Nükleer: Gözden kaçmasın
İran, Suriye, Gazze, Grönland, Venezuela derken pek de gündeme gelmeyen çok önemli bir mesele bu...
Nükleer konusunda bazı iyi, bazı kötü haberlerim var.
Nükleer malzemeler öyle bir mesele ki hem çok faydalı, hem çok tehlikeli olabilir.
Doğru kullanırsanız hastalıklara çare arayışında en önemli yardımcılardan biri olabiliyor.
Zenginleştirdiğinizde müthiş bir enerji kaynağı olur.
Atık yönetimi oldukça hassastır ve günümüzde bu yönde de ciddi ilerlemeler var.
Öyle ki Avrupa Birliği artık nükleer enerjiyi "yeşil enerji" sınıfında kabul ediyor.
Daha da güçlendirip silaha dönüştürüldüğünde müthiş bir caydırıcılık sağladığı gibi, insanlığın yok olması ihtimalinin sorumluluğunu avuçlarınıza bırakan korkunç bir tehlike haline de gelebilir.
Enerji kısmına sonra değineceğim.
Önce nükleer silahlarla başlayalım.
İlk olarak iyi haber...
Nükleer silahlar caydırıcılık açısından kritik öneme sahip.
Daha öncekiler gibi bir 3. Dünya Savaşı'nın henüz çıkmamasının nedeni de bu.
Büyük güçler arasında bir anlaşmazlık çıktığında nükleer caydırıcılık devreye giriyor.
Zira bu silahların kullanımı bir nevi aslında yok oluş anlamına geliyor
Ancak az önce dediğim gibi iyi bir haber var.
Dünya, 1945'ten bu yana nükleer patlama görmediği en uzun dönemi yaşıyor.
Bunu Duyarlı Bilim İnsanları Birliği'nin açıklamasıyla öğrendik.
Sın nükleer silah denemesi 3 Eylül 2017'de Kuzey Kore'den gelmişti.
O günden bu yana, yani tam 8 yıl 4 ay 12 gündür yerkürede nükleer s,lah testi yapılmadı.
Bu, soğuk savaş döneminde bile görülmemiş bir sessizlik.
Kötü habere gelince...
Kötü haber şu ki, bu rekor pamuk ipliğine bağlı.
ABD ve Rusya'nın nükleer başlıklarını sınırlayan "New START" anlaşması 5 Şubat 2026'da sona eriyor.
ABD Başkanı Trump "Süresi dolarsa dolar, daha iyisini yaparız" diyerek anlaşmanın yenilenmeyebileceğinin sinyalini vermişti.
Bu fren mekanizması kalkarsa, iki ülkenin de haftalar içinde yüzlerce nükleer başlığı fırlatmaya hazır hale getirmesinin önünde engel kalmayacak.
Verilerse korkutucu.
Rusya 4 bin 300, ABD ise 3 bin 700 nükleer başlıkla dünya cephaneliğinin yüzde 90'ına sahip.
Aslında geçmişte göre devir değişti.
Bilim insanları, "kritik altı" denilen laboratuvar testleriyle teknolojinin zaten geliştirilebildiğini, tam ölçekli patlamalara dönmenin "akıl dışı" olduğunu vurguluyor.
Ancak işin içine küresel mücadeleler ve caydırıcılık siyaseti girince ülkeler laboratuvarla yetinmeyebilir.
Meselenin bir de enerji boyutu var.
Önce küresel Kovid-19 salgını, sonrasında art arda yaşanan krizler, savaşlar, restleşmeler, ambargolar gördük.
Enerji günümüzde belki de son yıllarda hiç olmadığı kadar önemli.
Pek çok ülke nükleer enerjiye yatırım yaparken, son yıllarda nükleerden çıkış sürecine giren pek çok Avrupa ülkesi için de durum çoktan tersine döndü.
İhtiyacı karşılamak için nükleere dönüş var.
Bunu ben demiyorum.
Uluslararası Atom Enerjisi başkanı Fatih Birol söylüyor.
Üstelik sadece Avrupa'da değil, dünya genelinde nükleer enerjiye yönelim hızlandı.
Geçmişte santralleri kapan ülkelerse bundan pişmanlık duymaya başladı.
Onlardan biri Almanya.
Başbakan Friedrich Merz, ülkesinde yaptığı bir konuşmada tam da buna değindi.
