ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Çıkar çatışması

İsrail'in Lübnan'a ve Gazze'ye saldırıları yoğunlaştırıp olası ABD-İran uzlaşmasını sabote etmesi, bölgeyi yeniden kaosa sürükledi.

İran, özellikle Beyrut'un bombalanmasından sonra harekete geçti.

Olası uzlaşma için Lübnan'a saldırıların tamamen durmasını şart koşuyordu.

İsrail rahat durmayınca füzelerle karşılık verdi.

İsrail de aynı şekilde cevap verince tansiyon hızla yükseldi.

ABD Başkanı Trump'ın devreye girmesiyle bir gün sonra sular duruldu.

Ama pazar gecesi ve pazartesi gün boyunca yaşananlar bize pek çok şey anlattı.

İran şimdiye kadar reaktif savunma pozisyonuyla biliniyordu.

Hatta bu sebeple çok da eleştiriliyordu çünkü defalarca, belki de onlarca kez tehditler savurup hiçbir şey yapmamıştı.

Son krize kadar hep saldırıya uğradıktan sonra füzelerle cevap vermişti.

Hafta sonunda bunu değiştirdiğini gördük.

İlk kez kendi toprakları doğrudan saldırıya uğramadan eyleme geçti.

İran toprakları değil, Beyrut'ta Hizbullah noktaları vurulduğu için İsrail'e füze ve İHA saldırıları yaptı.

Bu, yeni dini lider Mücteba Hamaney döneminde önemli bir duruş değişikliğine işaret ediyor.

Artık daha agresif olduklarını gösteriyor.

Ayrıca kendilerine güvenin arttığının da işareti.

İkincisi Trump'ın Netanyahu'yu zaptetmekte artık iyice zorlandığını gördük.

Çünkü daha önceleri İsrail'in kendi iradesi dışında saldırmayacağını söylüyordu.

"Netanyahu ben ne dersem onu yapacak" diyordu.

Ama öyle olmadığına bir kez daha şahit olduk.

Trump, İsrail'in İran'a son saldırılarından son dakikada haberdar olmuştu.

Bu olaylardan çıkan bir veri daha var.

ABD Başkanının son günlerde yaptığı açıklamalar Tel Aviv yönetimini memnun etmiyor.

Zira İsrail, İran'a son saldırısında da ABD'nin destek vereceğini düşünmüştü.

Öyle olmadı.

Trump hem İsrail'e hem İran'a savaşı durdurma çağrısı yaptı.

İsrail basınına yansıyanlara bakarsak, ABD Başkanı son açıklamasıyla da Tel Aviv'i endişelendirmiş görünüyor.

Trump, İsrail-İran çatışmasının bölgesel bir savaşa dönüşmesi halinde Netanyahu'nun yalnız kalacağını söyledi.

Kendi anlattığına göre Netanyahu'ya "Çok dikkatli olmalısın. Aksi halde çok yakın zamanda İran karşısında tek başına kalabilirsin." demişti.

Trump İsrail'i tamamen dizginleyemiyor ama hala kısıtlama kapasitesine sahip.

İsrail ordusu onlarca savaş uçağıyla İran'a büyük bir saldırı dalgası başlatmak için tüm hazırlıkları yapmıştı.

Ordu sadece emir bekliyordu.

Ancak ABD Başkanı'nın devreye girmesiyle İsrail bu büyük saldırıyı son anda iptal etmiş.

Bunu da İsrail basınından okuduk.

Trump, müzakere sürecine ilişkin hala iyimser mesajlar veriyor.

Hatta iki hafta içinde bir uzlaşı çıkabileceğini tekrarladı.

Olur mu, olmaz mı göreceğiz.

Zira bu sözleri çok duyduk.

Trump savaşın başından beri tam 37 kez "anlaşma çok yakın" dedi.

O anlaşmanın olabilmesi için iki ülke arasında yoğun pazarlıklar sürüyor.

Ama anlaşmanın önündeki asıl kriz Washington ve Tahran arasında değil.

Washington ve Tel Aviv arasında.

ABD'de Kasım'da Kongre ara seçimleri var.

İsrail'de de 27 Ekim'e kadar genel seçim yapılması gerekiyor.

Hem Trump, hem Netanyahu'nun durumu pek de iyi değil.

İkisinin de siyasi gücünü ciddi oranda kaybetme riski var.

İşte mesele de tam olarak burada düğümleniyor.

Netanyahu İsrail'deki siyasi kariyerini kurtarmak için bu savaşın sürmesine ihtiyaç duyuyor.

Trump ise gücünü koruyabilmek için İran'dan acilen "zafer" olarak pazarlayabileceği bir barış anlaşması çıkarmak zorunda.

Üstelik Amerikan siyasetinde her alanda şok etkili olan Yahudi lobisi, işini çok zorlaştırıyor.

ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği, bir devlet politikası olarak elbette sona ermeyecek.

Ancak Trump'ın şahsi siyasi çıkarları, durumu İsrail için hayli rahatsız hale getirebilir.

Zaman ne gösterecek, göreceğiz.


Yazarın diğer yazıları