ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Jeopolitik kaldıraç

ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin ziyareti bütün dünyanın dikkatle izlediği temaslarla geçti.

Her mesaj, her detay didik didik edildi.

Edilmesi de gerekiyordu çünkü bu iki devin ilişkilerine nasıl yön vereceği bütün dünyayı etkileyecek.

Trump'a bakarsanız ziyaret çok iyi geçti.

Çin'in İran'a silah desteği vermeyeceğinin garantisini aldı.

Hürmüz Boğazı'nın açılması konusunda Şi ile aynı fikirde olduklarını söyledi.

Nükleer silahsız bir İran konusunda anlaştılar.

Ayrıca 200 yolcu uçağı siparişiyle dönüyor.

Pekin ziyaretinde Trump alışılmışın dışında bir profil çizdi.

Her kelimesine dikkat edilmiş, özenle hazırlanmış konuşmalar yaptı.

Oldukça saygılıydı.

Genelde dünya liderlerinin kendisini övmesinden çok hoşlanır ve bunu özellikle ister.

Ama Pekin'de bol bol Çin liderini övdü.

Çin Devlet Başkanı kameralar karşısında Trump'a göre çok daha ketum ve soğukkanlıydı.

İkili görüşme sırasında Tayvan konusunda yanlış adımlar atılması durumunda çatışma çıkabileceği konusunda Trump'ı uyardığını okuduk.

Trump ise Tayvan konusunda kimseye bir söz vermediğini ama savaş peşinde de olmadıklarını söylüyor.

Görünen o ki mesajı almış.

Şi Cinping, yükselen bir güç olarak ABD ile çatışma istemediklerini, iki ülkenin de kazanabileceğini söyledi.

Trump'ın açıklamalarının çoğunu ABD adına reklam içerikli mesajlar olarak okumak mümkün.

Ziyaretin nasıl geçtiğini asıl belirleyense, Çin Dışişleri Bakanlığı'nın beklenen açıklamasıydı.

Pekin, iki liderin stratejik istikrarı hedefleyen yapıcı ilişki vizyonu üzerine anlaştıklarını duyurdu.

Karşılıklı endişeler konusunda iletişim ve eş güdüm vurgusu yaptı.

Bu mesaj, ticaret savaşlarının daha da sönümlenmesinin muhtemel olduğunu gösteriyor.

"Karşılıklı anlayış güçlendi, güven derinleşti" denildi.

Yani açıklamalar genelde olumluydu.

Özetle ABD'nin Çin'i ekonomik olarak sıkıştırmaktan, teknolojik yarışı kazanmaktan ve dolar sisteminin merkezde kalmasını sağlamaktan vazgeçmeyeceği anlaşılıyor.

Çin'in de ihracata dayalı büyüme modelinden kısa vadede vazgeçmesinin mümkün olmadığını görüyoruz.

İki tarafın bu açık çelişkiyi nasıl yönetip, masada nasıl bir denge tutturacağı ise genel geçer sözlerin ötesinde belirsizliğini koruyor.

Burada aslında durum ABD adına zorlu.

Çin ekonomisi 1,19 trilyon dolar fazla verirken, ABD'nin aşağı yukarı aynı miktarda açığı var.

Sonu nereye gider göreceğiz.

Bu dengelerin çok hassas ve Trump'ın fevri hareketleriyle her an bozulabilir olduğunu da unutmamak lazım.

Tıpkı, mesele Trump olunca diğer ülkelerde de olabileceği gibi.

Pekin, Trump'tan önce İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi ağırlamıştı.

Yakında da Rusya Devlet Başkanı Putin gidecek.

Diğer küresel rekabetlerin yanı sıra, Pekin'in bir şekilde İran gündemine yön verme kabiliyetini hala elinde tuttuğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Trump Çin'den İran dahil pek çok konuda kazanımlarla döndüğünü düşünüyor olabilir.

Ancak arka planda işlerin pek de öyle olmadığını gösteren veriler de var.

Örneğin, Trump Pekin'deyken ortaya çıkan, ABD Genelkurmay Başkanlığı'nın istihbarat raporu.

Medyaya yansıyan o raporda Çin'e dair önemli tespitler ve dikkat çekici uyarılar vardı.

Rapora göre pekin yönetimi, İran savaşını yalnızca bölgesel bir kriz olarak görmüyor.

ABD'nin küresel liderlik kapasitesini aşındırabilecek stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Yani İran savaşını jeopolitik bir kaldıraç olarak kullanıyor.

Belgeye göre, 28 Şubat'ta İran'a saldırılar başlayınca, Çin hızla harekete geçti.

Pekin, İran'ın füze ve insansız hava aracı saldırıları karşısında zorlanan körfez ülkelerine silah satışlarını artırdı.

Böylece Çin, yıllardır ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında bulunan bölge ülkeleriyle savunma ilişkilerini güçlendirme fırsatı elde etti.

Rapora göre Çin özellikle hava savunma sistemleri, radar teknolojileri ve insansız sistemler konusunda Körfez ülkelerine alternatif tedarikçi olarak öne çıktı.

Uzmanlar bunun uzun vadede ABD'nin Ortadoğu'daki askerî nüfuzunu zayıflatabilecek bir gelişme olduğuna dikkati çekiyor.

Savaşın en kritik sonuçlarından biri, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi oldu.

ABD istihbarat raporuna göre Çin, bu süreçte yalnızca kendi enerji güvenliğini korumakla kalmadı.

Enerji sıkıntısı yaşayan ülkelere destek sağlayarak diplomatik etkisini artırdı.

Özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki ülkelere enerji desteği sunduğu belirtildi.

Bu aslında stratejik bir hamleydi.

Çin bu süreçte kendi yeşil enerji teknolojilerini de uzun vadeli çözüm olarak pazarladı.

Bu da enerjide kendisine bölgesel bağımlılık oluşturma hamlesiydi.

Raporun bir diğer dikkat çekici bölümü ise ABD'nin mühimmat stoklarına ilişkin değerlendirmeler oldu.

İran'ın saldırıları ve buna karşı yapılan savunma operasyonları nedeniyle Washington yönetimi büyük miktarda füze, bomba ve hava savunma mühimmatı kullandı.

Özellikle Patriot hava savunma sistemleri, THAAD önleme füzeleri ve Tomahawk seyir füzelerindeki stok seviyeleri kritik ölçüde azaldı.

Ve bu durum, ABD'nin olası bir Tayvan krizinde Çin'e karşı ne kadar hazırlıklı olduğu konusunda soru işaretleri oluşturuyor.

O belgeye göre rapora göre Çin, İran savaşını yalnızca diplomatik açıdan değil, askerî açıdan da dikkatle analiz ediyor.

İran çatışması sırasında ABD üslerinin karşılaştığı saldırılar, hava savunma sistemlerinin performansı ve Amerikan ordusunun operasyonel refleksleri Pekin tarafından detaylı şekilde incelendi.

Yani Şi, Pekin'de Trump'ın sırtını sıvazlayıp keyfini yerine getirirken, arka planda bambaşka hesaplar ve mücadeleler var.

Çin ABD'nin nüfuz alanlarına sabırla ve kalıcı adımlarla sızıyor.

Bunu yaparken de Trump'ı kızdırmamak için özel çaba harcıyor.


Yazarın diğer yazıları