ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Kafkasların kaderi

Pazar günü gözümüz Ermenistan'da olacak.

Genel seçim var.

Hak sandıkta kararını verecek.

O karar sadece ülkenin iktidarını belirleyemeyecek.

Barış mı, krizler mi?

Refah mı yoksa gerçekçi olmayan bir inat uğruna geri kalmışlığa devam mı?

Bu soru cevabını bulacak.

Anketle Başbakan Paşinyan'ın zaferine işaret etse de, ülkedeki seçim sisteminin yapısı gereği durum tam da garanti değil.

Paşinyan ve lideri olduğu Sivil Sözleşme Partisi Avrupa ile ilişkileri geliştirme, Türkiye ile normalleşme, Azerbaycan ile resmi barışa ulaşma hedefini kovalıyor.

"Türkiye ve Azerbaycansız denge olmaz" diyor.

Nikol Paşinyan çok yoğun bir seçim kampanyası yürütüyor.

Mesajı çok net.

"Ermenistan'ın geleceği çatışmalarda değil, barış ve istikrarda" diyor.

İkinci Karabağ Savaşı'nı kaybettikten sonra yeniden seçilmeyi başarmış bir liderden bahsediyoruz.

Yani sokakta ülkenin artık eski çatışmacı politikaları geride bırakıp, refaha yol almasını isteyenler hayli fazla.

Bu da kabaca şu demek.

"Karabağ meselesini kapatalım. Azerbaycan'la barış imzalayalım. Türkiye ile ilişkilerimizi düzeltelim. Avrupa ile daha da yakınlaşalım. Hayat standartlarımız yükselsin" diyorlar.

Nikol Paşinyan, Karabağ meselesinin bir pranga olarak gelecek nesillere taşınmamasını gerektiğini söylüyor.

Geçmişte Karabağ'ın sözde Ermenistan olduğunu en ateşli savunanlardan biriydi.

Artık gerçekleri gördü.

Çok cesur adımlar attı ve sözler söyledi.

Bu fikrin 30 yıl boyunca Ermenistan halkını zehirlediğini anlatıyor.

"Ben o yoldan geçtim ve gördüm. Tüm samimiyetimle söylüyorum ki; bu çatışmayı, bu kanayan yarayı nesilden nesile aktarmaya hakkımız yok. Çocuklarımıza barışı miras bırakmalıyız. Bu meselenin peşinden mümkün olan her yolla gittim ve bunun bir ayartma olduğunu gördüm, bunun bir tuzak olduğunu gördüm." diyor.

Ülkesinin ve kendisinin içinde bulunduğu siyasi koşullarda bunları söylemek için gerçekten "yürek yemek" lazım.

Ama ülkesinin iyiliği için birinin kendini ateşe atıp gerçekleri anlatmaya başlaması gerektiğinin de farkında.

Paşinyan Karabağ klanı, kilise ve Ermeni diasporasıyla adeta göğüs göğüse savaşıyor.

Ve nefret zihniyetiyle kendilerine yaşam alanı bulan bu üç cepheye karşı şimdiye kadar kendini ezdirmedi.

Çünkü halk arasındaki gerçekten de ülkenin iyiliğini isteyen büyük kesimin nabzını tutabildiğini düşünüyor.

İşte bu nedenle "Karabağ zaten bizim toprağımız değildi" diyebiliyor.

"Ağrı Dağı'nın devlet armamızda ne işi var? Orası Türkiye" diye çıkışabiliyor.

"Ermeni soykırımı Sovyetlerin uydurması" diye konuşabiliyor.

Tabii bu politikanın başka önemli etkileri de var.

Rusya bu durumda hiç mi hiç memnun değil.

Haliyle bu seçimler de de ciddi bir Rus etkisi olacak.

Bu seçim bir yanıyla da Rusya-Batı düellosu olacak.

Ülkede iki buçuk milyon seçmen var.

Parlamentodaki 107 sandalye için 18 parti ve ittifak yarışacak.

Paşinyan'ın rakipleri arasında ikisi öne çıkıyor.

Bunlardan biri, eski Cumhurbaşkanı ve ana muhalefet lideri Robert Koçaryan.

Koçaryan, Karabağ klanının en önde gelen isimlerinden.

Zaten Karabağ doğumlu.

