ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Karayip korsanları

Masadaki stratejik menü çok zengin.
Karayip Denizi'ne bakan Venezuela muhtemel ki sadece başlangıç.
Sırada ara sıcaklar ve ana yemek var.
Sonra da tatlı.
Görünen o ki menü Amerika kıtasının da ötesine taşınacak.
ABD Başkanı Trump, bir süredir "narko terör" ile mücadele gerekçesiyle Karayipler'e zaten donanma yığmıştı.
Asıl hedefinin Venezuela lideri Maduro'yu indirmek olacağı açıktı ama bunu doğrudan söyleyemiyordu.
"Uyuşturucu ve terörizmle mücadele" deyince işler değişiyor ve Trup adına kolaylaşıyordu.
O zaman uluslararası hukukun da Kongre'den onay almak gibi zorunlulukların da etrafından dolaşması mümkündü ve öyle de oldu.
Buna karşılık denizlerdeki yargısız infazları bir nevi korsanlıktı.
Uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele her ne kadar görünen bahane de olsa buna kimsenin karşı çıkması beklenmez.
Ancak yargısız infazlar başlı başına sorundu.
Nitekim yeni yılın ilk günlerinde bir gece sabaha karşı kendisi adına vurucu hamleyi yaptı.
Nicolas Maduro ve eşini başkent Karakas'ta yüksek güvenlikli bir askeri tesisten, sadece birkaç saatlik operasyonla kaçırdı.
ABD, kendi kurduğu Birleşmiş Milletler'in anayasası sayılan maddeleri çiğnedi.
Bir devletin liderini kendi başkentinden askeri baskınla kaçırıp ABD'ye götürdü.
Ve çeşitli siyasi bahanelerle isnat edilen suçlardan dolayı, ABD yasalarıyla yargılıyor.
Bu da başlı başına bir korsanlık.
Maduro'nun ülkesini yönetme biçimi, halkın fakirliği, rejimin geçmişte ABD'li petrol şirketlerini millileştirmesi, hepsi tartışılabilir.
Ama ne olursa olsun bir devlet başkanını kendi başkentide askeri baskınla gece yatağından kaldırıp "ka-çı-ra-maz-sı-nız...
ABD bunun kolluk kuvveti operasyonu olduğunu söyleyerek dünyanın zekasıyla alay ediyor.
Delta Force ne zaman kolluk kuvveti oldu?
Trump Venezuela'nın petrolünü istediklerini açıkça söylemişti.
En azından özgürlük ya da demokrasi gibi bahanelerin arkasına saklanmıyor.
Venezuela'ya gelince, dünyanın en büyük petrol rezervine sahip.
Yaklaşık 303 milyar varil...
Toplam bilinen rezervin yüzde 17'si orada.
Ama tek zenginlik bu da değil.
Doğalgaz rezervinde dünyada sekizinci sıraca.
7 bin tondan fazla altın rezervine sahip.
1 milyon kıratlık elmas rezervi de onlarda.
Ancak üretim neredeyse sıfır.
Çünkü uzun yıllardır süren Amerikan ambargoları altyapıları felç etmiş durumda.
Venezuela, çıkardığı az miktardaki petrolü bile kendisi işleyemiyor.
Rusya, İran ve Çin gibi ülkelere gidiyordu.
Artık ABD'ye akacak.
Trump, korsanlıkla da olsa istediğini aldı.
Ancak onun arzuları bundan çok daha büyük.
Meksika, Panama, Kolombiya önündeki menüde yutmaya hevesli olduğu bir sonraki lokmalar.
Ana yemekse Grönland görünüyor.
Orası da ABD için hayli kritik.
Grönland demekse, ABD'nin bir NATO müttefiki olan Danimarka ile gerilmesi demek.
Bu zaten bir süredir yaşanıyordu ama artık Trump niyetini iyice belli etti.
Açıktan da söylemekten çekinmiyor.
Hem de defalarca.
Trump "Grönland" dedikçe başta Danimarka olmak üzere Avrupalı ülkelerden soğuk terler boşalıyor.
Grönland, Danimarka Krallığı'na bağlı özerk bir bölge.
Ve her açıdan çok kıymetli.
