Aslında dünyada bizimki kadar zengin mutfak kültürü çok az bulunur.
Zeytinyağlılar, sebze yemekleri, Akdeniz diyetinin en güzel örnekleri bu topraklarda.
Ama sofrada hala karbonhidrat ağırlıklı beslenme, şekerli içecekler ve hareketsizlik baskın.
Kültürel zenginlik ile modern yaşam biçimi arasındaki çelişki, diyabetin yükselişini besliyor.
Dünya Sağlık Örgütü'nün önerileri ise basit.
Düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme, şeker tüketiminin azaltılması. Ancak bu öneriler, Türkiye'de genellikle "yarın başlarım" cümlesinin gölgesinde kalıyor.
Spor salonları dolup taşsa da diyabet oranları düşmüyor.
Çünkü mesele yalnızca bireysel irade değil, toplumsal alışkanlıkların dönüşümü.
Yazarın diğer yazıları
Pentagon savaş bilançosunu açıkladı: "En az 756 yaralı askerimiz var"
Komşular arasındaki tartışma silahlı kavgaya dönüştü
İran'dan tarihi rest! Tek damla petrol ihraç edilmeyecek
İsrail basınından Netanyahu'ya “Türkiye” freni! “Ülkeyi anlamsız çatışmaya sürüklüyor”