Kıssadan hisse
Önce şöyle bir genel tabloya bakalım...
Savaş öncesinde İran'ın güç gösterisi daha sınırlıydı.
Şimdi ise bölgedeki ABD müttefiklerini hedef alıyor ve durma belirtisi göstermiyor.
Savaştan önce İran petrolüne yaptırımlar uygulanıyordu.
Şimdi ABD, İran'ın petrol satışlarına yönelik ambargoları kısmen hafifletti.
İran denizdeki 140 milyon varil petrolünü satabilecek.
Üstelik ABD'li şirketler bile alabilecek.
Savaş öncesinde İran, Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmiyordu.
Şimdi ise pratikte boğaza erişimi şekillendiriyor.
ABD, İsrail ve onları destekleyen ülkelerin geçmesine neredeyse izin vermiyor.
Geçişlerine müsaade ettiklerinden 2 milyon dolar karşılığı Çin yuanı alıyor.
Hindistan ve Japonya gibi ABD ortakları ise gemilerinin geçişi için Tahran'ın onayını arıyor ve alıyor.
Bu İran'ın uluslararası arenada yerini güçlendirmesi için gerçek bir siyasi kaldıraç.
Savaş öncesinde rejim değişikliği hala konuşuluyordu.
Şimdi ise ABD yönetiminin içinden gelen haberler bile bunun yakın olmadığını gösteriyor.
Savaş öncesinde akaryakıt fiyatları çok daha düşüktü.
Günümüzde ise durum belli.
İran her geçen gün daha da fazla zarar görüyor.
Ama zarar gördükçe İsrail'e, bölgedeki ABD varlıklarına ve Amerikan askeri unsurlarına ev sahipliği yapan Körfez ülkelerine ağır hasarlar veriyor.
Körfez ülkelerinin sadece sekteye uğrayan petrol ihracatından kaybı 50 milyar doları aştı.
Sonuçta tüm dünya ekonomisi ile Körfez ülkelerinin bel bağladıkları enerji dışındaki turizm ve bilişim gibi diğer yan sektörler de büyük darbeler alıyor.
Üstelik şu aşamada bu sarmalın sonu yok.
Sözün özü, bu savaşı sona erdiren iki tarafın da askeri güçleri olmayacak.
Sonuca yine diplomasiyle ulaşılabilecek gibi görünüyor.
Gelen son haberler de bu yönde küçük de olsa bir umut ışığı doğma ihtimalini ortaya çıkardı.
Türkiye, Mısır ve Pakistan'ın ABD ve İran arasında arabuluculuk yaptığını okuduk.
Girişimlerin sonuç vermesi herkesin en büyük arzusu.
Anlaşılan o ki ABD Başkanı Trump da içine düştüğü bataklıktan çıkmanın yollarını aramaya başlamış.
Dahası, savaşın gidişatının iyi olmadığını düşünüyor olmalı ki, kameralar önünde suçu Savunma bakanı Pete Hegseth'e atmaya başladı bile.
"Sen 'Vuralım' dedin." diye konuşuyor.
Bir yandan bölgeye deniz piyadeleri sevki sürerken, "Hark adası işgal mi edilecek?" sorusu cevabını arıyor.
Diğer yandan Trump, şartlar karşılanırsa ateşkese hazır olduğunu söylüyor.
O şartların Tahran'da kabul görüp görmeyeceği elbette meçhul.
Zaten onlar da ağırdan alıyor.
"ABD ile görüşmüyoruz" diyorlar.
Ancak İran Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, arabulucu ülkeler üzerinden kendilerine ABD'nin bazı önerilerinin sunulduğunu ve incelediklerin kabul etti.
Tabii Trump'ın İran'ı daha önce iki kez müzakere masasında vurduğunu asla unutmamak lazım.
Yani müzakereden bahsederken aslında daha büyük bir saldırıya ya da kara işgaline hazırlanıyor olması kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken bir ihtimal.
Müzakere olur mu, ateşkes sağlanır mı ve nihayetinde nükleer kriz bir şekilde uzlaşmayla aşılır mı göreceğiz.
Mesele ABD ve İran arasında sulh yoluna girse bile İsrail buna uyar mı yoksa saldırılara devam mı eder, o da ayrı bir tartışma konusu.
Ancak bu yaşananlar dünyanın durumdan çok başka bir ders çıkarmasını sağlamış olabilir.
Bana öyle geliyor ki "kıssadan hisse" şu olacak.
Dünya, yakın dönemde Ukrayna savaşından sonra İran savaşıyla şunu ikinci kez gördü.
Fosil yakıtlar artık çok da güvenli değil.
Herhangi bir sıkıntı kaynaklı arz kesilmesinin bedeli büyük oluyor.
Enerji bağımsızlığı için kendi petrol ve doğalgazınızı çıkarmak çok daha kıymetli olacak.
Ayrıca yenilenebilir enerji dönüşümü konusunda çok daha seri adımlar görülebilir.
Yeşil enerji için, hidrokarbon kaynaklarında olduğu gibi dünyanın belli başlı bölgelerine muhtaç da değilsiniz.
Güneş ve rüzgar dünyanın her yerinde var.
Ama Pek çok ülke için bunlar tek başına yeterli olmayabilir.
İşte o zaman da nükleer enerji çok daha stratejik ve önemli hale geliyor.
Savaş öncesinde İran'ın güç gösterisi daha sınırlıydı.
Şimdi ise bölgedeki ABD müttefiklerini hedef alıyor ve durma belirtisi göstermiyor.
