ANASAYFA
RAMAZAN
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Küresel düzen yıkılırken…

Dünyanın gözü Almanya'nın Münih kentinde.

62 Münih Güvenlik Konferansı, küresel düzen için kritik zamanlar yaşanırken başladı.

BM'de reform ihtiyacı, Pasifik'teki dengeler, Rusya-Ukrayna savaşı, Grönland gerilimi, NATO içindeki müttefiklik tartışmaları, Avrupa'nın rekabette geriye düşmesi, eski kıtanın güvenlik mimarisi, Gazze, İsrail, İran, Somali, Latin Amerika ve daha birçok önemli mesele çözülmeyi bekliyor.

Böyle bir dönemde, dünyanın dört bir yanından çok önemli isimler Münih'te toplandı.

50'den fazla devlet ve hükümet başkanı, 100'den fazla bakan orada.

Üst düzey akademisyenler, analistler, uzmanlar, düşünce kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, ekonomistler ve daha pek çok alandan 500'den fazla özel davetli de var.

Çünkü Münih Güvenlik Konferansı dünyanın en önemli platformlarından biri

Konferans öncesinde gelenek bozulmadı.

Münih Güvenlik Raporu 2026 yayınlandı.

O raporda İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen uluslararası düzenin yıkım sürecine girdiği yazıyor.

Üstelik çok daha önemli bir tespit var.

Savaş sonrası uluslararası düzen 80 yıl önce ABD öncülüğünde kurulmuştu.

Rapora göre şimdi de bizzat ABD eliyle yıkılıyor.

ABD özellikle ikinci Trump döneminde gerçekten de fiilen bunu yapmaya başladı.

Geçen yılki törende Başkan Yardımcısı JD Vance, özellikle tarihi müttefikleri Avrupa'yı çok sert eleştirmişti.

Daha önce kamuoyu önünde söylenmeyenleri yüksek sesle söylemişti.

Avrupa'nın kendi kendisini içeriden gelen tehditlerle bitirmekte olduğunu anlatmıştı.

Bu yıl ABD adına konferansta Dışişleri Bakanı Marco Rubio var.

Daha yola çıkarken mesajlarını vermeye başlamıştı.

"Dünya gözümüzün önünde çok hızlı bir şekilde değişiyor. Eski dünya bitti. Jeopolitik olarak yeni bir çağda yaşıyoruz." diyor.

Evet, her şey değişiyor.

Zaten aksi olması kaçınılmaz.

Hayatın doğası böyle.

Önemli olan bu değişime ayak uydurmak, yönlendirmek ve avantaja çevirmek.

Yani asıl soru şu:

Bu değişimden kim avantajlı çıkacak?

Günümüzdeki "uluslararası kopuş" gibi kriz anları her zaman büyük fırsatlar da doğurur.

Değerlendirmeyi bilenler için çok olumlu sonuçlar alınabilir.

İşte tam da bu noktada Türkiye adına güzel gelişmeler görmek olası...

Avrupa'nın durumu hayli zorlu...

Kıta ekonomik bir güç olmasına rağmen askeri güç ve teknoloji açısından geride kalıyor.

Bu da onu büyük güçlerin saldırgan eylemlerine ve hırslarına karşı savunmasız hale getiriyor.

ABD'nin geleneksel güvenlik garantörü rolünden uzaklaşması da Avrupa açısından yeni sorumluluklar doğuruyor.

Bir başka deyişle Avrupalılar, kendi kıtalarının konvansiyonel savunmasında lider rol üstlenmek zorunda.

Bu da askeri güce ve teknolojiye yatırım demek.

Avrupa'nın Rusya'yı caydırabilecek bir askeri gücü oluşturması ise en az 10 yıl alacak.

İşte Türkiye için de fırsat burada doğuyor.

Türkiye hem NATO'nun en güçlü ordularından birine sahip, hem aktif savaş tecrübesi ve büyük bir askeri sanayisi var.

Tam da Avrupa'nın hissettiği boşluğu dolduracak, ihtiyaç duyduğu türden bir kuvvet.

Üstelik Avrupa Birliği ile de iyi ilişkiler ve her ne kadar yılan hikayesine dönse de AB'ye üyelik süreci içinde.

Burada asıl iş ise Brüksel'e düşüyor.

Yarım asırdan uzun süredir oyalama taktikleriyle kapıda beklettikleri Türkiye'ye ihtiyaçları olduğunun farkındalar.

NATO yaşadığı dönüşümle "daha Avrupalı " olmaya başlarken, Türkiye zaten çok aktif ve merkezi bir role bürünüyor.

AB'nin bundan daha fazla istifade etmesi için yapılacak belli.

Ancak Güney Kıbrıs ya da Yunanistan gibi kendi ajandalarını Avrupa'nın çıkarlarının önünde tutan ülkeler nedeniyle yerlerinde debelenip duruyorlar.

Daha önce başka ülkeler için yaptıkları gibi bir "siyasi karar" vermek durumundalar.

Bu karar Türkiye'nin Avrupa savunma mimarisinde aktif rol oynaması, hatta daha da ileriye giderek AB'ye katılması olmalı.


Yazarın diğer yazıları