ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


İran'ın hesabı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "Hürmüz Boğazı şu veya bu şekilde yeniden açılacak" diyor.
Siz saldırmadan önce zaten açıktı.
Bir aydan uzun süredir yağdırdıkları bombalar Hürmüz'de yeni bir filli statüko doğurdu.
Boğaz İran'ın kontrolüne geçti.
Tahran şimdi bu fiili statükoyu yasal zemine oturtmak için adım atıyor.
Hürmüz Boğazı'ndan gemi geçişlerinden ücret almak için hazırladıkları yasa tasarısı meclisin ilgili komisyonundan geçti.
Sırada Genel Kurul var.
Dahası, o tasarı ABD ve İsrail gemilerini yasaklıyor.
Bu iki ülkeye destek veren ülkelerin gemilerine ise kısıtlama getirecek.
Gemi başına 2 milyon dolar karşılığı bir ücretten bahsediliyor.
Barış zamanı boğazdan yılda 50 bin gemi geçiyordu.
İran durumu koruyabilir ve bir gün gemi trafiği normale dönerse, yıllık 100 milyar dolar demek.
ABD Başkanı Trump ise sonunda ağzındaki baklayı çıkardı.
Financial Tımes'a açıklamasında "En çok istediğim şey İran petrolü" dedi.
İran, daha önceki müzakerelerde, nükleer programı belli bir aşamaya kadar kısıtlamaya sıcak baktıklarını, ambargolar kalkar ve anlaşma olursa ülkenin petrol sahalarının ABD'ye açılabileceğini söylemişti.
O zaman bile bombaların hedefi olan ülkenin bu saatten sonra "Trump hayaline uzlaşamasın" diye her şeyini ortaya koyacağını düşünmek gayet makul.
Üstelik bırakın İran petrolüne ulaşmayı, Trump'ın saldırıları petrol ve doğalgaz fiyatlarını çıldırtıp bütün dünyayı allak bullak etti.
Küresel enerji arzı altüst oldu.
ABD'de bile benzinin en düşük galon fiyatı 4 doları aştı ki bu Amerikalılar için ağır bir travma.
İran cepheyi genişleterek çok ağır bir yükün altına girdi.
Ayrıca çok ciddi bir risk aldı.
Bütün Körfez ülkeleri askeri olarak cephe oluşturabilir.
Ama İran buna rağmen geri adım atmıyor.
Tahran'ın hesabı, ABD ve İsrail'in dünyayı ne hale getirdiğini dünyaya göstermekti.
Çok can sıkıcı olsa da küresel enerji krizi işte tam da bu hedefe ulaşmaya başladıklarını gösteriyor.
Kriz Asya pazarında başladı.
Bangladeş, Sri Lanka ve Filipinler'de dizelle başlayan yokluk, silsile halinde diğer ürünlere yansıyor.
Nisan sonundan itibarense daha da büyük ölçekli ve daha geniş coğrafyaları etkileyen bir krize dönüşmesi muhtemel.
JP Morgan "Asya'da petrol tükeniyor. Sırada Avrupa ve ABD var" diye boşuna uyarmıyor.
Petrol fiyatı artışları genel üretimden tarıma kadar bütün sektörleri etkiliyor.
Fiyatların geri gelmesi zaten pek kolay görünmüyor.
Dahası, fiyatlar bir gün düşse bile tedarik zincirleriyle ilgili sıkıntıyı aşmak hiç kolay olmayacak.
Bozulan arz-talep dengesini yeniden kurmak uzun zaman alabilir.
O denge girdileri etkilediği için pek çok ülkede petrole bağlı sektörlerin üretim maliyetlerini önemli ölçüde artıracak.
Petrokimya, gübre, kükürt, helyum gibi küresel ekonominin hayati damarlarından bazılarının ticareti zaten sekteye uğradı.
Bu da küresel ekonomi için ciddi sonuçlar doğuracak.
Daha açıklayıcı olmak gerekirse durumu şöyle özetleyebiliriz.
Büyük kısmı Körfez'den çıkan gübre azalırsa tarım etkilenecek ki hissedilmeye başlandı bile.
Aynı bölgeden yoğun şekilde petrokimya ürünleri de çıkıyor.
Petrokimya tedariki aksarsa sanayi zinciri kırılır.
Ya da bugünlerde Körfez bölgesinden çıkamayan bir başka önemli madde olan helyum olmazsa, teknoloji sektörü tökezler.
Helyum MR cihazlarındaki mıknatısların soğutulmasından fiber optik kablo üretimine, çip endüstrisinden nükleer reaktörlere ve roket yakıt tanklarına kadar çok geniş bir alanda kullanılıyor.
Yani mesele sadece petrol değil.
Modern hayatın temellerini oluşturan düzenin ciddi şekilde sarsılması gündemde.
Kriz bu yönde devam ederse, etkilerinden hiçbir ülke muaf olamayacak.
Dünyanın her köşesindeki her bir kişinin günlük hayatına, hatta sofraya koyduğu yemeğe kadar ağır şekilde yansıyacak.
Dünya İran'a öfkelenmeye başlarken, Tahran "Yaşananların sebebi ABD ve İsrail'in saldırıları. Üstelik müzakere masasındayken bunu yaptılar" tezini anlatmaya çalışıyor.
Yani "Asıl bana değil, ABD ve İsrail'e kızın" diyor.
Bunu ne kadar iyi anlatabildikleri çok şeyi değiştirecek.
Özelikle ABD üzerinde baskının daha da ciddi şekilde artmasını sağlayabilirse, aldığı tüm darbelere rağmen bu savaşın asıl kazananı haline gelebilir.
ABD ve İsrail basınında, Trump'ın Hürmüz'ü kontrol edemese bile bu savaştan çıkmayı düşündüğü yönünde ciddi iddialar var.
Görüşüne göre hesapları ters tepti.
Buna iç siyaset de dahil.
Sonbaharda yapılacak Kongre ara seçimlerinde zaten durumu pek parlak değildi.
Şimdi daha da sıkıntılı hale gelmiş görünüyor.
O nedenle bir şekilde son bir ağır saldırı ile kendince "zafer" ilan edip kenara çekilmek gibi bir niyeti olduğu konuşuluyor.
Ama İran bunun peşini bırakmaya niyetli değil.
Sürecin kontrolünü Trump'a kaptırmamak için çok çaba harcıyorlar ve şu ana kadar başarılı da oldular.


Yazarın diğer yazıları