Erozyon
ABD Başkanı Donald Trump...
İran savaşında sürecin kontrolünü bir türlü sağlayamadı.
Muhtemelen Ukrayna savaşından deneyimli olan Rusya'dan stratejik akıl alan İran, Trump'a bu üstünlüğü vermemek için çok akıllıca siyasi hamleler yapıyor ve söylemlerde bulunuyor.
Bu da Donald Trump'ın sık sık farklı açıklamalar yapmasına yol açıyor.
22 Mart'ta "Hürmüz'ü 48 saat içinde açın" dedi.
26 Mart'ta "Hürmüz'ü 5 gün içinde açın" diye konuştu.
27 Mart'ta süreyi yine uzattı.
"Hürmüz'ü 10 gün içinde açın" diye seslendi.
4 Nisan Cumartesi: "Hürmüz'ü 48 saat içinde açın."
Yine 4 Nisan: "Hürmüz'ü Perşembe'ye kadar açın."
5 Nisan: "Hürmüz Salı gününe kadar açılsın."
6 Nisan'da ağzını bozdu ki süreci kontrol edememenin ve savaştan 'onurlu' çıkış yolu bulamamanın artık öfke nöbetlerine dönüştüğünü gördük.
"Lanet olası boğazı Salı'ya kadar açın" dedi.
Ve 6 Nisan Salı...
"Hürmüz Çarşamba gününe kadar açılsın."
İran ise anlaşmaya açık olduğunu ancak bunun ateşkes değil savaşın sonunu getirmesi gerektiğini söylüyordu.
Hürmüz'ü belli koşullar altında açmaya da sıcaktı...
Ama bunlar ABD'den kabul görmüyordu.
Washington'ın tavrı daha çok "savaşı kazanmış" gibi kendi şartlarını kabullendirmeye çalışma yönündeydi.
Trump, Türkiye saatiyle 8 Nisan Çarşamba, saat 03.00'e kadar Hürmüz açılmamış olursa, İran'da sivil altyapıları yerle bir edip ülkeyi taş devrine döndürmekle tehdit etti.
Yani siz bu yazıyı okumadan birkaç saat öncesine işaret etti.
"Tüm medeniyeti bir gecede yok etme" tehditleri savurdu.
ABD aslında daha önce de okulları, hastaneleri, köprüleri, iskeleleri vurdu.
Trump bu kez hem elektrik şebekelerini, hem köprü ve otoyolları vuracağını söyledi.
Bununla da sınırlı değil tabii.
Petrol kuyuları ve deniz suyu arıtma tesisleri de var.
Bunlar 93 milyonluk İran'da hayatın idame ettirilebilmesi için çok kritik öneme sahip yerler.
Bu yazı okunurken belki de çoktan vurulmuş olacaklar.
Ya da Trump süreyi bir kez daha uzatmış olacak.
Yazı kaleme alındığı sırada İsrail İran'daki demiryolu hatlarını vurmaya başlamıştı bile.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken, bir başka önemli konu var.
New York Times çok güzel özetlemiş.
Daha önce hiçbir ABD lideri, savaş suçuna varan eylemlerde bulunacağını böyle açıktan, yüksek sesle dünyaya ilan etmemişti.
Evet geçmişte bazı eylemler oldu ama o sırada bile ABD başkanları uluslararası hukuka vurgu yaparak meselenin üstünü örtmeye çalışırdı.
Bu da Trump ile birlikte ciddi bir ahlaki erozyonun iyice gün yüzüne çıkmaya başladığını gösteriyor.
Erozyon bu kadarla kalmadı.
Bir süredir uluslararası hukukta da kendisini gösteriyordu.
Ukrayna savaşı, Güney Sudan'da yaşananlar ve İsrail'in Gazze'deki soykırımı yakın dönemden sadece birkaç örnek...
Trump ocak ayında New York Times'a verdiği mülakatta hukuku pek kafaya takmadığının sinyallerini de vermişti.
"Uluslararası hukuka ihtiyacım yok" demişti.
Ama o hukuk herkese lazım.
Kim bilir, belki bir gün ona da lazım olacak.
Savaş suçları oldukça gri bir alan.
Cenevre Sözleşmeleri, Lahey Sözleşmeleri, Nürnberg İlkeleri ve BM Şartı bu konuda önemli bir çerçeve çiziyor.
Özetlemek gerekirse, okullara, hastanelere, ibadethanelere, sivil binalara, elektrik altyapısı ve diğer enerji tesislerine, köprülere ve otoyollara yönelik kasıtlı askeri saldırılar, Uluslararası İnsancıl Hukuk'a göre genel olarak savaş suçu kapsamına girer.
