ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Hepimize düşen sorumluluklar var

Babamın ameliyatı nedeniyle son birkaç günü hastanede geçirdim.

Çok şükür ki bizimki hayati bir durum değildi ama insan oralarda bulununca, yaşananlara şahit olunca, hayat kurtarmak için ne büyük çabalar verildiğinin bir kez daha ayırdına varıyor.

Aslında günlük hayatımızda çoğu zaman unuttuğumuz bir şeyi, sağlığın ve hayatın kıymetini yeniden hatırlıyor.

Hastane günlerini bu ruh haliyle geçirirken Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'tan gelen haberler tüm Türkiye'nin olduğu gibi bizlerin de yüreğini yaktı.

Bir yanda bunca can kurtarma çabası, diğer yanda katledilen öğretmen ve çocuklar...

Bir baba olarak, sabah okula teslim ettikleri çocuklarının cenazelerini alan ailelerinin acılarını tahmin bile edemiyorum.

Okullar güvenli yerlerdir.

Böyle de kalmalı.

Aileler çocuklarını okula can güvenliklerinden endişe ederek bırakamaz.

Bunun tekrarının olmaması için ne gerekiyorsa yapılmalı ki devlet güvenlik önlemleri açısından işe koyuldu bile.

Mutlaka devamı da gelecektir.

Ancak şurası kesin ki mesele çok boyutlu ve hepimize düşen sorumluluklar var.

Saldırılardan sonra doğal olarak tartışmalar başladı.

Olaylara dair pek çok detay var.

Örneğin Kahramanmaraş'taki katliamın sorumlusu çocuk.

İddia o ki psikolojik rahatsızlıklar varmış.

Detaylara girmeden yazacağım.

Bir baba, emniyet mensubu bile olsa evine neden o kadar silah bulundurur anlamam.

Şahsen bireysel silahlanmaya sıcak bakmadığım için evde silah bulundurmak bana zaten toptan yanlış gelir.

Diyelim ki bulundurdu...

O silahlar neden çocuğun kolaylıkla ulaşıp elde edebileceği bir yerde olur?

Mutlaka onun annesi ve babasının da yüreği yanıyordur.

Hem kendi oğulları hem katledilen diğerleri için.

Madem böyle bir rahatsızlığı var, babası neden çocuğa silahla atış talimi yaptırır?

Bunlara anlam veremiyorum.

Daha bu çocuğun mesajlaşma programlarından birindeki profilinde ABD'li katil Elliott Rodger'ın fotoğrafı varmış.

Meseleyi takip ettiyseniz mutlaka öğrenmişsinizdir.

2014'te Kaliforniya'da 6 kişiyi öldürüp intihar etmişti.

"Incel" olarak bilinen -istemsiz bekarlar- ve karşı cinsten nefret ekseninde internette sosyalleşen geç erkeklerin idolüne dönüşmüştü.

2018'de Kanada'da bir okulu hedef alan bir başka saldırgan da ondan "ilham" almıştı.

Meseleye buradan bakınca sosyal ağların ne kadar tehlikeli olabileceği sanırım anlaşılıyor.

Bir de şiddet içerikli yapımları ve bilgisayar oyunlarını eleştirenler var ki ben de aslında günümüzde yaşananlarda payı olabileceğini düşünüyorum.

Ama bazıları da çıkıp şunu diyor...

"Kurtlar Vadisi izleyip bilgisayarda savaş ve çatışma oyunları oynayarak büyüdük. Mantar tabancaları sokaklardaki oyunlarımızdan eksik olmazdı. Düğünlere silah sesi eksik olmazdı. Köydeki evimde fişekleri içinde av tüfeği vardı. Ama ben ve benim gibileri katil olmadı. Olayı düşünmedi bile..."

Bu sözler hak vermeyeceğim sözler değil ama bir milyon kişinin böyle olmaması, bir milyon birinci kişinin bu acı katliamı yapmayacağı anlamına gelmiyor.

Evet genelde durum böyle belki...

Ama demek ki insanı kahreden bu "istisnasi" vakaları önlemek için de mutlaka bir şeyler yapılması gerekiyor.

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı açıkladı.

Failin bilgisayarında 11 Nisan tarihli bir belgeye ulaşıldı.

Yakın zamanda büyük bir eylem gerçekleştireceği yazıyordu.

Okul saldırıları deyince ilk akla gelen ülke ABD...

Zaman zaman başka ülkelerden de bu tür haberler gelebiliyor ve literatürde hatırı sayılır bir birikim oluşmuş durumda.

Makale ve raporlar genel olarak bir noktaya dikkati çekiyor.

Buna göre okul şiddetini tetikleyenler arasında ilk olarak aile ortamı, ebevenylerin tutumları ya da akran zorbalığı ve sosyal izolasyon gibi unsurlar var.

