ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Zaman daralıyor

ABD ve İran arasında doğrudan görüşme imkânı kalmamış gibi görünse de diplomasi kapısı kapanmadı.

Aracılar üzerinden mektuplaşma ile sürüyor.

Çünkü iki taraf da zaman penceresinin kendileri için fena halde daraldığının farkında.

ABD'nin teklifine İran'dan beklenen cevap geldi.

O cevapta, ABD ve İran dâhil tüm dünya için ciddi bir sıkıntı haline gelen Hürmüz açmazının aşılması öncelikli.

Hürmüz, özellikle enerji konusunda küresel dengeleri sarma potansiyeline ulaşmaya başladı.

En somut göstergelerinden biri de Birleşik Arap Emirlikleri'nin OPEC'ten ayrılma karar alması oldu.

Tahran Washington'a cevabını gönderdiğinde, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi çok yoğun bir trafik içindeydi.

Önce Pakistan'a gitti, görüşmeler yaptı.

ABD'liler gelmeden ayrıldı, Umman'a geçti.

Sonra tekrar Pakistan'a döndü.

Oradan da Rusya'ya gitti.

Moskova'daki görüşmesi önemliydi.

Çünkü mevkidaşı Sergey Lavrov'la değil, doğrudan Devlet Başkanı Putin'le bir araya geldi.

Aslında o görüşme, Moskova'nın meseleye ne kadar büyük stratejik önem atfettiğinin de göstergesi oldu.

İran'ın cevabında özetle şu var.

Nükleer mesele ilk aşamada bir kenara bırakılacak.

Aciliyet Hürmüz Boğazı'nın açılmasına verilecek.

Bölgesel ortaklarla bir formül bulunacak.

Bölgesel güvenlik garantileri eşliğinde çözüm çerçevesi oluşturulacak.

Ancak Trump bundan hoşlanmadı.

Nükleer meselenin sonraya bırakılmasını istemiyor.

Zaten savaşın görünür sebebi de buydu.

En başta hem nükleer meselede hem Hürmüz'de İran'a geri adım attıramadığı bir uzlaşıyı "çıkış "olarak görmüyor.

Taraflar tavizsiz görünmeye devam etse de aslında ikisi için de zaman daralıyor.

Şu anda Hürmüz Boğazı İran tarafından kapatılmış durumda.

Tek tük izin verdiği gemiler dışında kimse geçemiyor.

Ancak hem onlar hem İran limanlarından ayrılan diğer gemiler, bu kez daha geniş bir alanda uygulanan Amerikan ablukasına takılıyor.

Yani özellikle enerji ve petrokimya ürünleri konusunda dünyanın can damarı tıkanmış durumda.

Bu İran açısından iki bakımdan zaman sorunu doğuruyor.

Biri, Körfez başta olmak üzere dünyayı her geçen gün daha da zor duruma sokuyor.

Bunun sebebi "ABD" dese ve şimdiye kadar bir şekilde bu söylemi sürdürebilse de, böyle giderse tüm dünyayı karşısına alma riski doğabilir.

Diğeri ise petrol ihracatı konusundaki sıkıntı.

İran, ABD ve İsrail'in saldırganlıklarına karşı elindeki en büyük kozu kullandı ve Hürmüz'ü kapattı ama Amerikan ablukası nedeniyle kendi petrol gemileri de neredeyse hiç kıpırdayamıyor.

Altyapının sağlığı için çıkarılan petrolün satılması gerekli.

Yani bir devinime ihtiyaç var.

Aski halde dolan depolar, işlevsiz hale gelen ve büyük zarara dönüşen petrol kuyularıyla baş başa kalacak.

Yani çıkardığı petrolü satamaması ve yenilerini çıkaramaması tüm altyapısını felç edecek.

Raporlara göre bu durumun yaşanmasına pek de fazla kalmadı.

O aşamaya gelene kadar Hürmüz'de uzlaşma sağlanamazsa, Amerikan ablukası da kalkmayacak.