Nükleer enerjiden vazgeçmeyi "ciddi bir stratejik hata" diye niteledi.
Eski başbakanların nükleerden uzaklaşma konusundaki enerji politikalarına sert tepki gösterdi.
Dünyanın en maliyetli enerji geçişini oluşturduklarını söyledi.
Merz, "Eğer bunu yapacaksanız, en azından üç yıl önce Almanya'daki son nükleer santralleri elektrik şebekesinde tutmalıydınız ki aynı elektrik üretim kapasitesine sahip olabilelim. Enerji üretim kapasitesi yetersiz." diye konuştu.
Nükleer enerjiden çıkma kararının ayrıca uzun vadeli stratejik sonuçları da olacağını söylüyor.
Merz, Almanya'nın nükleer kapasitesini koruması gerektiğini savunuyor.
Fakat kalıcı olarak kapatılan reaktörlerin yeniden çalıştırılması genel olarak mümkün görülmüyor.
Çünkü santrallerin yakıtları tamamen boşaltıldı ve kısmen söküldüler.
Almanya, Avrupa'nın en büyük ekonomisi.
Nükleer enerjiden çıkmanın bedelini öderken, kıtanın ikinci büyük ekonomisi Fransa hala enerjisinin yüzde 70'ini nükleerden karşılıyor.
Bu örnek, diğer Avrupa ülkelerinin de nükleer enerjiye büyük bir dönüş yapmasına yol açtı.
İşte tam bu noktada, Türkiye'nin nükleer enerji için attığı adımın önemi ve zamanlaması da ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor.
Akkuyu nükleer santralinde, birinci reaktörde hazırlıklar yüzde 95 oranında tamamlandı.
İlk nükleer reaktörün bu yıl içinde devreye alınması planlanıyor.
Onu diğerleri izleyecek.
Zaman içinde başka nükleer santraller de kurulması hedefleniyor.
Doğru zamanda atılan doğru adım, gelecekte bu ülkeyi farklı bir boyuta taşıyacak.
Nükleer konusunda bazı iyi, bazı kötü haberlerim var.
Nükleer malzemeler öyle bir mesele ki hem çok faydalı, hem çok tehlikeli olabilir.
Doğru kullanırsanız hastalıklara çare arayışında en önemli yardımcılardan biri olabiliyor.
Zenginleştirdiğinizde müthiş bir enerji kaynağı olur.
Atık yönetimi oldukça hassastır ve günümüzde bu yönde de ciddi ilerlemeler var.
Öyle ki Avrupa Birliği artık nükleer enerjiyi "yeşil enerji" sınıfında kabul ediyor.
Daha da güçlendirip silaha dönüştürüldüğünde müthiş bir caydırıcılık sağladığı gibi, insanlığın yok olması ihtimalinin sorumluluğunu avuçlarınıza bırakan korkunç bir tehlike haline de gelebilir.
Enerji kısmına sonra değineceğim.
Önce nükleer silahlarla başlayalım.
İlk olarak iyi haber...
Nükleer silahlar caydırıcılık açısından kritik öneme sahip.
Daha öncekiler gibi bir 3. Dünya Savaşı'nın henüz çıkmamasının nedeni de bu.
Büyük güçler arasında bir anlaşmazlık çıktığında nükleer caydırıcılık devreye giriyor.
Zira bu silahların kullanımı bir nevi aslında yok oluş anlamına geliyor
Ancak az önce dediğim gibi iyi bir haber var.
Dünya, 1945'ten bu yana nükleer patlama görmediği en uzun dönemi yaşıyor.
Bunu Duyarlı Bilim İnsanları Birliği'nin açıklamasıyla öğrendik.
Sın nükleer silah denemesi 3 Eylül 2017'de Kuzey Kore'den gelmişti.
O günden bu yana, yani tam 8 yıl 4 ay 12 gündür yerkürede nükleer s,lah testi yapılmadı.
Bu, soğuk savaş döneminde bile görülmemiş bir sessizlik.
Kötü habere gelince...
Kötü haber şu ki, bu rekor pamuk ipliğine bağlı.
ABD ve Rusya'nın nükleer başlıklarını sınırlayan "New START" anlaşması 5 Şubat 2026'da sona eriyor.
ABD Başkanı Trump "Süresi dolarsa dolar, daha iyisini yaparız" diyerek anlaşmanın yenilenmeyebileceğinin sinyalini vermişti.
