ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Bir bayram daha buruk

İslam alemi bir bayrama daha buruk girdi.

ABD ve İsrail kaynaklı saldırıların, bombaların, restleşmelerin, insani krizlerin ve iç çekişmelerin gölgesindeyiz.

İsrail arife gününde bile Gazze'de katliamlar yapıyordu.

Hesapta ateşkes var ve insani yardımların bölgeye akması gerekiyor ama İsrail'in kural tanımazlığı nedeniyle Gazze'de hala insani kriz yaşanıyor.

Bayram öncesinde ağıllar boştu.

Kurbanlık hayvan da neredeyse yok.

Buna rağmen bir dirayet, geleceğe dair canlı tutulmaya çalışılan bir umut hep var.

İran savaşına gelince...

"Ramazan başlayana kadar saldırı olur mu olmaz mı?" diye konuşurken, Kurban Bayramı da savaşın gölgesinde geçiyor.

Anlaşmaya gerçekten çok mu yakınlar, yoksa karşılıklı askeri restleşmeler ve saldırılar mı tabloyu doğru gösteriyor, anlamak imkânsız.

Bir yandan ateşkesten bahsedilirken, diğer yanda Hürmüz Boğazı çevresinden patlama haberleri geliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşmanın neticeye ulaşmasına "bir kelime, bir cümledeki uzlaşmaya" kalacak kadar yaklaştıkları iddiasında. "Anlaşmak üzereyiz" mesajlarınıysa "Ana görüş ayrılıkları hala sürüyor" açıklamaları izliyor.

Hürmüz Boğazı'ndaki mesele "geçiş ücreti" yerine "isteğe bağlı hizmet bedeli" formülüyle çözülebilecek gibi.

Nükleer silah yapımında kullanılabilecek seviyedeki zenginleştirilmiş uranyumun imha edilmesi ise çözümsüz başlıklardan biri.

ABD bunu istiyor ama İran'a göre müzakere öncesi pazarlıklarda, metinde bu başlık yok.

Nükleer meselesi bir sonraki aşamada, yapılması muhtemel müzakerelerde gündeme gelecek.

Ancak tarafların tutumuna göre bunda bile bir formül bulunabilir.

Geçmişte olmuştu.

Net olarak tek bilinense, İsrail'in böyle bir anlaşmayı asla istemediği...

Hatta süreci sabote etmek için Lübnan'a saldırıları yoğunlaştırmaya başladı bile.

Çünkü İran anlaşma için sadece kendisine değil Lübnan, Irak ve Yemen gibi vekil güçlerinin bulunduğu yerlere de saldırıların durmasını istiyor.

Konuşurken ağızlarından kan damlayan İsrailli aşırı sağcılarsa daha fazla şiddet, daha fazla ölüm istiyor.

Netanyahu kapalı kapılar ardından Trump'ı etkilemekte zorlandığından şikâyet ederken, İtamar Ben-Gvir "Trump'ın masasına vur ve Lübnan'da savaşa geri döneceğimizi söyle" diyerek zorluyor.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, ABD Başkanı Trump yine coştu.

İran ile anlaşmayı İsrail'in güvenliğine bağlamak için kelimenin tam anlamıyla çılgınca bir şart ortaya attı.

Bu öyle bir şart ki, "Ben anlaşma istemiyorum" dese herhalde daha makul olurdu.

Trump Pazar günü pek çok talebinin yanında ne demişti biliyor musunuz?

Belki gelecekte bir gün İran'ın da İbrahim Anlaşmaları'na katılabileceğini ima etti.

İbrahim Anlaşmaları, İsrail'in Arap ülkeleri başta olmak üzere kavgalı olduğu ya da hiç diplomatik ilişkisi olmadığı ülkelerle normalleşmesini içeriyor.

2020'de bunu ilk imzalayan Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn olmuştu.

Trump bununla kalmadı.

Çılgınlık çıtasını daha da yükseğe taşıdı.

İbrahim Anlaşmaları'na başka ülkelerin de katılmasını istedi.

O ülkeler Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Türkiye, Mısır ve Ürdün.

İran'la barış imzalaması durumunda bu ülkelerin de İbrahim Anlaşmaları'nı imzalamasını şart koşmak gibi bir niyeti var.

Yani "Siz İsrail'le anlaşmazsanız ben de İran'la anlaşmam" diyor.

Bu yenilir yutulur bir şart değil.

İsrail Filistin topraklarının bu kadar büyük kısmını işgal etmiş ve işgalini genişletmeye çalışırken,

Gazze'de, Batı Şeria'da zulmü sürdürürken,

Mescid-i Aksa'da provokasyonsuz gün geçmezken bu nasıl olacak?

İsrail bildiğini okumaya devam edecek ama bütün coğrafya bunlara sessiz kalıp İsrail'le normal bir ilişki kuracak.

Bırakın bunun olmasını, talep etmek bile delilik.

Trump'ın İsrail için bölgeye böyle bir rest çekebilmesi, aslında Amerikan siyasetinde İsrail lobisinin ne kadar etkili ve güçlü olduğunu göstermesi bakımından da ibretlik.

Türkiye'nin tavrı zaten belli.

Böyle tehditler ve emrivakilere uzun zamandır boyun eğmedi, eğmez de.

Pakistan'dan gelen açıklama da gayet net.

Savunma Bakanı "Temel ideolojilerimizle çatışan ve sözüne bile güvenilmeyen İsraillilerle masaya oturmayız" diyor.

Suudi Arabistan, BM'nin çözüm vizyonunda yer aldığı gibi bağımsız Filistin Devleti'ne giden ve geri dönüşü olmayan bir yol haritası çizilmedikçe İsrail'le asla bir yakınlaşma olmayacağını zaten defalarca duyurdu.

Şu tabloya bakınca görünen net bir şey var.

Trump, nobranlığı ile pek çok isteğine ulaşmayı alışkanlık haline getirmiş olsa da bu son çağrısı, muhataplarının ciddiyetinin farkında olmadığını gösterdi. Dahası kendi eliyle Ortadoğu ve Körfez bölgesinde başka bloklaşmalara yol açıyor.

İran'a saldırdı, daha önce herkesin rahatça geçebildiği Hürmüz Boğazı'nı İran'ın tekeline kaptırdı.

Şimdi de başka baskılarla, başta İsrail olmak üzere risklere karşı, ABD gibi ülkelere güvenmek yerine kendi güvenliklerini sağlamak isteyen bir platform oluşmasına yol açıyor.

Bu platformda İslam dünyasının tek nükleer gücü Pakistan,

Körfez'in büyük ağabeyi Suudi Arabistan,

Eskiden beri kendi bağımsız politikasını sürdürerek ciddi bir yumuşak güç unsuru olmaya başlayan Katar

Ve hem siyasi hem askeri, hem de sanayi gücüyle Avrupa'dan Asya'nın içlerine, Afrika'dan Ortadoğu'nun derinliklerine kadar güç merkezi olarak ortaya çıkan Türkiye var.

Daha Mısır'ı konuşmuyoruz.

İsrail İran'da amacına ulaşır mı ulaşmaz mı bilinmez.

Bence ulaşamayacak.

Ancak ulaşsa da ulaşmasa da bundan sonrası için kendisine karşı daha büyük bir güç dengesinin oluşmakta olduğunun fazlasıyla farkında.

Ve bundan ziyadesiyle endişeli.

Bir gün korku ve ölüm saçarak güç devşirme politikasının ters teptiğini anladığında, onlar için çok geç olabilir.


Yazarın diğer yazıları