Tahran'ın üzerinde bu sebeple zaman baskısı var.

Trump'ın üzerindeki zaman baskısının sebebiyse başka.

Dünyadan ve iç siyasetten gelen tepkiler bir yanda, artan enerji fiyatlarından sorumlu tutulması diğer yanda.

Bir de 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası var.

O yasaya göre, Trump'ın İran'a açtığı bu savaş ona 60 günlük bir süre tanımıştı.

Ve o süre 1 Mayıs'ta doluyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu, Trump'ı bu işin sadece birkaç gün süreceğine inandırmıştı.

Onca ABD'li kurumun istihbarat raporu aksini söylese de, Trump hırslarına yenik düşüp Netanyahu'yu dinlemeyi tercih etti.

Yasaya göre 60 gün dolduğunda Trump'ın önünde üç yol var.

Ya Kongre'den onay alacak, ya bu işe son verecek ya da sağlıklı çekilme gerekçesiyle 30 gün daha süre alacak ve bunu istediği gibi kullanacak ama sonunda çekilmek zorunda kalacak.

Kongre'de kendi partisi içine bile muhalefet görürken, onay pek mümkün görünmüyor.

Kişisel hırsları Kongre'ye boyun eğip bu işe son vereceğini de göstermiyor.

Üçüncü seçenek olan 30 günlük ek süre, yasal sınırlar içinde en olası seçenek olarak duruyor.

Buna karşılık, Trump'ın önünde bir başka seçenek daha var.

O da yasanın etrafından dolaşmak.

Savaş Yetkileri Yasası şimdiye kadar fiilen bir savaşı durdurmak için hiç kullanılmadı.

Geçmiş başkanlar da benzer durumlarla karşılaştığında kendilerine "kaçış noktaları" oluşturdular.

Örneğin Barack Obama, Libya operasyonunda "düşmanca faaliyetler" tanımını esneterek Kongre onayı olmadan süreyi uzatmıştı.

Bill Clinton ise askeri bütçeleri Kongre üzerinden geçirerek örtülü bir yetkilendirme sağlamıştı ama Trump'ın durumu bu konuda da pek parlak değil.

Trump bu süre meselesini bir şekilde aşacaktır.

Onun için asıl önemli olansa, sonbahardaki Kongre ara seçimlerine az kalmış olması.

O zamana kadar İran konusunda kendi seçmenine "zafer " olarak pazarlayacağı bir sonuç almak zorunda.

Kamuoyu araştırmalarında zaten tablo olumsuzdu.

Aksi halde daha da olumsuz olabilir.

Yani sonbahardan sonra Trump'ın parlamentodaki gücünü koruyup koruyamayacağı İran savaşına endekslenmiş olabilir.

Meselenin önemli kısmıysa şu...

İki taraf da karşılarındakinin içinde bulunduğu durumun farkında ve buna oynuyorlar.

İşte tam da burada İranlıların geçmişten gelen müzakere taktikleri ve bunlarda ne kadar mahir oldukları gerçeği karşımıza çıkıyor.

Aslında bunu doğrudan karşılamasa da "Acem oyunu" diye meşhur bir tabir vardır.

Mutlaka bilirsiniz.

Bir bakıma ABD'nin de bugünlerde Acem oyunu ile tanıştığını söylemek yanlış olmaz.

İran diplomasisi, sabır ve zaman üzerine kurulu bir strateji izler.

Müzakereleri uzatarak karşı tarafın direncini aşındırır.

Belirsizliği bilinçli kullanır.

Metinlerde boşluk bırakır, yorumu kendine saklar.

Halı dokur gibi ilerler.

Adım adım acele etmeden, pazarlık gücünü sürekli canlı tutar.

Zamana oynama konusunda da gerçekten başarılıdırlar.

Mevcut krizin masada çözümünü de bu konuda kimin daha sabırlı ve stratejik davrandığı belirleyecek.

Zaman baskısına kim daha çok dayanabilirse, avantaj ondan yana olacak.


Yazarın diğer yazıları