ANASAYFA
RAMAZAN
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


“Yorum yok” bile yok

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, iki gün önce bir haber kanalına konuk oldu.

Her mesajı önemliydi ama programın bir kısmı vardı ki, asıl önemli olan bence orasıydı.

Geçen diyalog (aslında monolog) aynen şöyle:

Sunucu: Türkiye'nin nükleer silaha sahip olması gerekir mi?

Fidan sessiz kalıyor.

Sunucu: No comment (yorum yok) diyebilirsiniz.

Fidan yine sessiz kalıyor. Sadece sunucuyla birlikte gülümsüyor.

Sunucu: Peki, geçiyorum.

O "susma anı" o kadar çok şey anlatıyor ki...

Bunu "Türkiye'nin nükleer silahı var" çıkarımı yapma manasında söylemiyorum.

Resmen olmasa da farklı yollardan farklı bağlantılar kurulmuş olabilir, ya da olmayabilir.

Benim dikkat çekmek istediğim bu değil.

Böylesine stratejik bir meselede devlet açıklama yapmadıkça konunun üzerine düşmemek gerektiğini düşünenlerdenim.

Nükleer silaha sahip olmak ya da olmamak, olmayı istemek ya da istememek başka bir tartışma konusu olabilir.

Benim burada dikkat çekmek istediğimse, stratejik vizyon ve politik duruş...

Şöyle bir genel duruma bakalım mesela...

Yanı başımızda Ortadoğu'da kaos ve kanın bitmesini istemeyip bundan beslenen, Gazze'de soykırım yapan, bölgede birçok ülkeye saldıran bir İsrail var.

Nükleer silaha sahip olup olmama konusunda resmi belirsizlik politikası uyguluyorlar.

Ne reddediyorlar, ne kabul ediyorlar.

Ancak Gazze'deki soykırım sırasında bazı bakanların radyo programında ağzından kaçırmasıyla ilk teyidi alınmış olmuştu.

O açıklamalar İsrail hükümetinde de Amerikan Kongresi'nde de depreme yol açmıştı.

Herkes şaşırmıştı.

Aynı İsrail, bölgede hiçbir ülkenin nükleer silaha ya da bunu elde edebilecek teknolojik eşiğe ulaşmasını istemiyor.

Son günlerdeki İran meselesinin de arkasında tam olarak bu var.

Biz zamanlar, yani Şah döneminde İran'a ABD tarafından verilen nükleer teknoloji, günümüzde ABD tarafından İsrail'in de kışkırtmasıyla sonlandırılmaya çalışılıyor.

İran'ın "Nükleer silah elde etmeye çalışmıyoruz" söylemlerinin batı dünyasında güvenilir bulunmadığını görüyoruz.

Belki de böyle düşünmekte haklılar.

Aynı şekilde İran'ın da batıdan gelen talepleri karşılama konusunda muhataplarına güvenmediğini görüyoruz ki bu konuda da onlar sonuna kadar haklı.

Şimdi çerçeveyi biraz daha genişletelim.

Nükleer silah deyince başı çeken iki ülke ABD ve Rusya.

Farklı kaynaklarda farklı bilgiler olsa da Rusya'nın 5500'den, ABD'nin 5000'den fazla nükleer silaha sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Dünyadaki nükleer silah sayısı 12.500'ün biraz üzerinde.

10.500'den fazlası sadece ABD ve Rusya'nın elinde.

Birbirlerine karşı en büyük caydırıcılıkları da buradan geliyor.

Farklı coğrafyalarda farklı vekiller üzerinden mücadele etseler de doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçınıyorlar.

Bu iki ülke arasında New START denilen bir anlaşma vardı.

Nükleer başlık sayısını 1.550 ile sınırlıyordu.

Gerçi nükleer silah yıkıcı ki ülkenin elinde 3 tane ya da 6.tane 000 olması arasında pek bir fark yok.

Yine de o anlaşma ABD ve Rusya'nın birbirlerine karşı itidalli davranma konusunda önemli bir tutumu simgeliyordu.

O anlaşma sona erdi.

Nükleer fren resmen ortadan kalktı.