Bu fren mekanizması kalkarsa, iki ülkenin de haftalar içinde yüzlerce nükleer başlığı fırlatmaya hazır hale getirmesinin önünde engel kalmayacak.
Verilerse korkutucu.
Rusya 4 bin 300, ABD ise 3 bin 700 nükleer başlıkla dünya cephaneliğinin yüzde 90'ına sahip.
Aslında geçmişte göre devir değişti.
Bilim insanları, "kritik altı" denilen laboratuvar testleriyle teknolojinin zaten geliştirilebildiğini, tam ölçekli patlamalara dönmenin "akıl dışı" olduğunu vurguluyor.
Ancak işin içine küresel mücadeleler ve caydırıcılık siyaseti girince ülkeler laboratuvarla yetinmeyebilir.
Meselenin bir de enerji boyutu var.
Önce küresel Kovid-19 salgını, sonrasında art arda yaşanan krizler, savaşlar, restleşmeler, ambargolar gördük.
Enerji günümüzde belki de son yıllarda hiç olmadığı kadar önemli.
Pek çok ülke nükleer enerjiye yatırım yaparken, son yıllarda nükleerden çıkış sürecine giren pek çok Avrupa ülkesi için de durum çoktan tersine döndü.
İhtiyacı karşılamak için nükleere dönüş var.
Bunu ben demiyorum.
Uluslararası Atom Enerjisi başkanı Fatih Birol söylüyor.
Üstelik sadece Avrupa'da değil, dünya genelinde nükleer enerjiye yönelim hızlandı.
Geçmişte santralleri kapan ülkelerse bundan pişmanlık duymaya başladı.
Onlardan biri Almanya.
Başbakan Friedrich Merz, ülkesinde yaptığı bir konuşmada tam da buna değindi.
Nükleer enerjiden vazgeçmeyi "ciddi bir stratejik hata" diye niteledi.
Eski başbakanların nükleerden uzaklaşma konusundaki enerji politikalarına sert tepki gösterdi.
Dünyanın en maliyetli enerji geçişini oluşturduklarını söyledi.
Merz, "Eğer bunu yapacaksanız, en azından üç yıl önce Almanya'daki son nükleer santralleri elektrik şebekesinde tutmalıydınız ki aynı elektrik üretim kapasitesine sahip olabilelim. Enerji üretim kapasitesi yetersiz." diye konuştu.
Nükleer enerjiden çıkma kararının ayrıca uzun vadeli stratejik sonuçları da olacağını söylüyor.
Merz, Almanya'nın nükleer kapasitesini koruması gerektiğini savunuyor.
Fakat kalıcı olarak kapatılan reaktörlerin yeniden çalıştırılması genel olarak mümkün görülmüyor.
Çünkü santrallerin yakıtları tamamen boşaltıldı ve kısmen söküldüler.
Almanya, Avrupa'nın en büyük ekonomisi.
Nükleer enerjiden çıkmanın bedelini öderken, kıtanın ikinci büyük ekonomisi Fransa hala enerjisinin yüzde 70'ini nükleerden karşılıyor.
Bu örnek, diğer Avrupa ülkelerinin de nükleer enerjiye büyük bir dönüş yapmasına yol açtı.
İşte tam bu noktada, Türkiye'nin nükleer enerji için attığı adımın önemi ve zamanlaması da ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor.
Akkuyu nükleer santralinde, birinci reaktörde hazırlıklar yüzde 95 oranında tamamlandı.
İlk nükleer reaktörün bu yıl içinde devreye alınması planlanıyor.
Onu diğerleri izleyecek.
Zaman içinde başka nükleer santraller de kurulması hedefleniyor.
Doğru zamanda atılan doğru adım, gelecekte bu ülkeyi farklı bir boyuta taşıyacak.
Yazarın diğer yazıları
Suriye'de kritik gelişme: Deyrizor'da ayaklanan aşiretler, bölgeyi YPG/SDG'den kurtardı
Aşırı sağcı Bezalel Smotrich haddini aştı! Gazze'nin ilhak edilmesini ve Filistinlilerin sürgün edilmesini istedi
Kar yağışı etkisini gösterdi! İstanbul'da yüksek kesimleri beyaza bürüdü
Ankara'da sahte çek operasyonu: 14 gözaltı