Savaştan önce İran petrolüne yaptırımlar uygulanıyordu.
Şimdi ABD, İran'ın petrol satışlarına yönelik ambargoları kısmen hafifletti.
İran denizdeki 140 milyon varil petrolünü satabilecek.
Üstelik ABD'li şirketler bile alabilecek.
Savaş öncesinde İran, Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmiyordu.
Şimdi ise pratikte boğaza erişimi şekillendiriyor.
ABD, İsrail ve onları destekleyen ülkelerin geçmesine neredeyse izin vermiyor.
Geçişlerine müsaade ettiklerinden 2 milyon dolar karşılığı Çin yuanı alıyor.
Hindistan ve Japonya gibi ABD ortakları ise gemilerinin geçişi için Tahran'ın onayını arıyor ve alıyor.
Bu İran'ın uluslararası arenada yerini güçlendirmesi için gerçek bir siyasi kaldıraç.
Savaş öncesinde rejim değişikliği hala konuşuluyordu.
Şimdi ise ABD yönetiminin içinden gelen haberler bile bunun yakın olmadığını gösteriyor.
Savaş öncesinde akaryakıt fiyatları çok daha düşüktü.
Günümüzde ise durum belli.
İran her geçen gün daha da fazla zarar görüyor.
Ama zarar gördükçe İsrail'e, bölgedeki ABD varlıklarına ve Amerikan askeri unsurlarına ev sahipliği yapan Körfez ülkelerine ağır hasarlar veriyor.
Körfez ülkelerinin sadece sekteye uğrayan petrol ihracatından kaybı 50 milyar doları aştı.
Sonuçta tüm dünya ekonomisi ile Körfez ülkelerinin bel bağladıkları enerji dışındaki turizm ve bilişim gibi diğer yan sektörler de büyük darbeler alıyor.
Üstelik şu aşamada bu sarmalın sonu yok.
Sözün özü, bu savaşı sona erdiren iki tarafın da askeri güçleri olmayacak.
Sonuca yine diplomasiyle ulaşılabilecek gibi görünüyor.
Gelen son haberler de bu yönde küçük de olsa bir umut ışığı doğma ihtimalini ortaya çıkardı.
Türkiye, Mısır ve Pakistan'ın ABD ve İran arasında arabuluculuk yaptığını okuduk.
Girişimlerin sonuç vermesi herkesin en büyük arzusu.
Anlaşılan o ki ABD Başkanı Trump da içine düştüğü bataklıktan çıkmanın yollarını aramaya başlamış.
Dahası, savaşın gidişatının iyi olmadığını düşünüyor olmalı ki, kameralar önünde suçu Savunma bakanı Pete Hegseth'e atmaya başladı bile.
"Sen 'Vuralım' dedin." diye konuşuyor.
Bir yandan bölgeye deniz piyadeleri sevki sürerken, "Hark adası işgal mi edilecek?" sorusu cevabını arıyor.
Diğer yandan Trump, şartlar karşılanırsa ateşkese hazır olduğunu söylüyor.
O şartların Tahran'da kabul görüp görmeyeceği elbette meçhul.
Zaten onlar da ağırdan alıyor.
"ABD ile görüşmüyoruz" diyorlar.
Ancak İran Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, arabulucu ülkeler üzerinden kendilerine ABD'nin bazı önerilerinin sunulduğunu ve incelediklerin kabul etti.
Tabii Trump'ın İran'ı daha önce iki kez müzakere masasında vurduğunu asla unutmamak lazım.
Yani müzakereden bahsederken aslında daha büyük bir saldırıya ya da kara işgaline hazırlanıyor olması kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken bir ihtimal.
Müzakere olur mu, ateşkes sağlanır mı ve nihayetinde nükleer kriz bir şekilde uzlaşmayla aşılır mı göreceğiz.
Mesele ABD ve İran arasında sulh yoluna girse bile İsrail buna uyar mı yoksa saldırılara devam mı eder, o da ayrı bir tartışma konusu.
Ancak bu yaşananlar dünyanın durumdan çok başka bir ders çıkarmasını sağlamış olabilir.
Bana öyle geliyor ki "kıssadan hisse" şu olacak.
Dünya, yakın dönemde Ukrayna savaşından sonra İran savaşıyla şunu ikinci kez gördü.
Fosil yakıtlar artık çok da güvenli değil.
Herhangi bir sıkıntı kaynaklı arz kesilmesinin bedeli büyük oluyor.
Enerji bağımsızlığı için kendi petrol ve doğalgazınızı çıkarmak çok daha kıymetli olacak.
Ayrıca yenilenebilir enerji dönüşümü konusunda çok daha seri adımlar görülebilir.
Yeşil enerji için, hidrokarbon kaynaklarında olduğu gibi dünyanın belli başlı bölgelerine muhtaç da değilsiniz.
Güneş ve rüzgar dünyanın her yerinde var.
Ama Pek çok ülke için bunlar tek başına yeterli olmayabilir.
İşte o zaman da nükleer enerji çok daha stratejik ve önemli hale geliyor.
Yazarın diğer yazıları
Üsküdar'da işçilerin kaldığı konteynerde çıkan yangın söndürüldü
Köprüden atlayan kadın fenomen çıktı
Hakikati aradı, İslam'ı seçti... Türkiye'ye gelen Rus mühendis müslüman oldu
Eski ajandan çarpıcı itiraf: ABD inisiyatifi kaybetti, üstünlük İran'da