Bu eylemler sivillerin ve sivil nesnelerin korunması ilkesine aykırıdır.
Buradaki gri alansa köprüler, otoyollar veya enerji tesisleri gibi bazı altyapıların aynı zamanda askeri amaçla da kullanılıyor olması...
Bu bahane edilebilir ancak askeri hedef niteliği taşıdığını kanıtlamak kolay değil.
Öyle olsa bile saldırı önleyicilik ve orantılılık ilkelerine uygun olmak zorunda.
Aksi yönde kasıtlı, ayrım gözetmeyen veya orantısız saldırılar savaş suçu oluşturur.
Örneğin 1949'da güncellenen ve neredeyse tüm ülkeler tarafından onaylanan Cenevre Sözleşmeleri...
Vurgulamadan geçmeyelim, bu sözleşmeler Uluslararası İnsancıl Hukuk'un temelini oluşturur.
Örneğin 4. Cenevre Sözleşmesi'nin 18. maddesi şöyle der:
"Sivil hastaneler hiçbir koşulda saldırı hedefi olamaz. Bu koruma, hastanelerin askeri amaçla kullanılmadığı sürece mutlak geçerlidir. "
Aynı sözleşmenin 1979'da imzalanan 1. Ek Protokolü'nde, Madde 51:
"Sivil nüfus ve bireyler askeri operasyonlardan korunur; doğrudan sivil hedeflere saldırı yasaktır."
Aynı ek protokolün 52. Maddesi:
"Okullar, ibadethaneler, evler ve diğer sivil binalar sivil nesnedir. Şüphe durumunda sivil kabul edilir ve saldırılmaz. Elektrik altyapısı, enerji tesisleri, köprüler ve otoyollar da normalde sivil nesne sayılır; askeri katkı sağlamadıkları sürece korunur."
Yine Cenevre Sözleşmeleri 1. Ek Protokol.
Bu kez Madde 53:
"İbadethaneler özel olarak korunur; bunlara yönelik düşmanlık fiilleri yasaktır. "
İran'daki saldırılarda hasar gören camiler, hatta tarihi bir sinagog var.
Madde 54:
"Gıda, su ve hayatta kalma için vazgeçilmez nesneler korunur."
Elektrik şebekeleri de sivil yapı olduğu için bu madde kapsamındadır.
Bir de 1907 tarihli Lahey Sözleşmeleri var.
Madde 25 şöyle der:
"Savunmasız kasaba, köy, konut ve binalara (okul, hastane, sivil yapı) saldırı yasaktır."
Madde 27:
"Din, sanat, bilim, hayır kurumları, tarihi eserler, hastaneler ve yaralıların toplandığı yerler mümkün olduğunca korunmalıdır."
İbadethaneler ve hastaneler burada özel olarak belirtilmiştir.
Ve 1950'de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen Nürnberg İlkeleri...
6. Madde şöyle der:
"Sivillere yönelik keyfi öldürme, sivil nüfusa kötü muamele ve askeri zorunlulukla haklı gösterilemeyen kent, kasaba veya köylerin tahribi savaş suçudur. Okul, hastane, ibadethane veya sivil altyapıya kasıtlı saldırı bu kapsamdadır."
Gelelim Birleşmiş Milletler'in kurucu anlaşması olan ve anayasası sayılan BM Şartı'na...
Madde 24:
"Devletler uluslararası ilişkilerinde kuvvet tehdidi veya kullanımından kaçınmakla yükümlüdür. Bu, savaşın meşruiyetini düzenler. Ancak bir savaş başladıktan sonra uygulanacak kurallar Cenevre ve Lahey sözleşmeleridir. Sivillere yönelik saldırılar hem BM Şartı'na hem savaş hukukuna aykırıdır." der.
Söz konusu kurallar Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü'nde de savaş suçunu tanımlar. Üstelik şüpheli durumlarda siviller lehine yorum yapılır.
Peki buna rağmen Trump, İran'da bütün sivil altyapıyı vurursa, ya da vurduysa ona kim dur diyecek ya da hesap soracak?
Bu ahlaki ve hukuki erozyon ne zaman bitecek?
İşte orası muamma...
Yazarın diğer yazıları
İran'dan ABD'ye gözdağı: Daha büyük ders veririz
Kızını öldürdü, eski eşini yaraladı... Firari katil kıskıvrak yakalandı
Çağrı Bey'e Somali'de kritik görev! Tarihi sondaj için geri sayım başladı
Bitlis'te minibüsün devrilmesi sonucu 11 kişi yaralandı