ABD'nin soğuk savaş zamanında Grönland'da kurduğu Thule üssü, ABD'nin balistik füze erken uyarı sistemi için hayati...
Kıta sahanlığı petrol, doğalgaz ve nadir toprak elementleri açısından çok zengin olan Arktik deniz tabanını içeriyor.
Hele ki bir de Trump'ın "inanmadığı" küresel ısınma nedeniyle buzulların iyice çözülmesi durumunda, ortaya çıkması muhtemel zenginlik şimdiden Trump'ın iştahını kabartıyor.
ABD Başkanı, orada Rus ve Çin gemilerinin cirit attığını söylüyor.
Bu sözlem de boşuna değil elbette.
Grönland, ABD için Rusya ve Çin'le stratejik rekabet için de kıymetli.
Bu yüzden de baskıyı artırıyorlar.
Grönland'ın tapusu olmaması şu sıralarda ABD'nin Danimarka'ya karşı baskıcı söyleminin ana unsuru.
Danimarka, "Oranın akıbetine kendi halkı karar verir, siz karışamazsınız" derken, ABD "Peki siz neye dayanarak Grönland'da hak iddia ediyorsunuz" diye soruyor.
Ve görünen o ki bu sorunun yasal bir cevabı yok.
Sözün özü, Trump'ın son güvenlik stratejisiyle sert şekilde dönülen Monroe Doktrini, ilk kurbanını Venezuela'dan aldı.
Gerisi gelecek.
ABD Dışişleri Bakanlığı, sosyal medyada "Burası bizim yarım küremiz" mesajlarını boşuna paylaşmıyor.
Rusya'ya yönelik Rusça paylaşılan "Trump icraat adamıdır, bilmiyorsanız öğrendiniz" mesajları da aynı şekilde.
Rusya ve Çin, Venezuela'da Maduro'ya beklenen desteği verip Amerikan operasyonunu engelleyemedi, bunu da bir kenara not düşelim.
Peki bitti mi?
Yani hepsi bu mu?
Tabi ki hayır.
Hatırlarsanız, Venezuela'daki operasyondan bir gün önce Trump, çok dikkat çekici bir başka mesaj yayınlamıştı.
O mesaj doğrudan İran'a yönelikti.
Malum bir süredir orada da hayat pahalılığı kaynaklı protestolar var.
Eylemlerin sebeplerinin meşru olduğunu İran hükümeti de Hamaney de kabul ediyor.
Ancak bu tür protestolar, dış güçler tarafından özenle zemini hazırlanabilen ve kolaylıkla yönlendirilebilen eylemleri.
Mossad'ın eylemcilere "sahada da yanınızdayız" mesajı göndermesi boşuna değil.
Trump, "Göstericileri öldürürseniz müdahale ederiz, tetikte bekliyoruz" demişti.
Herkes İran'a bakarken, Venezuela'daki o hamle geldi.
Şimdiyse yeniden İran'a yönelik mesajların dozu artıyor.
Bir yanan İsrail Başbakanı Netanyahu, "İran'ın füze ya da nükleer programını yeniden başlatmasına asla izin vermeyeceğiz" diyor.
Diğer yandan Trump ve Lindsey Graham'ın "İran'ı yeniden büyük yap" mesajlı şapkayla pozu gündemde.
Özetle mesele ne Venezuela, ne sadece petrol, ne de tek başına Grönland.
Hepsi ve çok daha fazlası birbiriyle bağlantılı.
Venezuela gibi bazı bölgelerde rejimi değiştirmek yerine "ehlileştirerek" kendilerine boyun eğecek yönetimler oluşturmak.
Bazı bölgelerde güzellikle ya da zorla ilhak veya neo-kolonyalizm.
Bazı noktalarda doğrudan rejim değişikliği.
Büyük güç mücadelesinde de karşı cephenin bir kısmını, kendi müttefiklerinin canını sıkmak pahasına yanına çekmek.
Trump hukuku yok sayıp güç kullanarak dünyayı şekillendiriyor.
Bu güç bazen askeri, bazen ekonomik, bazen de siyasi...
Kesin olansa şu ki, önümüzdeki dönemde dengeleri güç belirleyecek.


Yazarın diğer yazıları