Taraflar anlaşma şartlarına gayri resmi olarak 6 ay daha uyacak.

Bu sürede diplomasiye alan açılacak ama durum pek parlak değil.

ABD Başkan o anlaşmanın uzatılmasını istemiyor.

Yeni bir anlaşma talep ediyor.

Ve içinde Çin'de bulunsun diyor.

Çin, sessiz sedasız nükleer silah kapasitesini artıran bir ülke.

Çok geriden gelseler de hayli yol aldılar.

600 başlığa ulaştılar.

Birkaç yıl içinde 1.000 başlığa çıkacaklar.

Yani Trump güç dengesindeki bu önemli değişimin farkında.

Çin ise haliyle böyle bağlayıcı bir anlaşmanın içinde olmaya yanaşmıyor.

O nedenle nükleer sınırlama konusunda gelecek belirsiz.

Sözün özü dengeler değişiyor, yeni denklemler kuruluyor.

Dünyanın geleceği belirsizlik içinde.

Kurulan bu yeni dünyada nükleer silahlar her zaman önemli bir caydırıcılık ve kuvvet çarpanı olarak durmaya devam edecek.

Geçmişte bu teknolojiye büyük fedakârlıklarla ulaşan ve günümüzde bir şekilde faydasını daha küçük ülkeler de oldu.

Örneğin, İslam dünyasında nükleer silaha sahip olan tek ülke olan Pakistan...

Zamanın Pakistan Başbakanı Zülfikar Ali Butto, 1971'de "Ot yemek zorunda bile kalsak bir atom bombası yapacağız. Başka yolu yok" demişti.

Ve o nükleer silah sayesinde, kendisinden her açıdan kat kat üstün olan Hindistan'la güç asimetrisini dengelemişti.

Hala pek çok Pakistanlı uzmana göre ülkenin Hindistan tehdidi karşısında ayakta kalması, o çabaların sonucu.

Türkiye ve Pakistan'ın kardeş ülkeler olduğunu hatırlatmak lazım ki, hakan Fidan'ın o susması özellikle İran, İsrail ve Yunanistan'da akıllara ilk Pakistan'ı getirmiş görünüyor.

Dünya böyle bir cendereden ve dönüşümden geçerken, Türkiye de etki gücünü artırarak bölgede ve küresel alanda daha fazla söz sahibi oluyor.

Bunu hem sanayisi, hem beyinleri, hem ordusu, hem diplomasisiyle yapıyor.

Krizler her zaman önemli fırsatlar da doğurur.

Türkiye son dönemde hem kendisinin de muhatabı olduğu krizlerle, hem arabulucu olarak yer aldıklarıyla önemli fırsatlara da erişti.

Türkiye zaten Türkiye'den büyüktür.

Görünen o ki şartlar daha da büyümesi için olgunlaşıyor.

İşte böyle bir atmosferde, Hakan Fidan'ın o "susuşu" bence çok geleceğe dair çok önemli bir stratejik vizyon ve politik mesajlar içeriyor.

Dediğim gibi buradan kastım nükleer silah sahibi olmak ya da elde etme arzusunu ifade etmek değil.

Ancak sizinle mücadele eden cephelerde şüphe uyandırma konusunda çok etkili olduğu kesin.

Bunu anlamak için İsrail basınına bakmak yeterli.

Mesela Hayom gazetesi, "Sadece gülümsemesi bile alında gereken yerlere ulaşması gereken mesajı verdi" dedi.

Ya da Yunanistan'dan Europost...

"Fidan, Ankara'nın nükleer silah edinmeyi planlayıp planlamadığı veya edinmesi gerekip gerekmediği sorusuna uzun süren sessizlikten sonra cevap vermemeyi tercih ederek akıllarda soru işareti bıraktı" diye yazdı.

Özetle stratejik bir güç olgunlaşıyor.

Rakip ülkelerin gözünde "Ankara hiçbir kapıyı kapatmıyor" imajı var.

Bu da küresel sahnede Türkiye için yeni bir imaj perdesinin açılması demek.


Yazarın diğer yazıları