Paşinyan'ı, Rusya ile ilişkileri bozmakla suçluyor.

Moskova ile daha sıkı ilişkilerden yana.

Karabağ'daki hak iddiasından vazgeçmek yerine bunu sürdürmeyi istiyor.

Rusya, ABD, Çin ve Fransa'nın güvence altına alacağı bir "garantili barış" modelini savunuyor.

Paşinyan ise "Bu meseleyi kalıcı olarak kapatırız. Yeter ki bizi bize bıraksınlar" görüşünde.

İkinci önemli rakipse Rusya kökenli Ermeni milyarder Samvel Karapetyan.

Karapetyan ev hapsinde.

Paşinyan ve kilise arasında yaşanan, hatta darbe girişiminin önlenmesine kadar varan gerilimde, Karapeytan da yer alıyordu.

Zaten ev hapsinin sebebi de darbe çağrıları yapması.

Diyelim de bir şekilde seçimi kazandı ve başbakan adayı yapıldı.

Rusya ve Güney Kıbrıs vatandaşlığına sahip.

Bu nedenle Ermenistan Anayasası'na göre milletvekili olamaz.

Göreve gelmesi mümkün değil ama aynı zihniyette birini o koltuğa oturtmayı başaracak kadar kudretli.

Tabii hem Koçaryan'ın hem Karapetyan'ın Rusya'nın çok yoğun siyasi ve maddi desteğine sahip olduğunu not etmek gerek.

Tabloyu biraz daha netleştirelim.

Son anketlere Paşinyan'ın oy seviyesi yüzde 45.

Karapetyan'ın yüzde 13, Koçaryan'ın yüzde 9 oyu görünüyor.

Ancak Paşinyan'ın güçlü görünen oy oranı tek başına hükümet kurmaya yetmeyebilir.

Mecliste tek başına çoğunluğu sağlayamazsa, başbakanın belirlenmesinde uzlaşı olmayabilir.

O zaman ikinci tur gündeme gelecektir.

Paşinyan'ın karşısındaki muhalif cephe ortak hareket edip denklemi değiştirmeye kalkarsa işler karışır.

Diğer taraftan Paşinyan umduğu gibi bu seçimi kazanırsa, Azerbaycan ile barış anlaşmasını nihayete erdirmek için önündeki en büyük engeli aşmış olacak.

Ondan sonra sıra çok önemli diğer adıma gelecek.

2027'de anayasa referandumu gerekecek.

O referandumla, Azerbaycan toprakları üzerindeki hak iddiaları anayasadan çıkarılacak.

Aslında 2015'te revize edilen mevcut anayasada Azerbaycan toprakları üzerinde hak iddiasına dair madde yok.

Ancak anayasanın önsözündeki ifadeler hala sorunlu.

Aynen şöyle yazıyor.

"Ermeni Halkı, Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi'nde yer alan Ermeni devletinin temel ilkelerini ve pan-ulusal isteklerini esas kabul ederek, özgürlüğü seven atalarının kutsal emrini yerine getirerek egemen devleti yeniden kurmaya karar verdiğinden, vatanın güçlenmesine ve refahına adanmış, nesillerin özgürlüğünü, genel refahı ve yurttaş dayanışmasını sağlamak amacıyla ve evrensel değerlere bağlılığını teyit ederek Ermenistan Cumhuriyeti Anayasası'nı kabul eder."

Promlemli kısım, 1990'da ilan edilen o "Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi" vurgusu.

Çünkü o bildirge, 1 Aralık 1989'da "Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Konseyi ile sözde Dağlık Karabağ Ulusal Konseyi'nin yeniden birleşme kararına" atıf yapıyor.

Bu ifade anayasadan çıkarıldığında, Azerbaycan'ın kalıcı ve resmi barış için talep ettiği son engel de ortadan kalkacak.

Ondan sonra Güney Kafkasya'da bambaşka bir atmosfer oluşacak.

Ve bundan en çok da Ermenistan kazançlı çıkacak.

Türkiye ise kendisiyle Orta Asya arasındaki sorunlu bir coğrafyadan, iş birliğine can atan bir ülkeye dönüşen komşuya sahip olacak.

Ama önce halkın pazar günü barıştan yana güçlü şekilde tavrını koyup bu yolu açması gerekli.


Yazarın diğer yazıları