Akademik çalışmalar da ilginç şekilde şiddet içerikli oyun oynama sıklığı ile saldırganlık arasında bağlantı kurmuyor.

Saldırganlığın arkasındaki faktör daha çok "dışlanma" olarak görülüyor ki bunun da kendi içinde pek çok sebebi olabilecek ayrı bir tartışma konusu olduğunu belirtmeliyim.

Burada dijitalleşmenin pek çok bakımdan sosyal izolasyonu artırdığını ve bunun bazı kişileri çok daha olumsuz etkileyerek böyle acı sonuçlara yol açabildiğini bir kenara koymamız gerektiği kanaatindeyim.

Bir de dijital dünyada bazı rol modellerin şiddeti estetikleştirdiğini hatırlamalıyız.

Şiddet içeriğine yoğun şekilde maruz kalmak özelikle ergenlik döneminde çocukları duyarsızlaştırıp, zihinlerinde şiddeti normalleştirip meşrulaştırabilir mi?

Konunun uzmanları mutlaka buna dair çalışmalar ve açıklamalar yapmıştır.

Geçmişte başka ülkelerde yapılan katliamlarda, can kaybı bakımından daha öncekileri geçmeye çalıştıkları bir nevi "oyun" oynandığını da unutmamak gerek.

Peki ne yapmak lazım?

Bana kalırsa bu sadece güvenlik önlemleriyle, sadece okul yönetimi ve öğretmenlerle ya da sadece aile ile çözülebilecek bir mesele değil.

Öncelikle aileler dijital içerik takibini mutlaka güçlendirmeli.

Çocukları ellerindeki o cihazlarla kimlerle ve ne şekilde etkileşim halinde, kontrol altında tutabilmeli.

Biliyorum, bunu söylemek yapabilmekten çok daha kolay ama yaşananlar artık durumun acil olduğunu gösteriyor.

Okullarda ise bence güvenlik önlemleri daha da artırılmalı.

Hatta gerekli kanun ve mevzuat değişiklikleri ile okul yönetimlerine çocukların çantalarını arma yetkileri verilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Elbette yetkililer meseleye çok daha hâkim.

Muhakkak artıları ve eksilerini benden çok daha iyi tartacaklardır.

Bunun yanında okullarda dijital farkındalık eğitimlerinin artırılması ve erken uyarı mekanizmalarının etkin şekilde işletilmesi şart.

Şunları unutmamak gerek.

Bu tür olayları en sık yaşayan ülke olan ABD'de, FBI araştırmaları gösteriyor ki aslında birçok saldırgan saldırıyı gerçekleştireceğini daha önceden söylüyor ya da işaretlerini veriyor.

Şanlıurfa örneğinde olduğu gibi.

Ancak bu uyarı işaretleri çoğunlukla blöf ya da ergenlik sorunları olarak değerlendirilebiliyor.

Bunlar ani gelişen bir cinnet halinden ziyade, birikimle ilerleyen planlı eylemler.

The Violence Prevention Project, yani Şiddet Önleme Projesi isimli tarafsız bir araştırma merkezi var.

ABD'de bir üniversitenin bünyesinde faaliyet gösteriyor.

Veri odaklı araştırma ve eğitim yoluyla toplumdaki şiddeti, özellikle de silahlı şiddeti ve kitlesel saldırıları azaltmayı amaçlıyorlar.

Kitlesel saldırganların yaşam geçmişlerinden oluşan bir veri tabanına sahipler.

Kuruluşun 2026 verileri önemli bulgular ortaya koyuyor.

Buna göre tüm kitlesel saldırganların yüzde 80'i saldırı öncesinde fark edilir şekilde sıra dışı bir ruh hali içindeydi.

Üçte ikisi planını daha önceden birilerine sızdırmıştı.

Yüzde 70'i ise önceden intiharla ilgili ifade ya da girişimde bulunmuştu.

Üstelik çalışmalara göre saldırganlar katliam öncesinde sosyal medyada ya aşırı paylaşıma yöneliyor ya sessizliğe gömülüyor.

Önceki okul saldırılarından bahsedebiliyor.

Nefret söylemleri ya da nihilist içerik paylaşımları yapabiliyor.

Umutsuzluk ve yok olma temalı mesajlar paylaşabiliyor.

Forumlar ve aşırıcı gruplar içinde varlık göstermeleri dikkat çekiyor.

Devletin, eğitimcilerin ve ailelerin el ele verip, ne yapıp edip bu işaretleri yakalaması gerekli.

Daha da önemlisi bu gençlerin bu tür katliamlara yönelebilecekleri bir ruh hali içine girmemesini sağlayabilmek.

Hepimizin iyiliği için.

Çocuklarımız için...


Yazarın diğer yazıları